Yuklenirken kucuk bir hata olustu !

Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press to F5 )


Hep O Åžarkı – Yakup Kadri KaraosmanoÄŸlu

Hep O Åžarkı, Yakup Kadri’nin son romanıdır ama romanlarının taşıdığı zamansal bütünlük bakımından zincir romanlarından ilki olarak düşünülmelidir. Roman, Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit’in hükümdarlık zamanlarında geçer. Bu açıdan Kiralık Konak’tan önce geldiÄŸi düşünülebilir.

Romanın diÄŸer bir özelliÄŸi de Yakup Kadri, olayları sadece bu romanında bir kadın karakterin birincil aÄŸzından aktarır. Münire, kendi hayatını anlattığı bir kitap yazmaktadır ve aslında bu kitap ‘Hep O Åžarkı’ dır.

Münire, romanı yazdığında artık yaşlı ve dul bir kadındır. Romanda hayatını anlatır ama hayatı aslında bütün hayatı boyunca aşık olduğu ve hayatı boyunca da kavuşamadığı Cemil Bey ile aralarındaki aşktan ibarettir. Münire, 50 yaşını geçmiş artık hayatın geride kalan kısmına bakarak yaşayan, yaşanmamışlıkları düşünerek kalan hayatını geçiren sade bir dul kadın; Hep O Şarkı da pişmanlıkları anlatan acıklı bir aşk romanı.

Romandaki karakterler, sıradandır. DiÄŸer romanlardaki karakterler gibi hayatlarında büyük fırtınalar yaÅŸamazlar. YaÅŸasalar da bunlar romanın bütünlüğü açısından kitapta yer bulamaz. Yakup Kadri’nin diÄŸer romanları gibi Hep O Åžarkı, toplumsal olayları anlatma kaygısını diÄŸer romanlarına göre daha az taşır. Bu tür toplumsal vurguları yapıp Kiralık Konak’a son derece güzel bir giriÅŸ yapsa da ama aslında hep bireyselleÅŸip olgunlaÅŸamamış, hayata karşı Kiralık Konak’taki Seniha’nın yarısı kadar bile direnç göstermemiÅŸ bir kadınla hemen hemen aynı çizgide yaÅŸamış bir adamın yarım kalmış duygusal iliÅŸkisini anlatır.

Kitapta olaylar, mekan olarak yalı ve konakta geçerken yalıda iyimser, konakta ise daha karamsar olaylar aktarılarak yalı ve konak kavramlarına atıfta bulunur yazar. Bu yönden Kiralık Konak kitabına ilk selamını verir ama son iÅŸaret deÄŸildir. Cemil Bey’i üçüncü kez romana sokarken deÄŸiÅŸen İstanbul’u anlatmak için ‘redingot’ tan bahseder ki bu da Kiralık Konak romanının giriÅŸinde İstanbul’un deÄŸiÅŸen çehresini anlatmak için seçilen sembollerdir. Aynı ÅŸekilde Nur Baba’daki BektaÅŸi yaÅŸamına da Münire’nin teyzesi aracılığıyla atıfta bulunur.

Yakup Kadri, bu romanıyla diÄŸer romanlarında tükettiÄŸi, defterini kapattığı saraya yakın, eski İstanbullu üst zümrenin hayatını anlatır ve zincirin diÄŸer halkası romanları için giriÅŸ yapar. Ne yazık ki, bu romanı ön plana çok çıkmamıştır ama Yakup Kadri’nin bütünselliÄŸini anlamak için Hep O Åžarkı’yı okumak ve anlamak çok önemlidir.

Hep O Şarkı-KONUSU:

Romanda, bir aÅŸk anlatılırken, aynı zamanda Sul­tan Abdülaziz dönemi Türkiye’sinden görüntüler de verilmektedir.

Meğer roman yazmak ne güç bir İşmiş! Saatlerdir iki cümleyi bir araya getiremiyorum. Oysa ki, kolay sanıyordum. Ben ki, ne kadar çok kitap okudum. Bunların etkisinde kalarak, hayatımın romanını yazmaya karar verdim. Çok müsvedde karaladım, baktım ki yazdıkça anlatmak istediğim konudan uzaklaşıyorum, ben kelimelere hakim olacağım yerde, onlar beni alıp sürüklüyorlar.

