Yuklenirken kucuk bir hata olustu !

Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press to F5 )


Psikoloji Kategorisi

Organizma ve Çevre İlişkileri

Organizma:
Organizma sözcük anlamıyla canlı varlık demektir. Canlı varlığı oluşturan organlar örgütlenmiş bir bütün olarak organizma terimi ile ifade edilir. İnsan, hayvan ve bitki gibi tüm canlı varlıklar birer organizmadır. Ancak Psikoloji, gelişmiş hayvanları ve insanı konu edinir.

Çevre:
Organizmayı çevreleyen, onun gelişimini ve yaşamını etkileyen dış koşulların toplamıdır. Psikolojinin ilgi alanı daha çok davranışın gerçekleştiği dış çevredir. Buna göre insanın içinde bulunduğu çevre doğum öncesi çevre ve doğum sonrası çevre olarak ikiye ayrılır.

Uyarıcı:
Organizmayı etkileyen iç ve dış faktörlerdir. Uyarıcı bir ses bir ışık gibi dıştan gelen bir etki veya acıkmak, susamak gibi içten gelen bir etkide olabilir.

Duyum:
Uyarıcıların duyu organları tarafından beyne iletilmesidir.

Duyum İçin Gerekli Olan Şartlar:
• Bir uyarıcı olmalı
• Duyu organları sağlam olmalı
• Canlı bir beyin olmalı
• Uyarıcıyı duyu organlarına iletecek uygun bir ortam olmalı.
Örneğin: Boşlukta ses iletilmez, Cisimlerin görülebilmesi için ışık gerekir.
• Uyarıcının şiddeti duyum eşikleri arasında olmalı.

Duyum Eşiği:
Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait şiddetlerdir.
• Alt Eşik: Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait en küçük miktardaki şiddettir.
• Üst Eşik: Organizmanın fark edebildiği uyarıcıya ait en yüksek miktardaki şiddettir.

Farklılaşma Eşiği:
Uyarıcının şiddetinin değişip değişmediğinin fark edilebilmesi için uyarıcının şiddetinde değişmesi gereken en az miktara farklılaşma eşiği denir.
Örneğin: 100 wattlık ampulun yandığı odadan 150 wattlık ampulun yandığı odaya geçilirse aydınlanma farkı belli olur. Bunun nedeni iki uyarıcı arasındaki fark, fark eşiğini geçmiştir.

Uyum (alışma): Organizmanın içerisinde yaşadığı ortamın ve koşulların gerektirdiği şekilde davranmasıdır.

Duyusal Uyum: Organizma bir uyarıcıyla tekrar tekrar karşılaşırsa o uyarıcıya tepkide bulunmaz hale gelir.
Örneğin: Eczanede bir süre kaldıktan sonra ilaç kokusunun hissedilmemesi.
Parfümeri de bir süre kaldıktan sonra parfüm kokusunun hissedilmemesi.

Duyarsızlaşma: Organizma bir duyguyla tekrar tekrar karşılaşırsa o duyguya tepkide bulunmaz hale gelir.
Örneğin: Doktorların yaralı ve ölülerden hiç etkilenmemesi.

Uyarılma: Dıştan ve içten gelen uyarıcıların organizmayı etkilemesine uyarılma denir.

Aşırı Uyarılma: Organizmanın ihtiyacı olandan daha fazla miktarda ve şiddette uyarıcı ile karşı karşıya kalması durumudur.
Örneğin: Köyden kente gelen kişinin durumu.

Yetersiz Uyarılma: Organizmanın ihtiyacı olandan daha az miktarda ve şiddette uyarıcı ile karşı karşıya kalması durumudur.
Örneğin: Kentten köye giden kişinin durumu.

Dengeleme (Homeostatis):
Organizmanın aşırı ve yetersiz uyarılma sonucunda bozulan dengeyi kendiliğinden otomatikman yeniden kurma durumudur.
Örneğin: Organizmanın, beden ısısı yükseldiğinde terleyerek soğumaya veya beden ısısı çok düştüğünde titreyerek ısınmaya çalışması.

GÜDÜ (motiv) ve GÜDÜLENME (motivasyon)

Güdü: Organizmayı etkileyerek harekete hazır hale getiren iç ve dış uyarıcılardır.
Güdülenme: Organizmanın bir güdünün etkisiyle harekete hazır hale geçerek davranışta bulunma sürecidir.
Örnek:

Güdülenmiş Davranışın Özellikleri:

1) Güdülenmiş Davranış Seçicidir: Aç bir insanın önüne su ve yemek konursa yemek yer.

2) Güdülenmiş Davranış Etkindir: Organizma güdüsünü tatmin edene kadar çaba gösterir.

3) Güdülenmiş Davranış Yorucudur: Organizma güdüsünü tatmin ederken çabalar, yorulur.

Organizmayı harekete hazır hale getiren 3 tür güdü vardır:

1) Fizyolojik güdüler
2) sosyal güdüler
3) İçgüdüler

1) Fizyolojik güdüler:
Organizmanın varlığını sürdürebilmesi için gerekli olan güdülerdir.
Örnek: Açlık, susuzluk, annelik, cinsellik, dinlenme, uyku, boşaltım

Özellikleri:
• Tüm canlılarda bulundukları için evrenseldir.
• Diğer güdülerin temelini oluşturdukları için birincildir.
• Kalıtım yoluyla kazanılır.
• Sosyal güdülerin kaynağıdır.
• İnsanlarda ve hayvanlarda ortak olarak bulunur.
• Yaşamak için zorunludur.

2) Sosyal güdüler:
Organizmanın toplum içerisinde yaşaması sonucunda oluşan güdülerdir.
Örnek: Sevme, sevilme, beğenilme, başarı, hırs, kendini gerçekleştirme vs.

Özellikleri:
3) Kaynağı çevredir, toplumdur.
4) Bireyden bireye, toplumdan topluma değişir.
5) İleriki yaşlarda daha çok etkindir.
6) Fizyolojik güdülerden daha karmaşıktır.

NOT:
7) Fizyolojik güdüler evrenseldir, Sosyal güdüler ise özneldir. Bireyden bireye, toplumdan topluma değişir.
Fizyolojik güdüler doğuştandır(kalıtım), Sosyal güdüler ise öğrenme sonucu kazanılır.
9) Duruma göre biri diğerinden üstün olabilir.

3) İçgüdüler:
Doğuştan kazanılan, niçin yapıldığı bilinmeyen, bir türün bütün bireylerinde aynı şekilde görülen, kalıtım yoluyla bireyden bireye aktarılan, evrimleşmemiş davranışlardır.
Örnek: Arının bal yapması, Örümceğin ağ örmesi vs.

Özellikleri:
• Doğuştandır, yani öğrenilmemiştir. ( Arının bal yapması )
• Otomatiktir. ( Arı, kovanın bal ile taştığına aldırmadan bal yapar.)
• Türe özgüdür. ( Arı bal yapar, Örümcek ağ yapar, Köpek havlar, Kuş uçar vs.)
• Evrimleşmemiştir. ( Bin yıl önceki örümceklerde ağ yapıyordu. )
• Hayvanlarda görülür.

