Yuklenirken kucuk bir hata olustu !

Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press to F5 )


Osmanlı Toplumu

Toplumun Yapısı

Örgütlenmiş gruplar halinde yaşayan insanların oluşturduğu bütünlüğe toplum denir, insanların bir arada yaşadığı en üst seviyedeki örgütlenme biçi­mine devlet denir. Devlet; halk, ülke ve hükümdar­lık unsurlarından oluşur.

XIV. yüzyıldan itibaren sınırlarını sürekli geniÅŸleten Osmanlı Devleti, Anadolu’da Türk nüfusu, bir yöne­tim altında birleÅŸtirdi. Balkanlardaki fetihler sonucun­da deÄŸiÅŸik soy ve dinden insanlar ülke nüfusuna ka­tılmıştır. XVI. yüzyılda sınırlarını iyice geniÅŸleten Os­manlı Devleti’nin sınırlarına Suriye, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’daki ülkelerde yaÅŸayan insanlar da dâhil olmuÅŸtur. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir toplum haline gelmiÅŸtir. Müslümanlar yönetici konumundaydı.

 Devletin Resmi Tasnifine Göre Osmanlı Toplumu

Osmanlı Devleti’nde toplum, yönetenler (Askeri) ve yönetilenler (Reaya) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Osmanlı Devleti’nin toplum düzeninin saÄŸlanması için yönetim felsefesinin temeli haksızlıkların önü­ne geçmek, emniyeti saÄŸlamak, adalete dayalı bir toplum nizamı kurmak ve bunu sürdürmekle görev­li bir yönetici güce, (devlet gücüne), dolayısıyla bir hükümdara sahip olmaya dayandırılmıştır.

 Yönetenler (Askeriler)

Osmanlı Devleti’nde yönetenler, yönetilenlerden farklı olarak vergi ödemezlerdi. Yönetenler, gördük­leri vazife ve eÄŸitime göre üç gruba ayrılmıştır.

Bunlardan birinci grup olan Seyfiye‘nin yönetim gö­revi vardı. Vezirler, Beylerbeyleri, Sancak Beyleri bu gruptan seçilmiÅŸtir. İkinci grup ise, ilmiye sınıfıydı. Medreselerde yetiÅŸen bu grup içinden Kazasker, Åžeyhülislâm, Müderrisler ve Kadılar seçiliyordu. İlmi­ye sınıfı eÄŸitim, adalet ve fetva görevlerini üstlen­miÅŸtir. Üçüncü grup ise, Kalemiye sınıfıdır. Defter­darlar, NiÅŸancılar, Reisülküttaplar ve Divan Katipleri bu sınıftan seçilmiÅŸtir. Kalemiye sınıfı devletin ya­zışma iÅŸlerini, maliye ve dışiÅŸlerini üstlenmiÅŸtir.

 Yönetilenler (Reaya)

Osmanlı Devleti’nde yönetilenlere “reaya” denirdi. Reaya askerlerden farklı olarak vergi öderlerdi. Reayayı, çeÅŸitli din, mezhep, ırk ve dilden topluluk­lar oluÅŸturmuÅŸtur. Devlet yönetiminde hakim unsur Türkler olmakla beraber Rumlar, Ermeniler, Arap­lar, Yahudiler, Romenler ve Slavlar yönetimde yer alabiliyordu. Osmanlı Devleti, her inanç topluluÄŸu­nu kendi içinde serbest bırakmış ve onları asimle etme yoluna gitmemiÅŸtir. Devleti oluÅŸturan halkın en önemli unsuru devleti kuran, ona dilini, gelenek ve göreneklerini veren Türklerdi. Anadolu ve Ru­meli Türk nüfusunun en yoÄŸun bulunduÄŸu yerlerdi.

Osmanlı Devleti’nde yönetilenler dini yönden; Müs­lümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler diye üç gruba ayrılmıştır:

Müslümanlar: Türkler, Araplar ve Kafkasya’da ya­şayan topluluklar Müslüman’dı. Fetihler sonucunda; Arnavutlar, Bosnalılar ve Hersekliler Müslüman ol­dular. Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve vergi öderlerdi. Osmanlı Devleti’nde yönetici ola­bilmek için ilk ÅŸart Müslüman olmaktı. Müslümanlar çoÄŸunlukla tarım ve zanaatla uÄŸraÅŸmıştır.

Hıristiyanlar ve Museviler: GeniÅŸ inanç özgürlü­ğüne sahip olan azınlıklar ticaret ve tarım faaliyet­leriyle uÄŸraÅŸmışlar, cizye ve haraç adı ile iki vergi ödemiÅŸlerdir. Hıristiyanlar ve Museviler askerlik yapmazdı. Ancak Islahat Fermanı’yla (1856) dev­let memuru olma hakkını elde etmiÅŸlerdir.

 Yerleşme Durumuna Göre Osmanlı Toplumu

Osmanlı toplumu yerleşme yerine göre; şehirliler, köylüler ve göçebeler şeklinde üçe ayrılmıştır:

Şehirliler; askerler, tacirler ve esnaflardan olu­şuyordu. Şehirliler grubu yönetim, adalet, eği­tim, güvenlik, üretim, ticaret ve zanaatkarlık gi­bi işlerle uğraşmıştır.