Evet, ben bu satırları yazan bin faciadan arta kalmış kırk beş­lik, ellilik Münire kadın, ‘Ben otuz beÅŸ yıl, hep aynı erkeÄŸin aÅŸkı ile yanıp kavruldum’ demekten baÅŸka söyleyecek bir söz bulamıyorum. Aslında, Cemil Bey’i ne zaman, kaç yaşımda sev­meye baÅŸladığımı da tam olarak bilmiyorum. Daha küçük yaÅŸlar­da, oÄŸlan olsun, kız olsun onu bütün arkadaÅŸlarımdan kıskanır­dım. Bir gün, oyun esnasında Cemil Bey’i Sıdıka ile bir köşede sarmaÅŸ dolaÅŸ yakalayınca ne kadar üzülmüştüm.

Åžimdi yerinde yeller esen yalımız, Baltalimam’na yakın bir noktada idi. Cemil Beylerin yalısı iki kapı ötemizde idi. İlk feracemi giyip onlara gittiÄŸim gün, Cemil Bey’in annesinin ‘ne de yakışmış’ diyerek sarılıp Öpmesini hiç unutamam.
Artık, Cemil Bey’le, sık sık görüşüyor, konuÅŸuyorduk. KonuÅŸmalarımızın seyri deÄŸiÅŸmiÅŸ, iki sevgili haline gelmiÅŸtik. Baba­mın farkında olduÄŸundan haberim bile yoktu. Ölüm dahi, beni Cemil Bey’den vazgeçiremez diye düşünüyordum.

İlk Gönül Acılan:

Ancak, babam ölümden de baskın çıktı. Beni öyle bir baskı altına aldı ki, tel kafeste kuÅŸ gibi çırpınmaÄŸa baÅŸladım. Tek tesel­lim, Cemil Bey’in ÅŸarkı söylerken duyduÄŸum sesi idi.
Cemil Bey, hayallerimin ve rüyalarımın tek nesnesi olmuştu. Bir gün rüyamda, Cemil Bey ile konuşurken, dadım üstüme geldi. Beraber sarılıp ağlaştık.

Saadet Kırıntıları:

Yine de, arada bir cüretli davranışlarım olmuyor deÄŸildi. Ço­cukluk arkadaşım Sıdıka vasıtası ile Cemil Bey’le sık sık olmasa da, arada sırada mektuplaşıyordum. Bazen tesadüfen de olsa birbirimizi uzaktan uzaÄŸa görebiliyorduk. Ah o uzaktan ya da yakından yüzünü görebilmiÅŸ olmam, benim için ne büyük bir mutluluktu, anlatamam. Ancak, bunlar ancak yaz günleri gerçek-leÅŸebiliyordu.

Kısmet Bu:

Kış gelip de, Yah’dan konaÄŸa gittiÄŸimiz zaman, manastıra kapatılmış kızlardan farkım kalmazdı. Bütün gün, sabahtan ak­şama kadar ümitsizlik içinde kıvranıp dururdum. Arada bir misa­fir geldiÄŸinde, asık suratımla, en baÅŸta annemin huzurunu kaçırır, güler yüzlü olmam için, bin bir çeÅŸit dil dökerdi. Dadım ise, her fırsatta ‘her ÅŸeyin başı kısmet’ derdi. Önceleri bu lafa fazla ehem­miyet vermez, gülüp geçerdim. Ne kadar büyük bir laf olduÄŸunu, nice olayları yaÅŸadıktan sonra öğrendim.

İşte bu anlayışsız kafam ile günün birinde Nafi Mollaların konağına, oÄŸulları Ruknettin Bey’in eÅŸi olarak gelin gittim. Nafi Bey Åžeyhülislam, Ruknettin Bey ise Kazasker idi’Babam, bir yığın isteyenime red cevabı verirken, beni palas pandıras Nafi Molla Konağı denilen o cehennemin içine atmıştı. Bu konakta, neler gördüm, neler geçirdim:

Ruknettin Bey’in beni katlettiÄŸi geceden sonra, bütün bu zenginlik ve ihtiÅŸam içinde dolaÅŸan, sadece ve sadece hayaletim olacaktı. Gerçi o geceden sonra, onu bir daha kendime yaklaÅŸtırmadım. Bu irade kuvvetini İse, Cemil Bey’e olan aÅŸkımdan alıyordum.

Kaymbabam, oğlu ve karısından farklı idi. Bir kerecik olsun gülümsediğini görmememe rağmen, üzerimde daima güler yüzlü bir adam tesiri yapmıştır. Kaynanam, sesinin kalınlığı, vücudu­nun hantallığı ve oburluğu ile ne kadar kaba bir erkeği andırıyor idiyse, kaymbabam bütün tavır ve edalarında o kadar nazlı bir kadına benziyordu.