NOT:
• Fizyolojik güdüler evrenseldir, İçgüdüler ise türe özgüdür.
• Fizyolojik güdüler ve İçgüdüler doğuştandır.
• Fizyolojik güdüler otomatik değildir, İçgüdüler ise otomatiktir.

ALIŞKANLIK
Çok iyi öğrenilmiş, tekrar edile edile düşünmeden yapılır hale gelmiş davranışlardır.
Örneğin: Sigara, içki gibi.

Özellikleri:
• Alışkanlık ile İçgüdü aynı şey değildir. Alışkanlığın temelinde öğrenme vardır, İçgüdü ise doğuştandır.

REFLEKS
Organizmanın bir uyarıcıya karşı verdiği ani ve istem dışı tepkidir.
Örneğin: Öksürmek, gıdıklanmak, esnemek, gözbebeğin küçülmesi vs.
“Refleksler geliştirilebilir”

NOT:
• Refleksler geliştirilebilir. ( Karateciler, Tenisçiler, Kaleciler )
• Refleksler ortadan kaldırılamaz, bir süre geciktirilebilir. (Öksürüğümüzü bir süre tutabiliriz; ama gıcık fazla olursa tutamayız.)
• Refleksler organizmayı tehlikelere karşı korur. (Gözbebeğin ışığa karşı büyüyüp küçülmesi.)

DUYGU VE HEYECAN

Duygu: Uyarıcıların organizmada oluşturduğu haz ve acı hissine duygu denir.
Heyecan: Kısa süreli çok yoğun duygulara heyecan denir.

NOT:
• Heyecanın yararları ve zararları vardır.
• Heyecan insanın düşünme kapasitesini azaltabilir, karar vermesini zorlaştırabilir.
• Fazla heyecana maruz kalan insanlarda bir takım rahatsızlıklar ( kalp, mide, bağırsak ) ortaya çıkabilir.
• Bunun yanında heyecan insana normalin üzerinde enerji kazandırır. ( Bir normal koşmamız vardır, bir de köpek bizi kovalarken koşmamız vardır. )
• Az heyecan yararlı, çok heyecan zararlıdır.
• Heyecan sonucunda organizmada iç değişmeler ( kalp atışının hızlanması ) ve dış değişmeler ( yüz ifadesinin değişmesi ) oluşur.

Öğrenme – Bellek – Düşünme

Öğrenme Yolları

Öğrenme, tekrar ve yaşantı sonucu davranışlarda meydana gelen oldukça kalıcı değişikliklerdir. Bir çok davranışımız öğrenme sonucu kazanılmıştır. Ancak tüm davranışlarımız öğrenilmiş değildir.

Olgunlaşma sonucu ortaya çıkan davranışlar : Örneğin; Ergenlik döneminde gencin sesinin kalınlaşması,

İçdürtüler (fizyolojik güdüler) : Açlık, susuzluk, cinsellik
İçgüdüler : Örümceğin ağ yapması
Refleksler : Bebeğin doğar doğmaz emme davranışı, ışık karşısında göz bebeklerinin küçülmesi öğrenme sonucu edinilmiş davranışlar değildir.

Öğrenme ile Anlama Arasındaki Fark

Öğrenme ile anlama aynı şey midir?

Derste anlamak sınavlarda başarılı olmak için yeterli midir?

Anlama, algı alanına giren olayları herhangi bir araca başvurmadan doğrudan doğruya kavramaktır. Bir konunun öğrenilmiş hale gelebilmesi için ise davranışa dönüştürülebilmesi gerekir.

Bir konunun ya da kavramın öğrenilmiş olmasının en önemli ölçütü sınavlarda aldığınız puanlardır.

Öğrenme Yolları

Yaşamımız süresince öğrendiğimiz bilgiler ve davranışlar yalnızca tek bir yolla edinilmezler. Birden çok öğrenme biçimi vardır ve tüm yaşamımıza yayılan deneyimlerimizi ve bilgilerimizi, ödüllendirerek, koşullanarak, nesneler ve olaylar arasındaki bağları kurarak, gözleyerek ya da fizyolojik gelişime bağlı bedensel yeteneklerimizi kullanarak öğreniriz.

Koşullanma Yoluyla Öğrenme
Deneme – Yanılma Yoluyla Öğrenme
Psiko-Motor Öğrenme
Model Alarak Öğrenme
Bilişsel Öğrenme

Koşullanma (Şartlanma) Yoluyla Öğrenme

Koşullanma yoluyla öğrenme belki de üzerinde en çok durulan öğrenme yoludur. Koşullanma iki olay arasında bağ kurmaktır. Klasik ve edimsel koşullanma olarak ikiye ayrılır. Klasik koşullanmada, organizma aynı anda gelen iki uyaranın birbiriyle ilişkili olduklarını öğrenir. Edimsel koşullanmada ise organizma, bir davranışın ne türden sonuçlara yol açabileceğini öğrenir; böylece davranışın, sonuç ile bağlantısını öğrenir.

UYARI : Klasik koşullanmada tepkisel davranışlar koşullanır. Bunlar göz kırpma, salya salgılama gibi refleks türü davranışlardır. Korku ve kaygılar da klasik koşullanma yoluyla öğrenilir.

Klasik Koşullanma : Organizmanın, doğal uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi, tekrarlar sonucu yapay uyarıcıya karşıda göstermesidir.

Örnek : Pavlov zile salya tepkisi vermeyen köpeğe zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir.

Normal koşullarda bir köpeğin yanında zil çalınması durumunda köpek salya salgılamaz. Zil sesi nötr uyarıcıdır.

Bir köpeğe et verildiğinde ise köpek otomatik olarak salya salgılar. Salya tepkisi doğuştan gelen refleks türü tepkidir, öğrenilmemiştir. Burada et koşulsuz uyarıcı yani doğal uyarıcıdır.

Pavlov zile salya tepkisi vermeyen köpeğe zil karşısında salya tepkisi vermeyi öğretmiştir.

Şöyle ki : Önce zil çalıp sonra et verme işlemini defalarca tekrarlamıştır. Bir süre sonra yalnızca zili çaldığında köpek et gelecek beklentisi içinde olduğundan zile karşıda salya tepkisi göstermiştir. Bu durumda zil sesi koşullu yani öğrenilmiş ya da diğer bir deyişle yapay bir uyarıcı olmuştur. Köpeğin zil sesinde göstermiş olduğu salya salgılama davranışı da koşullu yani öğrenilmiş yapay bir tepkidir. Bu sürece klasik koşullanma yoluyla öğrenme denir.