Köylüler; Osmanlı toplumunun en büyük bölü­münü köylerde yaşayan halk oluşturuyordu. Köylü, işlediği toprağa karşı çift vergisi öderdi. Kanunların yükümlülükleri dışında köylüler, hür ve bağımsızdı. Köylerde yaşayanlar genellikle tarım faaliyetleriyle uğraşırlardı. Köylüler dirlik sahibine vergi öderler, topraklarını üç yıl boş bırakmaları halinde çift bozan vergisi verirlerdi.

Göçebeler (Konar – Göçerler); genellikle hay­vancılıkla uÄŸraÅŸan göçebeler, Rumeli’ye yer­leÅŸtirilerek buraların TürkleÅŸmesinde önemli rol oynamışlardır. Göçebeler, devlete aÄŸnam ver­gisi yanında kullandıkları otlak, kışlak ve yaylaklar için de ücret öderlerdi.

 Osmanlı Toplumunda Sosyal Hareketlilik

Osmanlı toplumunda kişiler yönetenler (askeri) ve yönetilenler (reaya) diye ikiye ayrılıyordu. Bu sos­yal gruplar arasında geçiş serbestti. Bu durum ya padişah fermanıyla ya da kişilerin yetenekleriyle oluyordu. Toplumda sosyal hareketlilik iki şekilde yaşanmıştır:

 Yatay Hareketlilik

Bir toplumun ülke toprakları üzerinde köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye gidip gel­mesi ya da oraya göçerek yerleşmesi olayına top­lumun yatay hareketliliği denir. Bu hareketlerin bir kısmı kendiliğinden gerçekleşmiş, bir kısmı da devletin imar ve iskân politikası sonunda ortaya çıkmıştır.

Bu uygulama doÄŸrultusunda Anadolu’dan bir kısım Türk aileler Balkanlara yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Devlet ya­tay hareketliliÄŸi teÅŸvik etmiÅŸ ve bu hareketliliÄŸe ka­tılanların yerlerini terk etmelerini önlemek için ted­birler almıştır.

 Dikey Hareketlilik

Dikey hareketlilik; bir toplulukta sınıflar arası geçiş­leri ifade eder. Osmanlı Dönemi dahil Türk toplu­munda hiçbir zaman doğuştan gelen ve birbirine geçişi kabul etmeyen bir sınıf sistemi görülmemiş­tir. Mesela; askeriye mensupları, emekli olduğun­da veya görevinden alındığında yönetilenler sınıfına (reaya) geçmiş olurdu. Reayadan bir kişi de padi­şahın fermanıyla askeri sınıfa geçebilirdi. Bunun için gerekli şartlar şunlardı:

Müslüman olmak

Devlet görevini en iyi şekilde yapmak

Padişaha tam bağlı olmak

Osmanlı Devleti’nde yönetenler sınıfına geçebil­menin yollarından biri devÅŸirme sistemi, diÄŸeri de medrese eÄŸitimi görmekti. SavaÅŸlarda baÅŸarı gös­tererek tımar sahibi olmak, kalemiye sınıfına dâhil bir büroya kâtip olarak girmek de yönetenler sınıfı­na geçmenin yollarındandı.

 Osmanlı Toplum Yapısında Meydana Gelen Değişmeler

XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren taşra yöneti­miyle ilgi olan dirliklerin büyük bölümünü ele geçiren kapıkullarının merkezden bağımsız olarak çiftlik ve malikaneler kurmaları resmi hüviyet sahibi ye­ni tip köy zenginini ortaya çıkarmıştır. Bu gelişme­lerden sonra tımarlı sipahilerin büyük bölümü dir­liklerini kaybetmiştir. Yeni gelişmeler köylünün;

Arazilerinin daralmasına,

Geçim sıkıntısına düşmesine ve borçlarını ödeyememesine,

Elinden çıkardığı topraklarda ücretle çalış­masına,

Köyünü terk etmesi gibi kötü durumlara ne­den olmuştur.

 Osmanlı dirlik sisteminin bozulması ve CoÄŸrafya Ke­şifler’inden sonra Anadolu’da ticari canlılığın kaybol­ması ekonomik sıkıntılara yol açmıştır. İşsiz kalan halk Anadolu’daki isyanlara katılmıştır. 17. yüzyı­lın ikinci yarısına kadar devam eden Celali İsyanları Anadolu’daki halkı önemli ölçüde etkilemiÅŸtir:

Tımarlı sipahiler ortadan kalkmıştır.

Celâlilere karşı silahlanan köylüler, ayanla­rın paralı askeri olmuştur.

Köyden şehire ve güvenli bölgelere göçler hızlanmış, yeni köyler kurulmuştur.

Tarım üretimi düşmüş ve köy – ÅŸehir denge­si bozulmuÅŸtur.

Bu olumsuzluklara karşı devlet, köylünün mülkünü gasbeden ehl-i örfe karşı 17. yüzyıl boyunca adaletnameler yayınlanarak halkı korumak istediy­se de tam başarılı olmamıştır.