Kayınbabamın, bu konakta en az benim kadar yalnız oldu­ğunu hissetmem, ona karşı duyduÄŸum sevgi ve saygıyı arttırmıştı’

Geceli gündüzlü, hep anayla oğul arasında yaşamaya mah­kumdum. Kocam, kaynanama çok benzerdi. Geniş paçalı donla-n,kadife hırkaları, işlemeli takkeleriyle bıngıl bıngıl dolaşırken arkadan bakıldığında, kocam tıpkı, kaynanamın aynısı idi.

Nafi Molla Konağı:

Bu konakta yemekten İçmekten, yatıp uyumaktan baÅŸka bir ÅŸey yok. Kaynanam, o zengin sofralarda bazen o kadar çok yiyip içiyordu ki, yorgun düşüp sofra başında uyuyakalıyordu. Kocam da aynen annesi gibi yer, içer ve uyuya-kalırdı. Ben de hemen elime bir roman alır okumaya baÅŸlardım. OkuduÄŸum romanlarda Cemil Bey’i hep yanı başımda hayal eder, onunla beraber dünyayı dolaşırdım.

Rüknettin Bey, artık kendisine karşı göstermiÅŸ olduÄŸum so­ğuk hallere alışmıştı. Geceleri, sık sık yataktan ayrılıp gidiyor, ne zaman döndüğünün farkına varmıyordum. Bir gün yine böyle sessizce yanımdan kalkıp gidince, merakımı yenemeyİp, yavaşça takip ettim. Küçük Molla Bey ikisi ÇerkeÅŸ, biri HabeÅŸi üç genç hizmetçi kızın yattığı odaya girdi’Bir ÅŸey fark ettirmeden, gelip yatağıma yattım.

Zeyrekli Fatma Hanım:

Kaynanamın yanına gelip giden kadınlardan birisi de Zey­rekli Fatma Hamm’dı. Bu kadm, diÄŸerlerine göre daha ağırbaÅŸlı ve oturaklı duruyordu. Bir gün usulca yanıma sokulup ‘Cemil Bey’in selamı var’ deyip, elime bir zarf sıkıştırdı. Uçarcasına yu­karı çıktım ve mektubu bir çırpıda okudum. Mektup ‘Sevgili Münire’ diye baÅŸlıyor, beni unutmak İçin alkole sığınmaktan tu­tunda, uzak yerlere gitmeye kadar, her ÅŸeye baÅŸvurduÄŸu halde, bir türlü beceremediÄŸini anlatıyordu. En sonunda da, Fatma Ha-nım’a güvenebileceÄŸimi belirtiyordu.

O gece, bu mektubu kaç kere okudum, kaç kere koynuma soktum çıkardım bilmiyorum. Zeyrekli Fatma Hamm’ın ‘yarın gidiyorum’ demesi üzerine, onu hiç unutmadığımı belirten bir mektup yazarak gönderdim.

Birkaç gün sonra gelen cevapta ‘Fatma Hamm’ın bir buluÅŸma yeri ayarlayacağı’ yazıyordu. Nitekim ayarladı da.

Perşembe günü buluşacaktık. Haberi pazartesi vermişti. O üç günü nasıl geçirdim, bir ben bilirim. O sabah, bir gelin gibi süs­lendim. Tüm bu hazırlıklar, heyecan, bekleyiş neticesinde sadece ve sadece onunla iki saniye bakışabildik, o kadar. Bu kısa zaman süresi bile beni canlandırmaya yetmişti.

Yeni Dünya:

İki yıllık bir ayrılıktan sonra, Cemil Bey’le zaman zaman bu­luÅŸmaya baÅŸladı. Lakin, aramızda herhangi bir birleÅŸme meydana gelmedi’

Bir gün, sır ortağım, hizmetçilerden Cenan yanıma gelerek, HabeÅŸ hizmetçinin Rüknettin Bey’den hamile kaldığı için evden çıkartıldığını, Rüknettin Bey’in bu seferde sık sık kendisini sıkış­tırdığını söyledi. Hemen kafamda ÅŸimÅŸekler çaktı, kurtuluÅŸ bunda diyerek, soluÄŸu hemen bizim konakta aldım.

Kapıda beni karşılayan Dadıma her şeyi bir bir anlattım. Ka­dıncağız olduğu yere çöküverdi. Annemin merdivenlerden indi­ğini görünce ona doğru koştum, sarılıp ağlaştık. Karar için, akşam babamı beklemeye karar verdik.