Klasik Koşullanmayla İlgili Temel Kavramlar

Genelleme : Bir organizmanın, koşullandığı durumlara benzer durumlara da aynı davranışı göstermesidir. Örneğin salıncaktan düşerek bir yeri incinen çocuk, çocuk bahçelerinden hatta çocuk bahçesine benzer yerlerden de korku duyabilir.

UYARI : Genellemenin dışında bir de uyarıcı genellemesi vardır. Uyarıcı genellemesi, organizmanın koşullu uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi koşullu uyarıcıya benzeyen diğer uyarıcılara da göstermesidir. Pavlov’un deneyinde zile karşı salya tepkisini göstermeyi öğrenen köpeğin zile benzeyen çıngırak sesine de aynı tepkiyi göstermesi bir uyarıcı genellemesidir.

Ayırt Etme : Organizma, benzer uyarıcılar, benzer tepki gösterebildiği gibi uyarıcılar arasındaki farkı da ayırt edebilir. Pavlov’un deneyinde köpeğin önceleri zil sesine benzeyen çıngırak sesine de gösterdiği tepkiyi daha sonra yalnızca zil sesine göstermeye başlaması ayırt etmeye örnektir. Köpek zil sesini çıngırak sesinden ayırt etmiştir.

Sönme : Koşullu uyarıcı (zil) defalarca verildiğinde koşulsuz uyarıcı (et) ortama gelmezse organizma koşullu uyarıcıya karşı gösterdiği tepkiyi zamanla göstermez olur.

Kendiliğinden Geri Gelme : Sönme davranışı gerçekleştikten sonra organizmanın tekrar yapay uyarıcıya (koşullu uyarıcıya) karşı tepki göstermeye başlamasıdır.

UYARI : Kendiliğinden geri gelmenin olabilmesi için ortamda doğal uyarıcının olmaması beklenir. Örnek : Zil sesine tepki göstermeyen organizmanın belli bir süre sonra (ortamda et olmadığı halde) zil sesine tekrardan tepki göstermeye başlamasıdır.

Bitişiklik : Doğal uyarıcıyla yapay uyarıcının aynı anda ve birbiri ardı sıra verilmesidir. Pavlov’un deneyinde zil çalındıktan en geç 5 saniye içerisinde et verilmiştir.

Güdü ve Güdülenme

Gereksinim (İhtiyaç) : Organizmada herhangi bir eksikliğin hissedilmesidir.

Dürtü : Organizmadaki eksikliği gidermek için doğan güçtür.

Güdü : Organizmanın, gereksinimini karşılamak üzere bir davranışı yapmaya istekli duruma gelmesidir.

Biyolojik gereksinimler (ihtiyaçlar), fiziksel yoksunluk durumlarından kaynaklanır. Yoksunluk, canlıda bir gerilim durumunu, fizyolojik bir dürtüyü açığa çıkarır. Bu dürtü insanı ya da hayvanı gereksinimini gidermesi için güdüler.

Güdülenme : Hayvan ya da insanda organizmayı belirli bir amaca yönelik davranışa iten sürecin tümüne güdülenme denir.

O halde güdülenme süreci şu aşamalardan oluşur :

Gereksinim —> Dürtü —>Güdü —>Davranış

Güdü Biçimleri : Maslow’un güdüler hiyerarşisine göre, önce fizyolojik güdüler (piramidin altındakiler), sonra toplumsal güdüler (piramidin üst kısımları) doyurulmalıdır. Ancak öncelik sırası kişiden kişiye değişebilmektedir.

Fizyolojik Güdüler : Organizmanın yaşamı sürdürebilmek için gidermek zorunda olduğu temel gereksinimlerden kaynaklanan güdülere fizyolojik güdüler denir.

Bu güdüler, organizmanın fizyolojik ihtiyaçlarından türer.
Organizmanın gereksinimlerini karşılamaya yöneliktirler.
Organizmanın eksikliklerini gidermek amacı ile iç dürtülerce ortaya çıkarılırlar.
Doğuştandırlar. Ancak öğrenme yoluyla bir dereceye kadar değiştirilebilirler.
Tüm canlılara özgü oldukları için evrenseldirler.
Biyolojik kökenli güdüler, toplumsal kökenli güdülerden görece önceliklidirler.

Toplumsal Güdüler : İnsanların toplumsal gereksinimlerinin giderilmesine yönelik güdülerdir. Toplumsal kökenli güdüler, erişkin insanın deneyim ve davranışlarının şekillenmesinde etkili olan en önemli iç etkenler arasındadırlar.

Toplumsal kökenli güdüler toplumsal yaşam içinde öğrenmeyle oluşurlar.
Yaşa bağlı olarak sayıları artan güdülerdir.
Toplumsal güdülerin temelinde çoğu zaman fizyolojik güdüler vardır.
Toplumsal güdülerle fizyolojik güdüler çatıştığında çoğunlukla fizyolojik güdüler baskın çıkar.

İçgüdü : Öğrenilmeden yapılan, niçin yapıldığının bilincinde olunmayan, türün tüm bireylerinde bulunan kalıtsal davranışlara içgüdü denir.

Bu tanıma göre, içgüdü davranışları;

Öğrenilmeden yapılır. Doğuştandır.
Canlı niçin öyle davrandığının bilincinde değildir. Yani davranış otomatiktir.
Türün tüm bireylerinde bulunur.
Kalıtsaldır.

UYARI : İçgüdü ile iç dürtü (fizyolojik güdü) ve refleks davranışlar arasındaki farklar şunlardır :

a) İç dürtülerde davranış bir iç uyarıcı sonucudur.
b) Reflekslerde davranış bir dış uyarıcı sonucu yapılırken,
c) İçgüdü davranışları iç ya da dış hiçbir uyarıcı olmadan otomatik olarak gerçekleşebilir.

Refleks : Dıştan gelen uyarıcılar karşısında aniden gösterilen istem dışı tepkilere refleks denir.

Heyecan :
Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi nedenlerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu dönemine heyecan denir.
Heyecan, aletlerle de ölçülebilen bir psikolojik olaydır.
Duyguların şiddeti, yoğunluğu arttıkça heyecan durumu ortaya çıkar. Bu durum kısa sürer. Organizmada değişiklik ve gerginlik yaratır.

Duygu ve heyecanlar üç öğeden oluşurlar :

a) Vücut ve yüzdeki fizyolojik değişiklikler
b) Olayların yorumlanması gibi bilişsel süreçler
c) Deneyim ve duygu – heyecanın ifade biçimini şekillendiren kültürel etkiler.

Korku, kızgınlık, üzüntü, keder, sevinç, keyif, haz, neşe, nefret gibi biyolojik temelli duygu – heyecanlar evrensel yüz ifadelerine sahiptir.

Heyecan yaratan oluşumlar:

Şiddeti yüksek uyarıcılar.
Ansızın ortaya çıkan güdüler.
Normal yaşamı değiştireceği beklenen olaylar.

UYARI : Çocuklarda daha çok fizyolojik gereksinimlerini duyurmaya yönelik güdüler heyecan oluştururken , yetişkinler daha çok psikolojik ve toplumsal güdülerden etkilenerek heyecanlanırlar.