 18. Yüzyılda Toplumsal Alandaki Değişmeler

Avrupa ile diplomatik ilişkilerinin yoğunlaşması­na paralel olarak kalemiye sınıfının önemi art­mıştır.

Avrupa’nın etkisiyle deÄŸiÅŸik alanlarda ıslahatlar yapılmıştır.

Avrupa’dan uzmanlar getirilmiÅŸtir.

18. yüzyılda devşirme sistemi önemini kay­betti. Bunun sonucunda reayaya mensup kim­seler yoğun olarak yönetici kadroya girmiştir. Yöneticilerin etnik yapısı Türkler lehine değişti. Bu nedenle 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı yüksek idareci ve bürokrasisi devşirme kaynak­lı değildir.

18. yüzyılda devlet savaştan çekinmiş, mo­dern eğilimli, yenilik taraftarı ve İstanbul’daki Avrupalı devletlerin elçileriyle boy ölçüşebile­cek tecrübeli kişiler yönetime getirilmiştir.

 Ayan ve Eşraf

Osmanlı toplumunda 18. yüzyılda kimlik değişti­rerek yeni bir rol üstlenen gruplardan biri de ayanlardır. Osmanlı toplumunda her zaman bulunan ayan ve eşraf yönetimle şehir halkı arasında diya­logu sağlamıştır.

19. yüzyılın başlarında iyice güçlenen ayanlar, merkez üzerinde etkili olmuşlardır. Ancak II. Mah­mut, yeniçerileri ortadan kaldırdıktan sonra merkezi yönetimi güçlendirmiş ve ayanlara son vermiştir.

 İskan Faaliyetleri

Osmanlı Devleti önceleri fethettiÄŸi yerlere Türk nüfusu taşırken, 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılda savaÅŸların kaybedilmesi nede­niyle elden çıkan topraklardan Anadolu’ya ge­len insanlar uygun yerlere yerleÅŸtirilmeye çalı­şılmıştır.

Elden çıkan topraklardan gelen ürünlerin telafi­si için göçebe konar – göçerler yerleÅŸik hayata geçirilmeye çalışılmıştır.

 Tanzimat ve Sonrasındaki Gelişmeler

Batı tarzı okulları bitiren ve yabancı dil bilenler önemli görevlere getirilmiştir.

Merkezi hükümet güçlendirilmiş ve bakanlıkla­rın etkinliği artırılmıştır.

Tanzimat Fermanı’yla devlet ile toplum iliÅŸkile­rinde yeni düzenlemeler yapılmış, halka yeni hak ve güvenceler verilmiÅŸ ve padiÅŸahın yetki­leri sınırlandırılmıştır.

Islahat Fermanı’yla Müslim – Gayrimüslim halk, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin kaynaÅŸtırılma-ya çalışılmıştır.

Üst düzey Tanzimat bürokratlarından her biri İstanbul’daki yabancı elçiliklerden biriyle ilişki içindeydi. Bu da yabancıların Osmanlı içişleri­ne karışmasını kolaylaştırmıştır.

Yeni bürokratlar İslâmi normlardan bağımsız olarak akıl yoluyla hareket etmişlerdir.

 Nüfus Hareketleri ve Yeni Yapılanma

19. yüzyılda Osmanlı genel nüfusu azalırken diğer yandan daralan Osmanlı sınırları içindeki nüfus gittikçe artmaktaydı. Genel nüfusun azal­ması toprak kayıplarına, mevcut nüfusun art­ması ise kaybedilen topraklardan gelen göçlere bağlıydı.

18. yüzyılın son yirmi yılında Osmanlı – Rus ve Avusturya SavaÅŸları yüzünden Kazan, Kı­rım, Kafkasya ve Özi bölgelerinden Anadolu’ya göçler baÅŸlamıştır.

1806-1812 yılları arasında Osmanlı – Rus Sa­vaşı sonunda Balkanlardaki Türkler Rumeli köy ve kasabaları ile İstanbul ve Anadolu’yu dol­durmuÅŸtur.

1820-1830 yılları arasında Türkler Mora, Eflak ve BoÄŸdan’dan Anadolu’ya zorla göç ettirilmiÅŸtir.

1854 – 1856 Kırım Savaşı sonunda altı yüz bin Kırımlı Anadolu’ya gelmiÅŸtir.

1877′de Kafkaslardan Anadolu’ya göçler devam etti. Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar süren göçler günümüzde de devam etmektedir.

17. ve 18. yüzyıllarda halk karışıklıklar­dan dolayı yamaçlara ve dağlara yerleşirken 19. yüzyılda ticaretin gelişmesi ve dışarıdan göçlerin gelmesi ovaların da ekilmesini zorunlu hale getirmiştir

Benzer Başlıklar


Fatal error: Maximum execution time of 30 seconds exceeded in C:\Inetpub\vhosts\ozgurokul.org\httpdocs\wp-content\themes\ozgurokul\widgets\single.php on line 15

Fatal error: Maximum execution time of 30 seconds exceeded in C:\Inetpub\vhosts\ozgurokul.org\httpdocs\wp-includes\wp-db.php on line 411