Babam gelince, annem her ÅŸeyi anlatmış. Babam beni çağıra­rak, isteÄŸimi sordu. Ne emrederseniz o, diye cevap verdim. ‘Artık yanımızda kalacaksın’ deyince dünyalar benim olmuÅŸtu.

Bir Dönüm Noktası:

Artık evde, el üstünde tutuluyordum. Sanırım, fazla üzülmemem için böyle davranıyorlardı. Yalnız, babamın Cemil Bey konusunda, önceden beri neden bu kadar katı davrandığını çözememiştim.

Biz yalıya geçtikten birkaç gün sonra, Cemil Bey’lerin yalı­sında da hareket baÅŸladı. Çok bir zaman geçmeden, gelip yerleÅŸtiler. Artık, Cemil Bey ile arada bir görüşebiliyorduk. Yalnız, bu buluÅŸmalar içimizdeki susuzluÄŸu gidermeye yetmiyordu.

Bir gün, halamlara ziyarete gittim. Olanları anlatınca, halam çok üzüldü. Sonra da bana ‘Cemil Bey’le aranız nasıl’ diye bir akramymışım gibi sordu. Çok ÅŸaşırmıştım. ‘Ben her ÅŸeyi biliyo­rum kızım’ deyince rahatladım’
Artık, halamın yardımları ile Cemil Bey’le sık sık buluÅŸuyor­duk.

Yirmi Beş Yıl Sonra:

Bütün bu yazdıklarımın üzerinden tam yirmi beÅŸ yıl geçmiÅŸ bulunuyor. Olup bitenler, ÅŸimdi bana bir rüya gibi geliyor’Bu dünyada artık hiç kimsem kalmadı. Sevdiklerim birer birer göçüp gittiler’Cemil Bey’den haber almayah neredeyse yirmi dört yıl oldu.

Nasıl mı oldu? Neler mi oldu? Hatırlamaya çalışayım. Cemil Bey en son buluÅŸmamızda, ‘Yarın akÅŸam gelemezsem merak etmeyin’ demiÅŸti. Sebebini sorduÄŸumda ‘Yarın gelebilirsem söylerim’ deyip gitti. İşte gidiÅŸ, o gidiÅŸ.

Sonra, yazdığı mektupta her ÅŸeyi anlatmıştı, ancak neye yarar’MeÄŸer, Saraydan Cemil Bey ile bir kızı evlendirmek istemiş­ler. Cemil Bey kabul etmeyince, babası Hakkı PaÅŸa’nrn tayinini Çıkarmışlar. Tabii Cemil Bey’in de. KahrolmuÅŸ, yıkılmıştım. Tek teselli kaynağım Halam Åžahende Hanım idi. Bu ÅŸartlar altında, evimizi Fazlı PaÅŸa’ya taşıdık. Halam da Laleli’ye taşındı.

Halamın kızı Hasibe’nin daha Önce var olan hastalığı artmıştı. Çok geçmeden aramızdan ayrıldı. Hayat iyice çekilmez bir hal almıştı. Kaç sefer hayatıma son verme düşüncesi içinde oldum. Lakin, Cemil Bey’i bir kez daha görebilirim ümidi ile hep vazgeçtim.

Bir gün babam, omuzları düşük, beli bükük, avurtları göç­müş, kamburu çökmüş bir vaziyette eve geldi. Bir daha da evden çıkmadı. Hatta Rüknettin Bey’in babası benim boÅŸ kâğıdımı dahi eve getirmek zorunda kaldı.

BoÅŸ kâğıdını alınca, hemen halama koÅŸtum ve artık Cemil Bey ile evlenebileceÄŸimi söyledim. Halam da ‘Acele etme, hele Cemil Bey bir gelsin’ diyordu. Ben de her an bu hayalle yaÅŸamıyor muydum? Ne yapıp, edip öğrenmeliydim. İlk fırsatta, Hakkı Pa-ÅŸa’Iarın yalısına gittim. Kimsecikler yoktu. Kapı komÅŸuları Pakize Hanım’dan, Hakkı PaÅŸa’nın çok Önceleri vefat etmiÅŸ olduÄŸunu öğrendim. Cemil Bey ise bir yerlerde reji müdürlüğü yapıyormuÅŸ. Nerede diye heyecanla sorduÄŸum soruya, ‘Metin ol kızım, duydu­ğum kadarı ile orada evlenmiÅŸ ve çoluk çocuÄŸa karışmış, sen de daha genç ve güzelsin, kendine yeni bir hayat kurabilirsin’ diye cevap verdi.