Araştırma Yöntemleri

Bir bilim alanında sonuca ulaşmak için izlenen amaçlı, düzenli ve kısa yollara yöntem denir.

Psikoloji de gerek kendine özgü yöntem ve teknikler kullanılarak, gerekse diğer bilimlerin yöntem ve tekniklerinden yararlanarak, konusunu bilimsel bir şekilde inceler.

Psikolojinin kullandığı başlıca yöntem ve teknikler üç başlıkta incelenebilir.

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler
Deneysel Yöntem
İstatistiksel yöntem

Betimleyici ve Tanımlayıcı Yöntemler : İncelenen olayla ilgili özellikleri saptamayı amaçlayan yöntemler betimleyici ve tanımlayıcı yöntemlerdir.

Bu yöntemler gözlem, anket ve klinik yöntemin görüşme, vak’a incelemesi, test gibi tekniklerini içerir.

Gözlem : Olayları kendiliğinden oluşan oluşum biçimleri içinde amaçlı ve sistemli olarak izlemek ve kaydetmektir.

İç Gözlem (İçe Bakış) : Bir uyarıcının etkisiyle bireyin yaşadığı duyguları kendi ağzından anlatmasıdır.

Doğal Gözlem : İncelenen olayların kendi doğal ortamında, müdahalede bulunulmaksızın gözlemlenmesidir.

Doğal gözlemin zaman zaman yanıltıcı olmasının üç temel nedeni vardır.
Duyu verileri araştırmacıyı yanıltabilir.
Araştırmacı subjektivizme (öznelliğe) düşebilir.
Araştırmacılar, aynı gözleme farklı yorumlar getirebilir.

Sistematik Gözlem : Araştırmacının belirli teknikleri kullanarak, gözlem ortamını denetim altına alarak gözlem yapmasıdır.

Sistematik gözlemde araştırmacı, görüşme ve gözlem çizelgeleri hazırlayabilir, soru kağıtları ve test gibi araçlardan yararlanabilir.

Anket : Önceden hazırlanmış soruların yazılı olarak üzerinde inceleme yapılan insanlara doğrudan yöneltilmesi ve sonuçlarının değerlendirilmesidir.

Klinik Yöntem : Davranış bozukluklarının tanısı (teşhisi) için uygulanan yöntemdir. Bu yöntem genel olarak şu teknikleri kullanmayı gerektirir.

Görüşme (Mülakat) : İncelenen insanın, duygu, düşünce, davranış ve tutumlarını saptamak amacı ile yüz yüze yapılan sözlü söyleşidir.

Güvenilir bir görüşme için görüşmecinin alanında uzman olması, ortamın ve görüşme süresinin, görüşülen insanı olumlu ya da olumsuz yönde etkilemeyecek biçimde düzenlenmesi gereklidir.

Vak’a incelemesi : Vak’a incelemeleri bir insanla ilgili ya da bazı olguların belirli anlarıyla ilgili yoğun incelemelerdir.

Örneğin, Televizyonda gösterilen şiddet filmlerinin saldırgan davranışları özendirmesiyle ilgili bir vak’a incelemesinde, hava korsanlığını konu alan bir filmin etkileri incelenmiştir.

Test : Birden fazla insanın davranışlarını karşılaştırmak amacı ile uygulanan sistematik ölçme tekniğidir.

Sözlü ya da yazılı olabilen testler zeka, yetenek, kişilik, bilgi, ilgi gibi özellikleri ölçmek için kullanılır.

Deneysel Yöntem : İncelenen olayla ilgili neden sonuç ilişkilerini saptamak üzere araştırmacının uygun laboratuvar koşullarında hazırladığı ve incelediği kişi ya da nesneyi yönlendirebildiği yöntem, deneysel yöntemdir.

Deneysel yöntem sırasında incelenen insana denek, hayvana kobay adı verilir.

Deneysel Yöntemin Aşamaları

Ön Hazırlık : Gözlemlerle ve yapılan ön araştırmalarla konuyu tanımak ve betimlemektir.

Varsayım (Hipotez) : Gözlem ve ön araştırma sonuçlarına dayanarak oluşan yargıyı geçici bir iddia olarak ileri sürmektir.

Deney :Varsayımı kanıtlamak üzere sonucu etkileyen değişkenlerle sonuç arasındaki ilişkiyi saptamak üzere pratik uygulamalar yapmaktır.

Deney Değişkenleri : Deney sırasında üç temel değişken ortaya çıkar.

Bağımsız Değişken : İncelediğimiz olayda sonucu etkileyen etken yani neden bağımsız değişkendir.

Bağımlı Değişken : Bağımsız değişkene bağlı olarak ortaya çıkan sonuç ise bağımlı değişkendir.

Ara Değişken : Bağımsız değişken dışında sonucu etkileyen faktörlere ara değişken denir.

İstatistiksel Yöntem : Tüm yöntemler kullanılırken çoğu zaman karşımıza sayısal sonuçlar çıkar. Ancak sayısal sonuçlar yalnız başına bir anlam taşımaz. Elde edilen sayısal sonuçları değerlendirmek için kullanılan teknikler istatistiksel yöntemi oluşturur.

İstatistikler sayesinde psikolojinin sonuçları daha somut, açık, kısa açıklanır. Bir anlamda sonuçların bilimselliği pekişir.

İncelediği olaylarda ölçme araçları kullanılabilmesi psikolojiye ölçme konusunda avantajlar sağlamaktadır.

Korelasyon (Bağıntı) : İki değişken arasındaki ilişki miktarına korelasyon denir. Üç temel korelasyon biçimi vardır.

Pozitif (Olumlu) Korelasyon : İki değişken arasında birlikte artan ya da birlikte azalan doğru orantılı bir ilişki varsa korelasyon pozitiftir.

Negatif (Olumsuz) Korelasyon : İki değişken arasında biri artarken diğeri azalan ters orantılı bir ilişki varsa korelasyon negatiftir.

Nötr Korelasyon : İki değişken arasında hiçbir ilişki olmamasıdır.

Korelasyon Katsayısı : +1, -1, 0 korelasyon katsayıları tam ve mükemmel bağıntının ifadesidir.

Korelasyon katsayılarından 0′a yakın olanlar ise güçlü bir ilişkiyi ifade eder.

Ancak, 1′e yakınlık, rakamın (+) veya (-) değerinden bağımsızdır. (+) ve (-) söz konusu edilmeden en yüksek rakam en güçlü ilişkiyi, en küçük rakam en zayıf ilişkiyi ifade eder.

Psikolojinin Alt Dalları

Psikolojinin uzmanlık alanları ile psikolojinin sonuçlarının diğer bilimlere uygulanması psikolojinin alt dallarını oluşturmuştur.

Şimdi sırası ile bunları inceleyelim :

Sosyal Psikoloji : Bireyin grup içinde değişen davranışları ve grupların ortak davranışlara yönelmelerini araştıran alana sosyal psikoloji denir.

Gelişim Psikolojisi : Gelişim psikolojisi, yaşa bağlı davranış değişikliklerini inceler.

Çocukken büyük bir dikkatle ve keyifle izlenen çizgi filmler büyüyünce ilgi çekici olmaktan çıkabilir.

Gelişim psikolojisi çocuk psikolojisi ve yetişkin psikolojisi olmak üzere ikiye ayrılır.

Klinik Psikolojisi : Davranış bozukluklarının tanı (teşhis) ve tedavileri ile ilgilenir.

Zeka, kişilik, akıl sağlığı sorunları olan, bu yüzden çevreye uyum zorluğu çeken insanların tanı ve tedavisi için teknikler geliştirir.

Rehberlik ve Danışmanlık Psikolojisi : Normal yaşamda karşılaşılan sorun ve sıkıntıları, çevreye uyum güçlüklerini ele alan psikoloji dalı rehberlik ve danışmanlık psikolojisidir.

Klinik psikoloji akıl hastalığı düzeyindeki davranış bozukluklarını inceler.

Rehberlik ve danışma psikolojisi klinik psikolojisinden farklı olarak normal sınırlar içinde kalan sorunları ele alır.

Deneysel Psikoloji : Deneysel psikoloji bir davranışı etkileyen çevre koşullarını ve uyarıcıları tanımlayıp ölçerek hangi davranışı, nasıl ve ne derecede etkilediğini bulmayı amaçlar.

Bunu yaparken hayvanlar üzerinde laboratuvar deneyleri yapar, bunları insan davranışları ile karşılaştırır.

Endüstri (Sanayi) Psikolojisi : Günümüzde üretimde verimi artırmak için yalnızca teknolojiyi geliştirmek yeterli mi?

Üretimde verimi artırmak amacıyla, insan emeğinin daha üretken hale getirilmesi endüstri psikolojisinin konusuna girer.

Bugün endüstri psikologları şu sorularla ilgilenmektedir.
Çalışanları verimli kılmak için, nasıl bir ücret politikası uygulanabilir?
Çalışanların çalışma ortamı nasıl olursa üretim artışı yükselir?
İşe eleman alırken, hangi teknikler kullanılırsa daha akılcı davranılmış olur?
Hizmet içi eğitim sonuçları nasıl değerlendirilmeli?
Çalışma ortamında insan ilişkileri hangi yöntemlerle geliştirilebilir?

Eğitim Psikolojisi : Psikolojinin bulgularının eğitim ve öğretime uygulanarak kolaylıklar ve ilerlemeler sağlanması eğitim psikolojisinin konusuna girer.

Öğrenme nasıl daha hızlı gerçekleştirilir?
Öğrenmeyi teşvik etmek için hangi araçlar kullanılmalıdır?
Hangi konu, kimlere, nasıl öğretilir?
Öğretmenler nasıl yetiştirilmelidir? gibi sorulara yanıt arar.
Eğitim psikolojisi sayesinde eğitim süreci en etkin düzeyde gerçekleştirilir.

Psikometrik Psikoloji : Psikolojinin sonuçlarını testler, anketler aracılığı ile sayısallaştırmak, psikolojide kullanılmak üzere ölçüm araçlarının geliştirilmesini sağlamak, böylece psikolojinin sonuçlarını daha somut, açık, kısa bir biçimde ifade etmek, psikometrinin konusuna girer.

Duyum ve Algı

DUYUM
Uyarıcıların duyu organları tarafından alınıp beyne iletilmesidir.

ALGI
İçten ve dıştan gelen uyarıcıların duyumlar aracılığıyla anlamlı hale getirilmesine algı denir.
Örnek: Bir tat almak duyum iken, ne tadı olduğunu anlamak algıdır. Bir ses duymak duyum iken, kimin veya neyin sesi olduğunu anlamak algıdır.

DUYUM İLE ALGI ARASINDAKİ FARKLAR

• Duyum basit fizyolojik bir olaydır. Algı ise karmaşık psikolojik bir olaydır.
• Duyumda uyarıcılar tek tek değerlendirilir. Algıda ise bir bütün olarak değerlendirilir.
• Duyum her bireyde aynı şekilde gerçekleşir. Algı ise bireyden bireye farklılık gösterir.

ALGININ ÖZELLİKLERİ

1. ALGIDA SEÇİCİLİK ( Dikkat )

Organizma, dikkatini etrafındaki uyarıcılardan yalnızca bir tanesine yoğunlaştırıp onunla ilgili özellikleri algılamasıdır.

Dikkat:
Duyu organlarının tek bir uyarıcı üzerinde toplanmasıdır. Başka bir deyişle; Psikofizik enerjinin bir noktada toplanmasıdır.

Dikkatte Kayma: Organizma dikkat halindeyken, dikkati etkileyen iç ve dış faktörlerden dolayı, dikkat bir noktadan başka bir noktaya kayabilir. Buna dikkatte kayma diyoruz.
Örneğin: Sınıfta ders dinleyen öğrencilerin, kapı çalınca dikkatlerinin dersten kapıya yönelmesi durumu.
Sürekli Dikkat: Dikkatin belli bir noktaya odaklanması, bir noktadan başka bir noktaya gidip gelmemesi.
Örneğin: Fanatik bir taraftar Fenerbahçe Galatasaray maçını izlerken, dikkatini hiçbir uyarıcı dağıtmaz.

ALGIDA SEÇİCİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Dış Faktörler:

• Uyarıcının şiddeti ve Büyüklüğü: Bir kasa elma içerisinde büyük olan seçilip alınır.
• Tekrar: Ambulansın siren sesi diğer sesler içerisinde seçilerek algılanır.
• Zıtlık: Kısa boylu kişilerin içerisinde uzun boylu kişiler algılanır.
• Hareketlilik: Otoparkta seyir halindeki aracın algılanması.
• Ani Değişiklik: Babanızın bıyığını kesmesi hemen algılanır.
• Tuhaflık: Sokakta pijama ile gezen kişi hemen algılanır.

İç Faktörler:

• İlgi ve İhtiyaçlar: Acıkan bir kişinin dikkatini yemeklerin üstüne yöneltmesi. Bir insanın dikkatini mesleğiyle ilgili haberlere yöneltmesi.
• Kültür: Almanya’da şalvarlı bir kişi hemen dikkatimizi çeker.
• Geçmiş Yaşantılar: Yıllar sonra memleketine dönen bir kişinin okuduğu liseyi algılaması
NOT: Algıda seçicilik üzerinde iç faktörler, dış faktörlerden daha önemlidir.

2. ALGIDA DEĞİŞMEZLİK

Bir kez algılanan nesnelerin şekilleri, renkleri, büyüklükleri değiştiği halde, organizma o nesneleri hep aynı biçimde algılar.