Oradan nasıl ayrıldım, halamın yanına nasıl vardım bilmi­yorum. BildiÄŸim tek bir ÅŸey vardı ki, ben de artık halam gibi yaÅŸlı bir kadındım’

MeÄŸer feleÄŸin çemberinden geçmek bu imiÅŸ. İnsana bir sabır, bir tevekkül geliyor’
Ben bu haldeyken Moskof muharebesi oldu. Memleketin, altı üstüne geldi. Hiç bilmediÄŸim, görmediÄŸim geçim sıkıntıları baÅŸ göstermeye baÅŸladı. Babam bazı çalışanları çıkarmak zorunda kaldı. Ve babacığım, harp bitmeden bu dünyadan göçüp gitti. Bundan sonra çektiÄŸimiz sıkıntılar yüz misline çıktı. Düşman Ayastefanos’a kadar geldi. Yakmaya bir parça kömür dahi bulamıyorduk. Bütün bu sıkıntılar içerisinde, gönül meselelerine yer mi kalır. Artık, sadece annemi düşünüyordum. Nihayet korktuÄŸum başıma geldi. AnneciÄŸim de Önce hasta­landı, sonra İyice elden ayaktan düştü, bir gün de yüzündeki gülümsemesi ile aramızdan ayrılıp gitti. Yapayalnız kalmıştım. Halamların yanma taşındım.

Hep O Şarkı, Fakat.:

Bir gün halam, ‘bu böyle olmaz, biraz gayrete gelip ruhumuzun ¦paslarını sümehyiz, diri diri mezara gömülmemeliyiz’ dedi. Peki ne Halamın BektaÅŸi tarikatı üyesi olduÄŸunu, bu yüzden babam­la aralarının soÄŸuk olduÄŸunu duymuÅŸtum. Sırf merakımı gider­mek için, onunla beraber bu toplantılara gitmeye karar verdim. 1 Hatta katıldığım ilk toplantıdan aklımda kalan ÅŸu mısra idi:

‘Uzak sanıp bağırma
O senedir çağırma.’

Bir gün halam, Vaniköy’deki EÅŸref PaÅŸa yalısına davetli ol­duÄŸumuzu söyledi. Gitmek istemiyordum. Ancak, ısrarlarını kıramayıp gitmeyi kabul ettim.
Ziyafet yerinde, kadınlar üst katta yiyip içiyor, erkekler ise bahçede kurulu sofralarda bu iÅŸi yapıyorlardı. Pakize hanım, bahçedeki erkekleri tek tek isimlerini sayarak gösteriyordu. Bir ismi söylerken bana bakıp sesini kısmasının sebebini anlayama­dım. Sonra, bahçede çalgılar çalınıp, ÅŸarkılar söylendi. Pakize Hanım, yanımıza gelip, ÅŸimdi söylenecek ÅŸarkıyı iyi dinlememizi söyledi. MüziÄŸe kulak kabarttım. Evet, bu bizim ÅŸarkımızın müzi­ği idi. Ama söyleyen kimdi? Allah’ım, hayır, olamazdı. Bu sesin sahibi o muydu?’Yığılmışım.

Halama, sık sık Cemil Bey’i anlatmasını istiyordum. Ancak, anlattıkları kafamdaki Cemil Bey’le bir türlü uyuÅŸmuyordu. O cıvıl cıvıl, korkusuz Cemil Bey’i deÄŸil, ürkek, sığıntı gibi duran birinin portresini çiziyordu.

Bu geceden üç gün sonra, halamla oturduÄŸumuz eve ziyarete geldi. Tam da halamın anlattığı gibiydi. Ürkek, sinmiÅŸ, hep sıkıntılı bir halde idi. MeÄŸer beni görmek için deÄŸil, halamdan kendi mesleki haklarının iadesi için EÅŸref PaÅŸa’dan ricada bulunması için gelmiÅŸmiÅŸ. KeÅŸke hiç gelmeseydi. KeÅŸke hiç görmeseydim. Hayalimde hep o yıllar öncesi Cemil Bey olarak kalsaydı. Åžimdi bütün hayatım birdenbire anlammı yitirdi. Kötü olan önümdeki deÄŸil, arkamdaki boÅŸluk. Sanki Cemil Bey ile hiç tanışmamışız, hiç seviÅŸmemiÅŸiz gibi’

Benzer Başlıklar