Biçim Değişmezliği: Felsefe öğretmenine hangi açıdan bakarsak bakalım hep Felsefe öğretmeni olarak algılarız.
Renk Değişmezliği: Portakalın rengini aydınlıkta da karanlıkta da hep turuncu olarak algılarız.
Büyüklük Değişmezliği: Uzaktaki ve yakındaki telefon direği hep aynı boyda algılanır.

NOT 1: Algıda değişmezliğin gerçekleşebilmesi için o nesnenin daha önceden algılanması gerekir.
NOT 2: Algıda değişmezlik olmasaydı, algısal dünyamız karmakarışık olurdu. Algıda değişmezlik algısal dünyamıza istikrar kazandırır.

3. ALGIDA ORGANİZASYON

Uyarıcıların birlikte bir bütün olarak algılanmasıdır. Algının en önemli özelliğidir.

A. Şekil – Zemin Algısı:
Her nesne bir zemin üzerinde yer alarak algılanır. Zemin olmadan şekil olmaz. Bazen bir resimde ki şekil, zemin olarak veya tam tersi zemin, şekil olarak algılanabilir. Bu tür resimler “dönüşümlü algılanabilen şekiller” olarak adlandırılır.

Şekilde aydınlık kısma bakıldığında bir kupa, karanlık kısma bakıldığında iki insan yüzü görülür.


B. Gruplama Algısı:

Uyarıcıların bir takım özelliklerinden dolayı bir arada birlikte algılanmasıdır.
Yakınlık İlişkisi: Birbirine yakın olan nesneler birlikte bir bütün olarak algılanır.

Benzerlik ilişkisi: Benzer olan uyarıcılar bir arada bir bütün olarak algılanır.

Süreklilik İlişkisi: Sürekliliği olan bir şekilde uyarıcılar bir bütün olarak algılanır.

Tamamlama (bütünleme) ilişkisi: Önceden algılanan nesneler bir takım parçaları eksik verilse de zihin onları tamamlayarak algılar.

4. MEKAN VE ZAMAN ALGISI

•  Mekan Algısı: Nesneler hep bir mekan üzerinde algılanır. Nesneleri tanımlarken mekana göre tanımlarız.
Örnek: Kalem masanın üzerinde, Araba yolun sağında
•  Zaman Algısı: Nesnelerin mekan içerisinde konum değiştirmesi organizmada zaman algısına neden olur.

NOT: Zaman algısı kişiden kişiye farklı algılanır.
Örneğin: Kaynanasını bekleyen biri için zaman hemen geçer; ama beklenen sevgili bir türlü gelmek bilmez.

5. Algı Alanı, Algı Dayanağı, Derinlik Algısı, Algıda Bütünlük

• Algı Alanı: Bireyin belli bir anda çevresinde fark ettiği her şeydir.
Örnek: Pencereden okulun bahçesine bakan öğretmenin gördüğü öğrenciler, onun o andaki algı alanını oluşturur.

NOT: Algı alanı dar veya geniş olabilir. Öğretmen dikkatini tartışan iki öğrenci üzerinde yoğunlaştırırsa algı alanı dar, dikkati bahçedeki tüm öğrencilere yönelikse algı alanı geniştir.

• Algı Dayanağı: İnsan dış dünyayı olduğu gibi algılamaz. Uyaranlar yorumlanırken güzel – çirkin, iyi – kötü, hoş – nahoş gibi değer yargıları doğrultusunda anlamlandırılır. İnsanın algılamalarında etkin olan bu değerler sistemine algı dayanağı denir.

• Derinlik Algısı: Nesnelerin üç boyutlu olarak algılanmasına derinlik algısı denir. Bu algıya çevresel etkenler ve gözün yapısal özellikleri neden olmaktadır.

Çevresel Etkenler: - Paralel hatların (tren rayları) uzakta birleşiyormuş gibi görünmesi.
- Yakında olan nesnelerin açık ve net olarak algılanırken, uzaktaki nesneler ayrıntısız ve puslu algılanır.
- Yakındaki nesnelerin normal, uzaktaki nesnelerin küçük boyda algılanması.
- Birbirini kapatan nesnelerden tam görünenin daha önde algılanması.

Gözün Yapısal Özellikleri:İki göze sahip olmak derinlik algısına sebep olur. Çünkü iki gözün aldığı ayrı görüntüler beyinde birleştirilir. Gözler uzaktaki ve yakındaki nesnelere bakarken farklı açılar oluşturur. Bu fark nesnenin uzakta veya yakında olduğunu belirtir.

• Algıda Bütünlük: Nesneler tek tek parça halinde değil de bir bütün olarak algılanır. İnsan çevresindeki nesne ve olayları önce bir bütün olarak algılar, sonra ayrıntılar algılanır.

ALGI YANILMASI

Bazen bizden veya algı özelliklerinden dolayı uyarıcılar olduğundan farklı olarak ya da hiçbir uyarıcı yokken bir uyarıcı varmış gibi algılanabilir. İki tür algı yanılması vardır.
Bunlar: İllüzyon ve Halüsinasyondur.

İllüzyon: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı vardır. Fakat bu uyarıcılar olduğundan farklı algılanmaktadır. İllüzyon, fiziksel ve psikolojik olmak üzere ikiye ayrılır.

Fiziksel İllüzyon:
algılanan uyarıcının özelliklerinden kaynaklanır.
Örneğin: Bardaktaki çay kaşığının kırıkmış gibi gözükmesi.

Psikolojik İllüzyon:
Algılayan kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklanır.
Örneğin: Yerdeki dal parçasının yılanmış gibi algılanması.

NOT: Fiziksel illüzyon, uyarıcının kendisinden kaynaklandığı için tüm insanlarda aynı şekilde algılanırken, psikolojik illüzyon ise kişinin psikolojik özelliklerinden kaynaklandığı için kişiden kişiye değişir.

Halüsinasyon (sanrı):

Hiçbir uyarıcı yokken kişinin bir uyarıcı varmış gibi algılamasıdır.
Örneğin: Kişinin vücudunda örümceklerin yürüdüğünü söylemesi.

NOT: İllüzyonda gerçekte bir uyarıcı varken halüsinasyonda yoktur.

Eğitim Psikolojisi

GELİŞİM VE ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ

Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarını inceleyen,bireyin davranışlarını ve onun altında yatan sebepleri araştıran bilim dalıdır.

Eğitim Psikolojisi, gelişim ve öğrenme psikolojisi bulgularından hareketle eğitim öğretim nasıl gerçekleştiğini araştıran bilim dalıdır.

DAVRANIŞ SEEPLERİ ————> PSİKOLOJİ

DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİ ———> EĞİTİM

Gelişim psikolojisi, insan davranışlarında doğumdan ölümüne kadar,tüm yaşamı boyunca gözlenen biyolojik ve psikolojik değişiklikleri inceler.
Bireyin belli dönemler halinde gelişimini ve bu evrelerde öğrenmesi gereken davranışlarını inceleyen bilim dalıdır.

Öğrenme psikolojisi, bireyin nasıl öğrendiğini ve nasıl öğretebileceğini araştıran bilim dalıdır.

GELİŞİM PSİKOLOJİSİ

PSİKOLOJİ AKIMLARI

1. Yapısalcılık:

● Temsilcisi W. Wundt’ tur.

● İnsan davranışlarının kontrollü koşullarda (laboratuar) gözlenmesine yönelik çalışmalar yapmıştır.

● İnsan zihni çeşitli bilinç öğelerine ayrılır. Psikolojinin amacı “bilinç öğelerini” birleş-tirmek ve çözümlemektir.
● Bilinci çözmek için “içe bakış yöntemi” kullanılmaktadır.İçsel duygular,sezişler ve düşünceler üzerinde odaklanmıştır.

2.Davranışçılık:

● Temsilcileri Watson, Pavlov, Skinner’ dir.
● Davranışçı görüş yapısalcılığı yetersiz görerek,sezgilerin,duyguların ve düşüncelerin gözlenemeyeceğini iddia ederek içe bakış yöntemini reddetmiştir.
● Psikolojinin “gözlenebilen ve ölçülebilen” davranışlar üzerinde çalışılması gerektiğini açıklar.
● Davranışın niçin olduğuna değil, nasıl olduğuna önem vermiştir.
● Çevredeki uyarıcı koşullara önem vermiştir. Uyarıcı-tepki-pekiştirme ilkesine göre davranışı açıklamıştır.

3.Psiko-analitik Yaklaşım (Psikanaliz):

● Temsilcileri Freud, Erikson’ dur.
● Davranışın sebeplerini “bilinç dışı” etkinlikler (biyolojik etkenler) açısından ele almıştır.
● İnsan iki temel içgüdünün etkisinde davranmaktadır. Cinsellik ve saldırganlık. Toplum tarafından hoş karşılanmayan bu duygulara ait istekler bilinç dışına itilirler ve arada kaybolmazlar.
● Kişiliğin oluşumunda ve olayların analizinde “çocukluk yaşantıları (0-6)” ve bu dönemdeki anne-baba tutumunun önemi üzerinde durur.
● Erikson’a göre kişiliğin oluşumunda ve gelişiminde biyolojik etkenler ile birlikte sosyal çevre de(toplumsal etmenler) önemlidir.(Psiko-sosyal gelişim kuramı)
● Erikson’a göre benlik gelişimi dönemler halinde olur.Her dönemin,atlatılması gereken çatışma(kriz) alanları bulunur.
● Bireyin gelişiminin yaşam boyu sürdüğünü savunmuştur.

4.Bilişsel Yaklaşım:

● Temsilcileri Gestalt Ekolü,Piaget,Bruner,Ausubel’dir.
● Bireye ve davranışlara “bütünsel” bakmışlardır.
● Davranışları zihinsel bir süreç içinde ele almışlar,ilgi,algı,düşünme,kavrama gibi süreçlere yer vermişlerdir.

5.İnsancıl (Hümanist) Yaklaşım:

● Temsilcileri Maslow, Rogers, Kholberg’ dir.
● Psiko-analitikçilerin insanın tehlikeli bir varlık olduğu görüşüne karşı çıkarak,insanın değerli olduğu görüşüne karşı çıkarak,insanın değerli olduğu ve doğasının iyilik temelleri üzerinde kurulu olduğu görüşünü ileri sürmüşlerdir.
● Davranışların temelinde ihtiyaçlar (güdüler) bulunur.
● Birey “kendisini gerçekleştirmeye” çalışan bir varlıktır.
● Bireylerde “algılama ve benlik kavramı(tasarımı) “ üzerinde durur.
● Birey tek ve benzersizdir,değerlidir.Eğitim,birey(öğrenci) merkezlidir.Eğitim bireylerin potansiyelinin ortaya çıkarılmasına ve kişisel gelişimine yardımcı olmalıdır.

6.Nörobiyolojik Yaklaşım:

● Temsilcileri James, Hebb ‘ dir.
● Davranışların incelenmesini beyin,sinir sistemi,beyin hücreleri(nöronlar) arasındaki sinaps bağlarına göre ele almışlardır.

Bilişsel Yaklaşım (Kognitivizm) : Biliş, insanın dünyayı tanımaya ve anlamaya yönelik zihinsel etkinlikleridir.

Bilişsel yaklaşıma göre insan diğer canlılardan farklı olarak dikkat, algı, düşünme gibi zihinsel süreçlerle etkin bir canlı olarak çevresini anlar ve yorumlar. O halde davranışları biçimlendiren bilişsel süreçlerdir. Bilişsel süreçler insanın gelişim aşamalarına göre sırayla ortaya çıkar.

İnsanı gelişmiş bir bilgisayar sistemi olarak gören bu yaklaşım, insan zihninin bilgi edinmek, bilgiyi işlemek ve depolamak gibi işlemler yaptığı görüşündedir. Bilişsel yaklaşım, kendine özgü eğitim anlayışları da geliştirmiş, öğrenmenin gerçekleşmesi için gelişim aşamalarının tamamlanması gereğini vurgulamıştır.
Temsilcisi J. Piaget dır.

Biyo-psikolojik Yaklaşım : İnsanı bütünselliği olan biyolojik bir varlık olarak gören bu yaklaşım, akıl hastalıklarının nedenleri üzerinde de durmuştur.

Biyo-psikolojik yaklaşıma göre insan davranışlarının biçimlenmesinde beyinde meydan gelen biyokimyasal olayların ve genetik özelliklerin etkisi vardır.

Bu ekol, beyin üzerinde özellikle de gelişmiş hayvanların beyni üzerinde ayrıntılı laboratuvar deneyleri yapmış davranışlarla beynin işleyişi arasında bağlantılar kurmuştur.

Temsilcisi A. Meyer dir.

Psikoloji Nedir?

İnsan ve hayvan davranışlarıyla ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji biliminin 125 yıllık bir tarihi vardır. Bu genç yaşına rağmen psikoloji, biyolojiden sosyolojiye kadar uzanan oldukça geniş kapsamlı bir alandır. Psikoloji insan ve hayvan davranışlarını ve bu davranışlarla ilintili psikolojik, sosyal ve biyolojik süreçleri inceleyen bir alandır. Bir meslek olarak ise psikoloji, psikoloji bilgilerinin insan sorunlarını çözmek için kullanılmasıdır. Bu bilginin kullanılması psikolojinin alt alanlarına göre değişmekle birlikte dili iyi kullanma, araştırma, istatistiksel analiz ve empati gibi bazı özel beceri ve yetenekleri gerektirir.

Psikologlar iki önemli ilişki üzerinde çalışırlar: ilki, beyin ve davranış, ikincisi ise çevre ve davranış ilişkisidir. Psikologlar hem araştırmacı olarak gözlem, deney ve analiz gibi bilimsel yöntemleri izlemek hem de bilimsel bulguları uygulamak için yaratıcı olmak durumundadırlar. Psikologlar araştırma yaparak geliştirdikleri kuramları sınarlar ve araştırmalar sonucu ortaya çıkan yeni bilgileri uygulama alanında çalışanların kullanımına sunarlar. Ayrıca, bireylerin ve toplumların değişen gereksinimlerini karşılamak amacıyla yeni yaklaşımlar geliştirirler.

Psikoloji oldukça geniş bir alandır. Psikologlar temel ve uygulamalı alanlarda araştırma yaparlar, toplumdaki örgütlere ve diğer kurumlara danışmanlık hizmeti verirler, bireylere tanı koyar ve tedavi ederler, lise ve üniversitelerde psikoloji öğretirler, çeşitli testler kullanarak zekayı ve kişiliği ölçerler, davranışları ve bilişsel işlevleri değerlendirip gerekli durumlarda yardımcı olurlar. Bireylerin hem birbirleri ile hem de makineler ile nasıl ilişki içine girdiklerini araştırıp, bu ilişkileri iyileştirmeye çalışırlar.

Psikologlar bazı işlerde bağımsız olarak çalışırken diğerlerinde doktor, hukukçu, okul personeli, bilgisayar uzmanı, mühendis, yasa koyucu, polis, asker ve yöneticiler ile takım halinde çalışarak toplumun her alanına katkıda bulunurlar. Bu yüzden psikologları, laboratuvarlarda, hastanelerde, adliyede, okullarda, üniversitelerde halk sağlığı merkezlerinde, kitle iletişiminde, hapishanelerde ve pek çok başka işyerinde görebilirsiniz. Örneğin stresi yenip performansı artırmaya yönelik programlarda yönetici veya sporcularla birlikte çalışırlar. Adli kararlar için hukukçulara gerekli bilgi ve önerileri sağlarlar. Okul reformunda eğitimcilerle, psikiyatri kliniklerinde psikiyatrist ve sosyal çalışmacılarla, pediatri, onkoloji ve nöroloji gibi kliniklerde de uzman doktorlarla birlikte çalışırlar. Uçak kazası ya da bombalama gibi bir felaketin hemen ardından ortaya çıkan şok sürecinde kaza kurbanlarına yardımcı olurlar. Hukuk ve halk sağlığı alanlarında çalışanlarla birlikte takım halinde çalışarak bu tür olayların nedenlerini analiz ederler ve tekrarlanmasını önlemek için yollar bulmaya çalışırlar.

Psikolojide çalışma alanlarının hem sayısı hem de etkinliği gün geçtikçe artmaktadır. ABD’de yapılan bir öngörüye göre psikoloji, 2005 yılına kadar en hızlı gelişen üçüncü alan olacak ve bir kaç 10 yıl içinde de bu gelişme sürecektir. Toplumdaki sorunların çoğunluğunun insan davranışıyla ilişkili olduğu düşünülürse psikolojinin çok fazla sayıda çalışma alanı olduğunu görmek şaşırtıcı olmayacaktır. Örneğin uyuşturucu kullanımı, kişisel ilişkilerdeki güçlükler, sokakta ve evde şiddet, kendi sağlığımıza ve çevremize zarar veren davranışlarımız gibi bireysel ve toplumsal sorunlar, psikologların ilgilendikleri sorunlar arasındadır. Psikologlar, bilimsel yöntemle bilgi toplama, bilgiyi analiz etme, önleme ve müdahale stratejileri geliştirme gibi yollarla sorunların çözümüne katkıda bulunurlar. Örneğin, psikologlar, yaşlıların sayısının hızla arttığı dünyamızda evleri ve işyerlerini bu grup için daha uygun hale getirmek üzere araştırma ve uygulama yapmaktadırlar.
Elektronik alanında yaşanan devrim, kullanıcı dostu teknoloji ve eğitim gerektirmekte ve psikologlar bu konuda mühendislerle birlikte çalışmaktadırlar. Günümüzde sayıları gittikçe artan çalışan kadınlar işverenden aile gereksinimlerine uygun bir işyeri yapılanması talep etmekte ve psikologlar da gereksinim duyulan değişmeler konusunda işverenlere yardımcı olmaktadırlar. Büyük toplumsal değişimlerin yaşandığı ve farklı kültürleri içeren ülkelerde toplumsal değişimin birey üzerindeki etkilerini ve kültürel farklılıkları anlamada kullanılacak önemli bilgi ve becerileri ortaya koymaktadırlar. Bunların yanı sıra öğrenme ve bellek konularındaki araştırmalarda kaydedilen gelişmeler ile beden ve ruh sağlığının içiçeliği Psikoloji bilimini her zamankinden daha ilginç bir hale getirmektedir. Örneğin, hatırlamanın pasif bir süreç olmadığı, bireylerin belleklerindeki geçmiş bir olaya ait bölük-pörçük bilgileri, kendi yorumlarıyla birleştirip aktif olarak yeniden yapılandırdıkları dolayısıyla da tanık ifadelerine tam olarak güvenmenin doğru olmadığı anlaşılmıştır. Beden ve ruh sağlığının içiçeliğine en iyi örnek ise, aşırı yarışmacı, sabırsız, telaşlı, aynı anda birden fazla işi yapmaya çalışan ve diğer insanlara karşı olumsuz inanç ve davranış içinde olan “A tipi” kişilik özelliğinin, ani kalp krizlerinin en önemli yordayıcısı olmasıdır.

Psikologların çoğu işlerini severler; çünkü, sağlık ocaklarında doktorlarla birlikte çalışmaktan bilgisayar kullanmaya kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde çalışıyor olmak heyecan vericidir. Bunun da ötesinde psikologlar kendilerini bireylerin günlük yaşamlarındaki iniş-çıkışlarla başedebilmelerine yardımcı olmaya adamışlardır.Psikolojiyi öğrenmek ve bilmek pek çok diğer meslek dalları için de önemli bir avantajdır. Örneğin, işverenlerin çoğu psikoloji derslerinin kazandırdığı bilgi toplama , analiz etme, yorumlama, istatistik ve deneysel desen kurma gibi becerilere ilgi duymaktadırlar.

Psikologların uzmanlaşabilecekleri alan sayısı oldukça fazladır ve bu nedenle kendilerini farklı etiketlerle tanımlarlar. Aşağıda size genel bir fikir verebilmek için bazı alanlar tanıtılmıştır. Psikoloji insan ve hayvan davranışını anlamamızı sağlayan hem bir araştırma, hem de insana ait sorunların çözüldüğü bir uygulama alanıdır. Aşağıda tanıtılan alt alanlarda psikologlar, araştırmacı, uygulamacı ya da her iki rolde birden çalışırlar. Psikolojinin en önemli özelliklerinden biri de bilimin uygulama ile birlikte yer alması ve ikisinin birlikte ilerlemesidir.

Etiketler: