Yuklenirken kucuk bir hata olustu !

Lutfen sayfayi yenileyiniz ( press to F5 )


Tarih Kategorisi

Osmanlı’da Eğitim ve Öğretim

Osmanlı Eğitiminin Hedeflediği İnsan Tipi

Osmanlı devlet anlayışında eğitimin hedefi; itaat­kar, hoşgörülü, sorumluluklarını bilen, kanunlara uyan, başkalarına saygılı, çevresine yararlı kişiler yetiştirmekti.

Tanzimat Dönemi’nden itibaren Batı ile ilişkiler art­tı; yönetim ve eğitim alanlarında değişiklikler görül­meye başladı. Bu durum dönemin insan tiplerine yeni özellikler kazandırdı, insanlar bu dönemde de itaatkar olmasına rağmen, devlet ve toplum haya­tında sorumluluklarını görmeye başladılar. Batı tarzında askeri ve sivil okulları bitirenler, ülke so­runlarıyla ilgilenmeye ve çözüm aramaya başla­mıştır.

Osmanlı Eğitiminin Muhtevası

Osmanlı Devleti’nin klasik döneminde temel kuru­mu medreseydi. Burada hem akli, hem de nakli ilimler okutuluyordu. Eğitim kurumlarının amacı, askeriye ve ilmiye sınıfına yönetici yetiştirmekti. Medreselerin dışında tekke, dergah, cami, lonca, sübyan mektepleri, saray okulları ve konaklarda da eğitim yapılmıştır.

Klasik Dönem Osmanlı Eğitim ve Öğre­tim Kurumları

Enderun

Devlet memuru, idareci, komutan ve sanatkar ye­tiştirmek amacıyla kurulan bu saray okulu ilk ola­rak II. Murat Dönemi’nde Edirne Sarayı’nda açıldı. Bu okul İstanbul’un fethinden sonra Topkapı Sara­yı’nda faaliyetlerine devam etti. 1833′te yeni dü­zenlemeler yapılan okul 1909′da kapatılmıştır.

Devşirme sistemiyle toplanan çocuklar, burada iyi bir Müslüman, güvenilir ve nitelikli bir devlet adamı veya usta sanatkar olarak yetiştirilirdi. Osmanlılara tabi olan ülkelerin rehine olarak gönderdiği çocuk­lar da Enderun’da eğitilirdi. Daha sonraları Ende­run’a Müslüman ailelerin çocukları da alınmıştır.

Osmanlı Devleti’nde klasik dönemde Enderun Mek­tebi dışında devletin ihtiyaçlarını karşılamak ama­cıyla Bab-ı Ali Mektebi, Bab-ı Defterdari Mektebi, Bab-ı Fetva Mektepleri de faaliyet göstermiştir.

Medrese

Osmanlı Devleti’nin dayandığı sistemlerin temel düşüncesini veren eğitim ve öğretim sisteminin te­mel kurumu medresedir. Eğitimin ilk basamağı Sübyan Mektebi (mahalle mektebi) idi. Hemen hemen her mahallede ve cami yanında Sübyan Mektebi vardı. Burada öğrencilere Kur’an okutulur ve İslâm dininin ilk bilgileri verilirdi. Yeteneklilere okuma -yazma öğretilirdi.

Anadolu Selçuklularını örnek alarak ilk medrese ve vakfı Orhan Bey tarafından İznik’te kurulmuştur (1331). Daha sonraları Bursa, Edirne ve İstanbul başta olmak üzere birçok medresede eğitim zirve­ye ulaşmıştır.

Osmanlı medreseleri Kuruluş Dönemi’nden Tanzi­mat’a kadar ülkenin bilim ve adalet hayatına önemli ölçüde de yönetime hakim olmuştu. Batıdaki geliş­melere ayak uyduramayan medreseler, Tanzimat sonrasında gelişmeyi engelleyen kurum haline gel­miş ve 1924 yılında kapatılmıştır.

Osmanlı toplumunda müftü, kadı (yargıç), müder­ris, astronomlar, matematikçiler, doktorlar vs. med­reselerde yetişiyordu Medreselerde öğrencilerin bütün ihtiyaçları bağlı oldukları vakıflar tarafından karşılanıyordu. Zamanla yükselerek çeşitli makam­lara gelen ve medreselerde yetişen bilim adamları, kadılar, müftüler, müderrisler ilmiye sınıfını oluş­turmuştur.

Medreseler, çeşitli derece ve kademelere ayrıldık­ları gibi öğretim alanlarına göre de kendi araların­da uzmanlaşmışlardır. Medreseler arttıkça bunla­rın dereceleri ve sınıflarının belirlenmesi gereki­yordu. Medreselerde ilk teşkilat Fatih Dönemi’nde yapılmıştır.

Medreseler, XVI. yüzyılın sonlarına doğru bozul­maya başladı. Bozulmanın nedenleri şunlardır:

Müspet bilimlerin giderek okutulmaması

Kanunlara aykırı olarak medreselere müda­hale edilmesi

Medrese ile ilgisi olmayanlara müderrislik verilmesi ve ulema çocuklarına daha beşik­te iken müderrislik payesi verilmesidir.

Askeri Eğitim

Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde askeri kuv­vetler aşiret askerlerinden oluşuyordu Kapıkulu ordusuna önceleri savaşlarda ele geçirilen esirlerin gençleri ve askerliğe elverişli olanlar: alınıyordu. Ankara Savaşı’ndan sonra Pencik oğlanı bulma zorlukları ortaya çıktı ve Osmanlı topraklarında ya­şayan Hıristiyan ailelerden çocukları alınarak “Dev­şirme usulü” uygulanmaya başladı. Kapıkulu Ocağı’na alınacak kişiler. Türk ailelerinin yanında Türk – İslâm kültürüne göre yetiştirilirdi. 17. yüzyıl son­larına kadar Osmanlı Devleti’nde askeri eğitim ve öğretim başlıca Tophane, Kılıçhane ve Humbarahane’de verilmiştir. 18. yüzyılda Avrupa’nın etki­siyle askeri alanda ıslahatlar yapılmıştır. Kara ve Deniz Mühendis haneleri kurulmuş, Avrupa’dan tek­nisyenler getirilmiştir. 19. yüzyılda Mızıka-i Hüma­yun, Mekteb-i Harbiye, Erkan-ı Harbiye, Bahriye Mektebi, Askeri idadiler kurularak buralarda askeri eğitim verilmiştir.

Dini ve Sosyal Kurumların Eğitim ve Öğretim Fonksiyonu

Cami: Müslümanların ibadet yeri olan camiler, üç-yüz yıl boyunca dini merkez olmasının yanında; hükü­met konağı, misafirhane, mahkeme, genel eğitim ve si­yasi bilgi edinme yeri ve konferans yeri olarak kullanıl­mıştır.

Esnaf Teşkilâtı: Esnaf teşkilâtı olan Loncalar mes­leki eğitim veren önemli ve yaygın eğitim kurumlarıydı.

Mahalle: Osmanlı Devleti’nde eğitim ve öğretim ko­nusunda mahallelilerin de rolü vardı. Mahalle sakinleri, bilgisiyle meşhur olmuş şahısların etrafında toplanarak yapılan sohbetlerde her türlü konuyu tartışırlardı. Ca­mi yanında halkın katkılarıyla kurulan Mahalle mekte­binde çocuklar okuma, yazma ve dini bilgileri öğrenir­di. Böylece toplumda yaygın eğitim ve örgün eğitim gerçekleştirilmiş oluyordu.

Eğitim ve Öğretimde Gelişmeler ve Yeni Kurumlar

19. yüzyılda Osmanlı eğitim kurumları dört bö­lümde incelenebilir:

Eskiden beri devam eden medreseler. Bura­larda programlar dünyadaki ilmi ve teknolo­jik gelişmelerden habersiz bir şekilde de­vam ediyordu.

18. yüzyılda kurulmaya başlayan önce as­keri ve 19. yüzyılda kurulan yeni tarz sivil okullar

Azınlık ve yabancı okulları

Osmanlı vatandaşlarının açtığı okullar

Islahat Fermanı eğitim alanında yenileşmede önemli bir dönüm noktası oldu.

1857′de Maârif-i Umûmiye Nezareti (Genel Eğitim Bakanlığı) kurularak Milli Eğitim Bakanlığı’nın temeli atıldı. Bu gelişmeden sonra ilk defa Eğitim Bakan, kabineye girdi

1861′de Nizâmnâme çıkarılarak Harbiye. Bahriye ve Tıbbiye dışındaki okullar Maarif-i Umûmîye Nezâreti’ne bağlandı. Böylece askeri ve sivil okullar birbirinden ayrılmıştır.

Askerî Kurumlar

1845′te Harp Okulu’na öğrenci yetiştirmek için Askerî Liseler açıldı. Günümüze kadar devam eden istan­bul’da Kuleli, Bursa’da Işıklar ve İzmir’de Maltepe Askeri Liseleri bu dönemde kuruldu. 1849′da Harbi­ye Mektebi’nde Veteriner bölümü açıldı. 1875′te As­keri Ortaokullar açıldı. Ayrıca ordunun kurmay subay ihtiyacını karşılamak için kurmaylık bölümü açıldı (1845).

Sivil Kurumlar

II. Mahmut tarafından zorunlu hale getirilen ilköğretim istanbul dışında uygulanamadı. İlköğretim Sıbyan Mektebi (Anaokulu), İptidaiye (ilkokul) ve Rüşdiye (Or­taokul) şeklinde üç kademeli düşünüldü. 1861′de İstan­bul’da ilk Kız Rüşdiyesi açıldı. Bu tarihe kadar kızların yaygın olarak okula gitmedikleri görülmektedir.

1867 den sonra bu okullara Müslüman öğrencilerin yanında Hristiyan öğrenciler de alındı. Rüşdiye’yi bitirenlerin gittiği idadiler 1872′de kuruldu.

İdadilerin üstünde eğitim verecek Sultaniler ilk kez 1868′de Galatasaray Sultani’si adıyla açıldı. Bu oku­lun yönetimi ve programı Fransızlara verildi. Rüşdiye-ler ile Darülfün’un (Üniversite) arasında eğitim vermek üzere 1849′da Darülmaarif Okulu açıldı. Bu okul dev­let memuru da yetiştirecekti. 1876′da Darül muallimat (Kız Öğretmen Okulu) açıldı. 1873′te yetim Müslüman çocukların eğitimi için Darüşşafaka, 1850′de Encü-men-i Daniş (İlimler Akademisi) açıldı.

Meslekî Kurumlar

1874′te Sultani Mektebi’nde bir sınıf ayrılarak Hukuk Mektebi açıldı. 1860′da Ticaret Okulu açılmak istendi. Ancak başarılı olunamadı. Tarım alanında ilk okul Amelî Ziraat Mektebi oldu (1847). Orman Mektebi (1870) ve Bursa’da Koza Okulu açıldı. Tanzimat dö­neminde önem kazanan Telgrafçılık Okulu açıldı. Mit­hat Paşa’nın girişimleriyle Niş ve Rusçuk’ta yetim ço­cuklara sanat öğretmek için Islahhaneler açıldı. İlk Si­vil Tıp Okulu 1866′da, Eczacı Okulu 1867′de açıldı.

Heybeliada’da Kaptanlık Okulu açıldı (1870). Mithat Paşa’nın çalışmalarıyla Sanayi Mektebi kuruldu (1868). Ayrıca Kız Sanayi Mektebi de kuruldu.

Azınlık ve Yabancı Okulları

Azınlıklara kültür, eğitim ve inanç özgürlüğü tanıyan Osmanlı Devleti, okul açma izni de verdi. Azınlık okul­ları, Patrikhaneler ve Hahamhaneler aracılığıyla yöne­tildi. Bu okullarda bağlı bulunduğu kilisenin papazı ve­ya havranın hahamı ders veriyordu.

Bağımsız ilk Ermeni Okulu 1790′da Kumkapı’da açıldı. 1824′ten sonra Ermeni Patrikhanesinin emriyle Ermeniler Anadolu’nun en küçük yerleşim birimlerine kadar okullar açtılar.

Yahudi Cemaati’ne ait havraların dışında ilk modern okul 1854′te İstanbul’da Musevi Asri Mektebi adıyla açıldı. 1875′ten sonra Alliyans İsrailit’in gayretleriyle birçok okul açıldı.

Kapitülasyonlardan faydalanarak Osmanlı ülkesinde okul açma imtiyazını elde eden yabancı ülke misyo­nerleri akın akın topraklarımıza gelerek çalışmalara başladılar. Önceleri dini nitelik taşıyan kiliselere bağlı olarak kurulan okulların yanında Elçilik Okulları da açıldı. Bu okullar zamanla amacından saparak yaban­cı devlet okulları haline geldi ve Osmanlı Devleti aleyhine çalışmaya başladılar. Katoliklerin koruyucusu olan Fransa ülkemizde ilk okulu 1583′te açtı (Saint Benoit). Bu okul Osmanlı topraklarında açılan ilk yabancı okuldur.

ingilizler, Suriye ve Lübnan’da okullar açtı. Değişik yerlerde açılan İngiliz okullarından Nişantaşı’nda İngi­liz Erkek Lisesi (1905), Beyoğlu’nda açılan İngiliz Kız Ortaokulu (1857) Türkiye Cumhuriyeti’ne devredil­miştir.

Amerika Birleşik Devletleri, 1830′da Osmanlı Devle-ti’yle yaptığı antlaşmayla en ayrıcalıklı yabancı devlet haline geldi. Ermenilerle işbirliği yapmayı kendisi için daha uygun gören ABD, Ermenileri kullanarak Anado­lu’da etkinlik kazanmak için birçok okul açtırdı. 1863′te Robert Koleji açıldı. Bu okul Türk eğitimi için modern bir örnek teşkil etti. ABD, Osmanlı topraklarında sayı itibariyle şaşırtıcı miktarda okul açmıştır. 1904 itibariyle 465 Amerikan okulunda 22.867 öğrenci bulunuyordu.

İtalya kendi soydaşları için 1861′de İstanbul’da ve 1863′te Hatay’da okul açtı. Osmanlı ülkesinde yaşa­yan Alman azınlıklar Avusturya eğitim kurumlarından faydalandı. Ancak 1871′de birliğini sağladıktan sonra kendi kültürünü yaymak için Almanlar da okullar açtı.

Darülfünun (Üniversite) 1862′de burada halka açık dersler verilmeye başlandı. 1870′te Darülfünun İstanbul’da resmen açıldı. Ancak Darülfünun 1871′de kapatıldı ve tekrar 1900′de açıldı

Osmanlı’da Kültür ve Sanat

Osmanlılarda Kültür ve Sanat

Osmanlı Kültür Dünyası ve Türk Kültürü­nün Genel Özellikleri

Tanzimat Dönemi’nde batı müziği ön plana çıkmıştır. Sanatkârlar himaye edilmeyince musiki alanında gerileme başlamıştır.

Kültür, bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi değerlerin tümüdür. Eğitim, sanat, bilim, gelenek -görenek, folklor, giyim, dil ve sosyal alandaki faali­yetler, bunların sonucu ortaya çıkan eserler kültü­rün öğeleridir. Belirli bir topluluğun kendi bilgi ve gücüyle ortaya koyduğu her şey milli kültürü mey­dana getirir. Klasik Osmanlı Türk toplumu ve kültü­rünün temelini; 1071 Malazgirt Zaferi’nden bu yana Türkleşen Anadolu, ahiler, gaziler, esnaf ve sa­natkârlar, İslâm dini, padişahların izledikleri temel kültür politikası. Türk örf ve geleneği meydana ge­tirmiştir.

Osmanlı müesseselerinde kısmen ilhanlılar ve Memlukların de etkisi olmuştur. Osmanlı Dönemi Türk kültürü, genel itibariyle coğrafyaya hakim, dış kül­tür değerlerini kendi bünyesinde birleştiren ve on­ları geliştirerek yeni bir mana kazandıran özellik taşır. XIII. yüzyılın sonlarından itibaren Bizans sı­nırında kurulan uç bölgelerinde, klâsik büyük bir devlete yükselişin tarihim yaşayan Osmanlılar, kültürlerini uçlardaki diğer kültürlerin gelişmelerim de alarak süslemiştir. Kuruluş Dönemi’nde başla­yan kültürel gelişme Fatih Devri’nde olgunlaştı.

XVI. yüzyıl sonunda, bizzat kendisi bir kültür varlı­ğı olan devlet klasikleşirken. toplumun çeşitli dal­larda verdiği eserler Osmanlı kimliğinin sembolle­ri haline geldi. Osmanlı Devleti’nin temel dayana­ğını ilim ve kültür oluşturuyordu.

17. yüzyıl ve sonrası klasikleşen değerlerin, de­ğişen dünya şartlarıyla karşılaşma dönemidir. XVI. yüzyılda gücünün zirvesine ulaşan Osmanlı Devle­ti, bünyesinde birçok kültürü toplamıştı. Diğer kül­türleri eritme yolunu kullanmayan Osmanlı kültürü­nün bazı unsurlarını teşkil eden ekonomi, siyaset ve sosyal hayat yeni görünüm kazanmış, Batı kültürüyle tanışma başlamıştır. 19. yüzyılda yem tarz ve değerler gündeme gelmiş, bu dönemde çağdaş­laşma kültüre yansımıştır.

Osmanlı Dönemi Türk Kültürü

(Klasik Dönem 1300- 1700)

Osmanlılar Dönemi’nde. Türk kültürünün en önem­li unsurları din. dil. hukuk, töre. ahlâk, sanat, ede­biyat, ekonomi ve müzikti.

Düşünce Hayatı

Osmanlılar Anadolu’da siyasi birliğin sağlanması yanında düşünce birliğinin de sağlanmasına  önem verdiler. Osmanlıların bütün sistemlerinin te­orik yapısına İslâm hukuku, eski Türk geleneği ve yaşanılan bölgenin özellikleri birleşerek esas teşkil etmiştir. Osmanlılarda Sünni İslâm akidesi. Anado­lu’ya gelirken İran’ın tasavvuf düşüncesinden, es­ki Türk inançlarından ve Anadolu’daki uç bölgelerinin kültüründen yararlanarak senteze ulaşmıştır.

Bir Kültür Unsuru Olarak Din

Din faaliyetler, özellikle tarikatların çevresinde yo­ğunlaşıyordu. Ahi ve   Babai tarikatları Osmanlı Dev­leti’nin kuruluşunda önemli rol oynamıştır. Tarikat şeyhleri bulundukları yerlerde, devlet işlerine karış­madan, hem kendi görevlerini yerine getiriyorlar. hem de kültürel gelişmeye katkıda bulunuyorlardı.

Böylece, din bir kültür unsuru olarak dil, edebiyat, musiki, mimari, güzel sanatlar ve düşünce hayatı üzerinde etkisini artırmıştır.

Güzel Sanatlar

Minyatür Sanatı: Osmanlılar resim yerine daha soyut olan minyatürü tercih ettiler. Fatih, III. Murat ve III. Mehmet Dönemlerinde portre, II Bayezid, Yavuz ve Kanuni Dönemlerinde minyatürcülük önem kazanmıştır.

Seramik Sanatı: Osmanlılarda ilk defa seramik ve çinicilik XVI. yüzyılda İznik’te başladı. 18. yüzyıldan itibaren İznik çini ve seramik merkezi olarak önemini yitirmiştir

Çinicilik ve Hat Sanatı: Osmanlı Devleti’nde önce İznik, daha sonra da Kütahya, Güneydoğuda ise Diyarbakır, çinicilik merkezi oldu. Osmanlı Devle­ti’nde çinicilik ve hat sanatı çok gelişmiştir. Türk yazı sanatı en parlak dönemini Osmanlı hattatlarıyla yaşamıştır.

Osmanlılar Türk müzik geleneğini devam et­tirmiş ve Mehterhane denilen mızıka takımını i kurmuşlardır.

Mimari: Osmanlı mimarisi, XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar Selçuklu mimarisinin etkisinde kaldı. Bu dönemdeki eserler klasik dönem mimarisinin gelişmesinde etkili oldu.

Osmanlı mimarisi dini, si­vil ve askeri mimari olarak üçe ayrılır.

Kuruluş Dönemi’nin ilk önemli eserleri:

İznik’teki Hacı Özbek.

Bursa Orhan Bey Camileri ile Ulu Cami ve Yeşil Cami idi.

Fatih Dönemi’yle birlikte gelişmeye başlayan Osmanlı mimarisi. XVI. yüzyılda en olgun dönemine ulaştı. Klasik üslubun ilk örneği II. Bayezid Camii’dir(1506).

Türk mimarisi Mimar Sinan ile doruk noktasına ulaşmıştır.

Mimar Sinan çıraklık döneminde Şehzade kalfalık döneminde Süleymaniye, ustalık döneminde Selimiye Camilerini yaptı.

Güzel Sanatlar Alanındaki Değişiklikler

Osmanlı klasik mimarı tarzı Lâle Devri’yle önemin kaybetmeye başladı. Lâle Devri’yle mimaride Avrupa’nın etkisi başladı ve Lâle Devri’nden sonra Türk Barok ve Rokoko devrine (1740-1808) girilmiştir.

Osmanlı Toplumu

Toplumun Yapısı

Örgütlenmiş gruplar halinde yaşayan insanların oluşturduğu bütünlüğe toplum denir, insanların bir arada yaşadığı en üst seviyedeki örgütlenme biçi­mine devlet denir. Devlet; halk, ülke ve hükümdar­lık unsurlarından oluşur.

XIV. yüzyıldan itibaren sınırlarını sürekli genişleten Osmanlı Devleti, Anadolu’da Türk nüfusu, bir yöne­tim altında birleştirdi. Balkanlardaki fetihler sonucun­da değişik soy ve dinden insanlar ülke nüfusuna ka­tılmıştır. XVI. yüzyılda sınırlarını iyice genişleten Os­manlı Devleti’nin sınırlarına Suriye, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika’daki ülkelerde yaşayan insanlar da dâhil olmuştur. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir toplum haline gelmiştir. Müslümanlar yönetici konumundaydı.

 Devletin Resmi Tasnifine Göre Osmanlı Toplumu

Osmanlı Devleti’nde toplum, yönetenler (Askeri) ve yönetilenler (Reaya) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Osmanlı Devleti’nin toplum düzeninin sağlanması için yönetim felsefesinin temeli haksızlıkların önü­ne geçmek, emniyeti sağlamak, adalete dayalı bir toplum nizamı kurmak ve bunu sürdürmekle görev­li bir yönetici güce, (devlet gücüne), dolayısıyla bir hükümdara sahip olmaya dayandırılmıştır.

 Yönetenler (Askeriler)

Osmanlı Devleti’nde yönetenler, yönetilenlerden farklı olarak vergi ödemezlerdi. Yönetenler, gördük­leri vazife ve eğitime göre üç gruba ayrılmıştır.

Bunlardan birinci grup olan Seyfiye‘nin yönetim gö­revi vardı. Vezirler, Beylerbeyleri, Sancak Beyleri bu gruptan seçilmiştir. İkinci grup ise, ilmiye sınıfıydı. Medreselerde yetişen bu grup içinden Kazasker, Şeyhülislâm, Müderrisler ve Kadılar seçiliyordu. İlmi­ye sınıfı eğitim, adalet ve fetva görevlerini üstlen­miştir. Üçüncü grup ise, Kalemiye sınıfıdır. Defter­darlar, Nişancılar, Reisülküttaplar ve Divan Katipleri bu sınıftan seçilmiştir. Kalemiye sınıfı devletin ya­zışma işlerini, maliye ve dışişlerini üstlenmiştir.

 Yönetilenler (Reaya)

Osmanlı Devleti’nde yönetilenlere “reaya” denirdi. Reaya askerlerden farklı olarak vergi öderlerdi. Reayayı, çeşitli din, mezhep, ırk ve dilden topluluk­lar oluşturmuştur. Devlet yönetiminde hakim unsur Türkler olmakla beraber Rumlar, Ermeniler, Arap­lar, Yahudiler, Romenler ve Slavlar yönetimde yer alabiliyordu. Osmanlı Devleti, her inanç topluluğu­nu kendi içinde serbest bırakmış ve onları asimle etme yoluna gitmemiştir. Devleti oluşturan halkın en önemli unsuru devleti kuran, ona dilini, gelenek ve göreneklerini veren Türklerdi. Anadolu ve Ru­meli Türk nüfusunun en yoğun bulunduğu yerlerdi.

Osmanlı Devleti’nde yönetilenler dini yönden; Müs­lümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler diye üç gruba ayrılmıştır:

Müslümanlar: Türkler, Araplar ve Kafkasya’da ya­şayan topluluklar Müslüman’dı. Fetihler sonucunda; Arnavutlar, Bosnalılar ve Hersekliler Müslüman ol­dular. Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve vergi öderlerdi. Osmanlı Devleti’nde yönetici ola­bilmek için ilk şart Müslüman olmaktı. Müslümanlar çoğunlukla tarım ve zanaatla uğraşmıştır.

Hıristiyanlar ve Museviler: Geniş inanç özgürlü­ğüne sahip olan azınlıklar ticaret ve tarım faaliyet­leriyle uğraşmışlar, cizye ve haraç adı ile iki vergi ödemişlerdir. Hıristiyanlar ve Museviler askerlik yapmazdı. Ancak Islahat Fermanı’yla (1856) dev­let memuru olma hakkını elde etmişlerdir.

 Yerleşme Durumuna Göre Osmanlı Toplumu

Osmanlı toplumu yerleşme yerine göre; şehirliler, köylüler ve göçebeler şeklinde üçe ayrılmıştır:

Şehirliler; askerler, tacirler ve esnaflardan olu­şuyordu. Şehirliler grubu yönetim, adalet, eği­tim, güvenlik, üretim, ticaret ve zanaatkarlık gi­bi işlerle uğraşmıştır.

Köylüler; Osmanlı toplumunun en büyük bölü­münü köylerde yaşayan halk oluşturuyordu. Köylü, işlediği toprağa karşı çift vergisi öderdi. Kanunların yükümlülükleri dışında köylüler, hür ve bağımsızdı. Köylerde yaşayanlar genellikle tarım faaliyetleriyle uğraşırlardı. Köylüler dirlik sahibine vergi öderler, topraklarını üç yıl boş bırakmaları halinde çift bozan vergisi verirlerdi.

Göçebeler (Konar – Göçerler); genellikle hay­vancılıkla uğraşan göçebeler, Rumeli’ye yer­leştirilerek buraların Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Göçebeler, devlete ağnam ver­gisi yanında kullandıkları otlak, kışlak ve yaylaklar için de ücret öderlerdi.

 Osmanlı Toplumunda Sosyal Hareketlilik

Osmanlı toplumunda kişiler yönetenler (askeri) ve yönetilenler (reaya) diye ikiye ayrılıyordu. Bu sos­yal gruplar arasında geçiş serbestti. Bu durum ya padişah fermanıyla ya da kişilerin yetenekleriyle oluyordu. Toplumda sosyal hareketlilik iki şekilde yaşanmıştır:

 Yatay Hareketlilik

Bir toplumun ülke toprakları üzerinde köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye gidip gel­mesi ya da oraya göçerek yerleşmesi olayına top­lumun yatay hareketliliği denir. Bu hareketlerin bir kısmı kendiliğinden gerçekleşmiş, bir kısmı da devletin imar ve iskân politikası sonunda ortaya çıkmıştır.

Bu uygulama doğrultusunda Anadolu’dan bir kısım Türk aileler Balkanlara yerleştirilmiştir. Devlet ya­tay hareketliliği teşvik etmiş ve bu hareketliliğe ka­tılanların yerlerini terk etmelerini önlemek için ted­birler almıştır.

 Dikey Hareketlilik

Dikey hareketlilik; bir toplulukta sınıflar arası geçiş­leri ifade eder. Osmanlı Dönemi dahil Türk toplu­munda hiçbir zaman doğuştan gelen ve birbirine geçişi kabul etmeyen bir sınıf sistemi görülmemiş­tir. Mesela; askeriye mensupları, emekli olduğun­da veya görevinden alındığında yönetilenler sınıfına (reaya) geçmiş olurdu. Reayadan bir kişi de padi­şahın fermanıyla askeri sınıfa geçebilirdi. Bunun için gerekli şartlar şunlardı:

Müslüman olmak

Devlet görevini en iyi şekilde yapmak

Padişaha tam bağlı olmak

Osmanlı Devleti’nde yönetenler sınıfına geçebil­menin yollarından biri devşirme sistemi, diğeri de medrese eğitimi görmekti. Savaşlarda başarı gös­tererek tımar sahibi olmak, kalemiye sınıfına dâhil bir büroya kâtip olarak girmek de yönetenler sınıfı­na geçmenin yollarındandı.

 Osmanlı Toplum Yapısında Meydana Gelen Değişmeler

XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren taşra yöneti­miyle ilgi olan dirliklerin büyük bölümünü ele geçiren kapıkullarının merkezden bağımsız olarak çiftlik ve malikaneler kurmaları resmi hüviyet sahibi ye­ni tip köy zenginini ortaya çıkarmıştır. Bu gelişme­lerden sonra tımarlı sipahilerin büyük bölümü dir­liklerini kaybetmiştir. Yeni gelişmeler köylünün;

Arazilerinin daralmasına,

Geçim sıkıntısına düşmesine ve borçlarını ödeyememesine,

Elinden çıkardığı topraklarda ücretle çalış­masına,

Köyünü terk etmesi gibi kötü durumlara ne­den olmuştur.

 Osmanlı dirlik sisteminin bozulması ve Coğrafya Ke­şifler’inden sonra Anadolu’da ticari canlılığın kaybol­ması ekonomik sıkıntılara yol açmıştır. İşsiz kalan halk Anadolu’daki isyanlara katılmıştır. 17. yüzyı­lın ikinci yarısına kadar devam eden Celali İsyanları Anadolu’daki halkı önemli ölçüde etkilemiştir:

Tımarlı sipahiler ortadan kalkmıştır.

Celâlilere karşı silahlanan köylüler, ayanla­rın paralı askeri olmuştur.

Köyden şehire ve güvenli bölgelere göçler hızlanmış, yeni köyler kurulmuştur.

Tarım üretimi düşmüş ve köy – şehir denge­si bozulmuştur.

Bu olumsuzluklara karşı devlet, köylünün mülkünü gasbeden ehl-i örfe karşı 17. yüzyıl boyunca adaletnameler yayınlanarak halkı korumak istediy­se de tam başarılı olmamıştır.

 18. Yüzyılda Toplumsal Alandaki Değişmeler

Avrupa ile diplomatik ilişkilerinin yoğunlaşması­na paralel olarak kalemiye sınıfının önemi art­mıştır.

Avrupa’nın etkisiyle değişik alanlarda ıslahatlar yapılmıştır.

Avrupa’dan uzmanlar getirilmiştir.

18. yüzyılda devşirme sistemi önemini kay­betti. Bunun sonucunda reayaya mensup kim­seler yoğun olarak yönetici kadroya girmiştir. Yöneticilerin etnik yapısı Türkler lehine değişti. Bu nedenle 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı yüksek idareci ve bürokrasisi devşirme kaynak­lı değildir.

18. yüzyılda devlet savaştan çekinmiş, mo­dern eğilimli, yenilik taraftarı ve İstanbul’daki Avrupalı devletlerin elçileriyle boy ölçüşebile­cek tecrübeli kişiler yönetime getirilmiştir.

 Ayan ve Eşraf

Osmanlı toplumunda 18. yüzyılda kimlik değişti­rerek yeni bir rol üstlenen gruplardan biri de ayanlardır. Osmanlı toplumunda her zaman bulunan ayan ve eşraf yönetimle şehir halkı arasında diya­logu sağlamıştır.

19. yüzyılın başlarında iyice güçlenen ayanlar, merkez üzerinde etkili olmuşlardır. Ancak II. Mah­mut, yeniçerileri ortadan kaldırdıktan sonra merkezi yönetimi güçlendirmiş ve ayanlara son vermiştir.

 İskan Faaliyetleri

Osmanlı Devleti önceleri fethettiği yerlere Türk nüfusu taşırken, 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılda savaşların kaybedilmesi nede­niyle elden çıkan topraklardan Anadolu’ya ge­len insanlar uygun yerlere yerleştirilmeye çalı­şılmıştır.

Elden çıkan topraklardan gelen ürünlerin telafi­si için göçebe konar – göçerler yerleşik hayata geçirilmeye çalışılmıştır.

 Tanzimat ve Sonrasındaki Gelişmeler

Batı tarzı okulları bitiren ve yabancı dil bilenler önemli görevlere getirilmiştir.

Merkezi hükümet güçlendirilmiş ve bakanlıkla­rın etkinliği artırılmıştır.

Tanzimat Fermanı’yla devlet ile toplum ilişkile­rinde yeni düzenlemeler yapılmış, halka yeni hak ve güvenceler verilmiş ve padişahın yetki­leri sınırlandırılmıştır.

Islahat Fermanı’yla Müslim – Gayrimüslim halk, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin kaynaştırılma-ya çalışılmıştır.

Üst düzey Tanzimat bürokratlarından her biri İstanbul’daki yabancı elçiliklerden biriyle ilişki içindeydi. Bu da yabancıların Osmanlı içişleri­ne karışmasını kolaylaştırmıştır.

Yeni bürokratlar İslâmi normlardan bağımsız olarak akıl yoluyla hareket etmişlerdir.

 Nüfus Hareketleri ve Yeni Yapılanma

19. yüzyılda Osmanlı genel nüfusu azalırken diğer yandan daralan Osmanlı sınırları içindeki nüfus gittikçe artmaktaydı. Genel nüfusun azal­ması toprak kayıplarına, mevcut nüfusun art­ması ise kaybedilen topraklardan gelen göçlere bağlıydı.

18. yüzyılın son yirmi yılında Osmanlı – Rus ve Avusturya Savaşları yüzünden Kazan, Kı­rım, Kafkasya ve Özi bölgelerinden Anadolu’ya göçler başlamıştır.

1806-1812 yılları arasında Osmanlı – Rus Sa­vaşı sonunda Balkanlardaki Türkler Rumeli köy ve kasabaları ile İstanbul ve Anadolu’yu dol­durmuştur.

1820-1830 yılları arasında Türkler Mora, Eflak ve Boğdan’dan Anadolu’ya zorla göç ettirilmiştir.

1854 – 1856 Kırım Savaşı sonunda altı yüz bin Kırımlı Anadolu’ya gelmiştir.

1877′de Kafkaslardan Anadolu’ya göçler devam etti. Osmanlı Devleti’nin yıkılışına kadar süren göçler günümüzde de devam etmektedir.

17. ve 18. yüzyıllarda halk karışıklıklar­dan dolayı yamaçlara ve dağlara yerleşirken 19. yüzyılda ticaretin gelişmesi ve dışarıdan göçlerin gelmesi ovaların da ekilmesini zorunlu hale getirmiştir

Osmanlılarda Devlet Yönetimi

Osmanlılarda Devlet Anlayışı

Osmanlı Devleti’nde de daha önceki Türk Devletlerinin hâkimiyet anlayışı devam etmiş, ülke hanedanın ortak malı kabul edilmiştir. Hâkimiyet anlayışına göre hanedana mensup bütün erkek çocukların hükümdar olma hakkı vardır.

Osmanlı Padişahlarından I. Murat bu geleneği değiş­tirmiş, ülkeyi bundan sonra “hanedanın değil, sadece hükümdarın ve oğullarının malı” haline getirmiştir. Böylece merkezi otoritenin güçlenmesini sağlamıştır.

 Taht Kavgaları ve Kardeş Katli

Hâkimiyet anlayışının en önemli sonucu olan taht kavgaları ile devletin par­çalanmasının önüne geçmek amacıyla Fatih Sultan Mehmet şehzade katline müsaade eden kanunlar çıkarmıştır.

Fatih çıkardığı kanunlar ile (Kanunname-i Ali Osman) Türk tarihinde ilk kez tam olarak merkeziyetçiliği kurmuştur. Tahta çıkan şehzadeye Nizam-ı Âlem için kardeşlerini öldürme yetkisi veren bu kanunlar ile padişah mutlak bir hükümdar haline gelmiştir.

l. Ahmet “Ekber ve Erşed” Sistemini getirerek tah­ta, hanedana mensup erkekler içerisinde en büyük olanının geçmesini kanunlaştırmıştır.

Osmanlı Hanedanı ve Padişahlar

Os­manlı hanedanı Oğuzların Kayı boyuna mensuptur.

Hükümdara, “Sultan, Padişah, Bey” gi­bi unvanlar verilirdi.

Sultan unvanını, ilk kez I. Murat kullandı.

Bundan başka han, hakan, hünkâr gibi unvanlarda kullanılıyordu.

II. Murat’tan itibaren padişah unvanı kullanıldı.

Görünüşte padişahlar memle­ketin sahibi sayılırdı. Her türlü yetki sultanın elin­deydi. Fakat bu yetkisini hiç bir zaman keyfi olarak kullanamazdı. Kanun, nizam ve töreye dayanarak devlet işlerini yürütürdü.

Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Osmanlı padişahları aynı zamanda halife unvanı ile tüm İslam dünyasının lideriydiler.

 Şehzadeler

Osmanlı Padişahlarının erkek çocuklarına “Şehzade” veya “Çelebi”  kız çocukları­na ise “Sultan” unvanı verilirdi.

Sancağa Çıkma

Hâkimiyet anlayışına göre bütün şehzadelerin hükümdarlık hakkı olduğundan hepsinin hükümdar olacakmış gibi yetiştirilmesi gerekmiştir.

Şehzadeler sarayda gerekli eğitimi gördükten sonra, yüksek haslarla kendilerine gösterilen sancaklarda bulunurlar ve oraları idare ederlerdi. Bir şehzade tayin edildiği sancağa gönderilir, yanına devlet işlerinde tecrübeli, devrin en iyi bilgili ulemasından “lala” denilen bir hoca ve­rilirdi. Şehzadeler sadece Anadolu’daki sancaklara gönderilirdi. Rumeli’deki sancaklara kesinlikle tayin edilmezlerdi.

 Rumeli’de Sancak Verilmemesinin Nedenleri

Rumeli halkının isyan eden ve saltanata or­tak olmak isteyen şehzadeleri her zaman desteklemeleri

Rumeli’de başka devletlerden yardım alına­bilmesi

Rumeli’nin sefer yolları üzerinde bulunma­sı ve şehzadelerin kışkırtılabilmesi

Anadolu’nun daha kolay kontrol altında tutu­labilmesi

Anadolu halkının tamamen Müslüman ol­ması

 En Önemli Şehzade Sancakları

Bursa, Amas­ya, Antalya Manisa, Balıkesir, Sivas, Kütahya, Eski­şehir, Aydın, Isparta ve İzmit gibi şehirlerdi.

 Sancağa Çıkma Uygulamasının Faydaları

Şehzadeler, ileride devletin başına geçtik­leri zaman hiçbir güçlük ve acemilik çekmeden dev­leti yönetmeye başlarlardı. Zaman zaman bir sefere de gönderilerek komutanlık sanatını da öğrenmele­ri sağlanırdı.

II. Selim döneminden itibaren sadece hükümdarın büyük oğlu sancağa gönderilmeye başladı. (III. Murat ve III. Mehmet bu şekilde tahta çıkmıştır.)

 Kafes Usulü

I. Ahmet devrinde “Sancağa Çıkma” geleneğinin kaldırılma­sı şehzadelerin tecrübesizliğini de beraberinde ge­tirmiştir. Sancağa çıkma geleneğinin kaldırılması “Ekber ve Erşed” sisteminin bir sonucu olmuştur. Zira şeh­zadelerin öldürülmesinin yasaklanmasından sonra onların sancaklara gönderilmeleri devlet için tehlike arz etmiştir.

Sancak bölgelerinde güçlenen şehza­delerin isyanlarını önlemek için merkezde kontrol altında tutulmuştur. “Kafes Usûlü” uygulamasına geçilmiştir. Bu usul şehzadelerin tecrübesiz ve bunalımlı yetişmesine yol açmış, duraklama dönemine girilmesinin en önemli iç sebeplerinden biri olmuştur. Ancak, taht kavgalarının önüne geçilmiştir.

Padişah buyruklarına ferman denirdi.

 Merkez Teşkilâtı

Osmanlı Devleti, merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Devlet yönetiminin merkezinde padişah ve saray teşkilatı bulunurdu.

 Başkent

Devletin merkezi İstanbul’du.

İstanbul, Dersaâdet, Âsitâne, Bâb-ı Âliyye, Belde-i Tayyibe isimleriyle anılırdı.

 Saray

Padişahlar sarayda hem hayatını devam ettirmiş hem de devleti yönetmiştir.

İlk saray Bursa’nın fethi ile Bursa’da yapılmıştır.

Edirne’nin alınması ile Edirne’de saray inşa edilmiştir.

Fatih döneminde İstanbul’un fethi ile Topkapı Sarayı yapılmıştır.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren padişahlar, Dolmabahçe ve Yıldız saraylarında oturmuşlardır.

Saray, sadece yönetim ve askerlik açısından değil, Osmanlı edebiyatı, sanayi, ekonomik ve sosyal hayatı bakımından  da geniş teşkilatlı bir merkez olmuştur.

 Osmanlı Saray Teşkilâtı

Osmanlı sarayı, genel olarak üç bölümden oluşurdu.

Enderun ve Bîrun…

Bâbüssaade ise bir ara bölümdür ve genelde törenlerin yapıldığı bir alandır.

 Kapıkulu Sistemi

Osmanlılarda yönetim ve askerlik görevlerinin yerine getirilmesinde gerekli olan insanları yetiştirmek için kurulan sistemin adı Kapıkulu Sistemi’dir.

 Devşirme Sistemi

Osmanlılarda, genelde Balkanlarda bulunan Hıristiyan ailelerin küçük yaştaki çocuklarının Müslüman-Türk ailelere verilerek eğitildiği ve zamanla devlet hizmetine alındığı bir uygulamadır.

Devşirme sistemiyle alınan oğlanlar, Acemi Ocağı’na seçilirdi.

Edirne Sarayı, Galata Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı’nda eğitimlerine devam ederlerdi. Bunlara İç oğlan denirdi.

Seçilen çocuklar, Topkapı Sarayı’na alınır, Enderun’da eğitimlerine ve hizmetlerine devam ederlerdi.

 Enderun Odaları

Has Oda

Kırk kişilik padişahın günlük hizmetinde bulunan bir odadır.

Görevliler

Has Odabaşı: Bu görevlilerin başıdır.

Silahdâr: Padişahın silahlarıyla ilgilenirdi.

Çuhadâr: Padişahın dış giyimiyle ilgilenirdi.

Dülbentçi: Padişahın iç giyimiyle ilgilenirdi.

Rikabdâr: Padişahın ayakkabılarıyla ilgilenirdi.

Hazine Odası

Padişahın özel eşyalarıyla ve hazinesiyle ilgilenirlerdi

Kiler Odası

Sofra hizmetiyle görevli olanların kaldığı odalardır.

Seferli Odası

Müzisyen, berber gibi görevlilerin bulunduğu odadır.

 Harem

Padişahın özel hayatının geçtiği, eş ve çocuklarının yaşadığı bölümdür.

 Birun

Sarayın dış bölümüdür, devlet işlerinin yürütüldüğü kısımdır.

Görevliler

Yeniçeriler

Kapıkulu Ocağı’nın yaya askerleridir.

Altı bölük Halkı

Kapıkulu Ocağı’nın atlı askerleridir. Altı kısımdır.

Topçular

Cebeciler

Mehterler

Müteferrikalar

 

İstanbul’un Yönetimi

Fatih zamanından itibaren devletin merkezi İstanbul oldu.

Padişah, sadrazam, şeyhülislam ve tüm merkez örgütü buradadır.

Başkent olmasından dolayı İstanbul’un yönetimi ayrı­ca düzenlenmişti.

Şehrin genel düzen ve güvenliği doğ­rudan sadrazamın sorumluluğundaydı.

Sadrazam, se­fere çıktığında İstanbul’la ilgilenmek üzere bir Sadaret Kaymakamı bırakırdı.

Şehrin güvenliği, yeniçeri ağa­sı, subaşı ve asesbaşı tarafından sağlanırdı.

Beledi­ye hizmetlerinden şehremini, adalet işlerinden taht kadısı sorumluydu.

Sivil kuralları çiğneyen yeniçeriler ve diğer askerler arasında düzeni Muhzır Ağa sağlar­dı.

İstanbul’daki her türlü ticaret faaliyetlerinin denet­lenmesi Muhtesib’in göreviydi.

Yapılacak binaların mimarbaşı tarafından onaylanması gerekirdi.

 Divan-ı Hümayun

Kuruluşu

Osmanlı Devletinde merkezi teşkilatın en önemli kurumu Divan-ı Hümayun’dur.

Devletin en önemli askeri, siyasi, ekonomik ve sosyal mesele­lerinin görüşüldüğü en yüksek karar ve yönetim ku­ruludur.

Temelleri Orhan Bey döneminde atılmıştır.

Son şeklini ise Fatih döneminde almıştır. Padişah başkanlığında, o bulunmadığı za­man Vezir-i Azam başkanlığında devlet merkezi (başkent) veya hükümdarın bulunduğu yerde topla­nırdı. Devlet işlerinin en son karar organı burası idi. Divan bu özelliğini her zaman korumamıştır.

Her ne kadar divan kararları uygulanmışsa da yine de son söz padişahındır. Bu yönüyle divan bir danışma or­ganı durumuna gelmiştir.

Divanda devletlerarası ilişkiler görüşülür. Halkın şikâyetleri dinlenir ve bazı davalara bakılarak onlar karara bağlanırdı.

Divanda görüşülen ve alınan kararlar “Mühimme Defterleri”ne yazılırdı.

Divan haftanın her günü sa­bah erkenden toplanmakta ve Padişah başkanlık etmekte idi. Divan görüşmeleri öğle vaktine kadar devam ederdi.

Fatih, divan başkanlığını Vezir-i Azam’a bırakarak görüşmeleri kafes (kasr-ı adl)  arkasından iz­lemeye başladı. Böylece divan üyeleri görüşlerini serbestçe söyleyebilmeye başlamışlardır.  Bu uygulama ile sadrazamlık mevkiinin önemi artmış ve güçlenmesine sebep olmuştur.

Divanda halkın din, dil, mezhep, cins ve statü­süne bakılmaksızın Osmanlı ülkesinde yaşayan herkesin başvurusu dikkatle görüşülürdü. Divan ka­rarlan kesindi ve değiştirilmesi mümkün değildi.

Divan-ı Hümayun duraklama döneminden itibaren güç kaybetmeye başlamıştır. Bab-ı Ali yani sadrazamlık hükümet merkezi haline gelmeye başlamıştır.

II. Mahmut döneminde Divan-ı Hümayun kaldırılmış yerine nazırlıklar (bakanlıklar) kurulmuştur.

 Divanın Üyeleri

Divan üyeleri, üç kısımdır.

1.Seyfiye

(Sadrazam, vezirler, Kazasker, Nişancı, Defterdar, Yeniçeri ağası, Kaptan-ı derya)

2.İlmiye

(Müftü, Şeyhülislam, kadılar, müderrisler)

3.Kalemiye

(Defterdar ve Nişancı’ya bağlı kâtipler ve kalemler)

Padişah: Padişahlar İstanbul’un fethine ka­dar divanın tabii üyesi ve başkanıdır. Fatih devrin­de, divanda üyelerin görüşlerini daha rahat söyle­yebilmesi amacıyla “kafes sistemi” getirilmiştir. Ye­ni sistemle padişahlar divan toplantılarına katılma­mış, ancak dilediklerinde kafes arkasından toplan­tıyı takip etmişlerdir.

Vezir-i Azam : Devlet işlerini Padişah adına yöneten hükümet başkanına Vezir-i Azam veya Sadr-ı Âzam denilirdi. Devletin en yüksek rütbeli me­murudur. Padişah adına mutlak vekil sayılırdı. Sadr-ı Azamın sözü ve yazısı Padişahın fermanı ve irade­si kabul edilirdi. Padişah olmadığı zamanlarda Diva­na başkanlık yaparlardı. Osmanlı Devleti’ndeki tayin­ler ve görevden almalarla, terfi ve ilerlemelerde birinci derecede sorumlu idi. Padişahlar sefere çıkmadığı zamanlar Vezir-i Azam’lar Başkomutan vekili olarak sefere çıkarlar kendilerine Serdar-ı Ekrem unvanı verilirdi. Padişahın mührünü de taşırdı. Çok önemli bir özrü olduğunda veya sefere çıktığında yerine “Sadaret Kaymakamı “ denilen vekili bakar ve divana başkanlık ederdi.

Vezirler: Vezir sayısı ikiye çıkınca bunlar­dan biri Vezir-i Azam yapıldı. Diğer vezirde Divana katıldı fakat yetkisi geniş değildi. Giderek vezir sa­yısı arttı. Fatih döneminde dört kişi oldu. Vezirler yalnız merkezde değil taşra örgütünde de görevlen­diriliyordu. Bugünkü Devlet bakanlarına benzerdi.

Kazasker: Divanda büyük davalara bakar­dı. Şer’i ve örfi konularda görüşü alınırdı. Kendi bölgelerinde kadı ve müderrisleri atama veya görevden alma işlerine bakardı.(İstanbul, Bursa ve Edirne kadılarını sadrazam atardı.) adalet, eğitim, kültür ve diyanet işlerine bakarlardı.

I.Murad döneminde kurulmuştur.

Fatih döneminde ise Anadolu ve Rumeli kazaskeri olarak sayısı ikiye çıkarıldı.

Rumeli kazaskeri protokol bakımından daha önce gelirdi. Divanda rütbe bakımın­dan vezirlerden sonra gelirdi.

Defterdar: Devletin gelir ve giderleri ile büt­çelerini hazırlardı. Divanda mali işlere dair görüşünü belirtirdi. Fatih’ten sonra sayıları giderek artmıştır. Rumeli defterdarı baş defterdar olarak anılırdı.

Nişancı: Padişahın, sancak beylerine, beylerbeyine ve hükümdarlara gönderdiği ferman ve beratlara padişahın imzası olan tuğra çekerdi.

Devletinin kanunlarını çok iyi bilir­di. Yeni çıkartılan kanunların usulüne uygun olarak tertip ve tanzimini yapardı.

Divanda alınan kararları usulüne uygun olarak yazmak, padişaha ve sadrazama gelen mektupları tercüme ettirerek bunlara cevap hazırlamak görevleri arasında idi.

Divandaki görevleri dı­şında toprakların Dirliklere (Has, Zeamet, Tımar) dağıtılmasını sağlardı. Ülkenin tapu ve kadastro iş­lerini düzenlerdi.

Reisülküttap: Divan’da ki katiplerin şefi olan reisülküttap nişancıya bağlıydı.

Kaptan-ı Derya: Osmanlı devletini ilgilendiren denizlerdeki bütün işlerin sorumlusu ve Donanmayı hümayunun başkomutanıdır. Kendi sorumluluğuna giren davalara bakardı. İstanbul’da bulunduğu zamanlarda kendisini ilgilendiren konularda divan toplantılarına katılırdı.

Yeniçeri Ağası: Vezir olan Yeniçeri Ağaları divanın daimi üyesiy­di. Ancak vezir olmayan Yeniçeri Ağalan ise ihti­yaç duyulduğunda görüşmelere katılarak gerekli bilgi ve görüşünü divana arz ederdi.

Şeyhülislâm (Müftü): 15. yüzyılda Divan’ın doğal üyesi değildi. Ancak yaptığı işler bakımından padişahın en önemli yar­dımcılarından biriydi Şeyhülislam. Divan’da alınan kararların İslam dinine uygun olup olmadığı konu­sunda fetva verirdi.

Fatih Dönemi’nde rütbe ve ma­kam olarak kazaskerden sonra gelen müftünün önemi I. Selim Dönemi’nde halifeliğin Osmanlılara geçmesiyle arttı.

Kanuni Dönemi’nde Vezir-i Âzam’a eşit hale geldi. Daha önceleri ilmiye sınıfı içersinden seçilen müftüler Kanunî Dönemi’nden itibaren padişah tarafından atanmaya başlamıştır. Bu du­rum Şeyhülislâmların etkinliğini azaltmıştır. Müftüler, Şeyhülislam ismini 18. yüzyıldan sonra almıştır.

Osmanlı Ordusu

Kuruluşun ilk yıllarında Osmanlı kuvvetlerini aşiret kuvvetleri oluşturuyordu.

Beyliğin kurucusu Osman Bey zamanında düzenli bir ordu yoktu. Sa­vaş zamanında aşiret kuvvetleri toplanır, savaş bit­tikten sonra dağılırdı.

Orhan Gazi döneminde biner kişilik iki grup askeri kuvvet teşkil edildi. Bu ilk aske­ri kuvvete “Yaya ve Müsellem” denildi. Yaya ve Mü­sellemler ilk ücretli askerlerdi. Toprakları ekip biçerlerdi. Bu top­raklardan dolayı vergi vermezlerdi. Bunlar 15. yüz­yılın ortalarına kadar kullanılmışlar, Kapıkulu As­kerleri çoğalınca geri hizmete alınmışlardır.

 

                  Osmanlı Kara Ordusu
Kapıkulu                  Eyalet                Yardımcı

Ocakları               Askerleri              Kuvvetler

 

Kapıkulu Ocakları

Kapıkulu askerleri, Kapıkulu Piyadeleri ve Ka­pıkulu Süvarileri olmak üzere iki sınıftan meydana geliyordu.

Kapıkulu Piyadeleri

Acemi Oğlanlar Ocağı

Bütün ocakların temelini oluşturan bu ocak, Rumeli’de fetihlerin ge­nişlemesiyle kurulmuştur. Fetihlerde esir düşen Hıristiyan çocukları Türk-İslam terbiyesiyle yetişmiş­ler, acemi oğlanlar ocağına verilmişlerdi. Bu ocak ilk olarak Gelibolu’da kuruldu. Burada savaş usûl ve nizamını öğrendikten sonra Acemiler Yeniçeri ocağına nakledilirlerdi.

Yeniçeri Ocağı

Acemi ocağı ile birlikte I. Murat tarafından kurulmuştur. Kapıkulu piyadeleri­nin en itibarlısı idiler. Üç ayda bir “Ulufe” denilen maaş alırlar, savaşlarda, padişahın yanında mer­kezde bulunurlardı. Evlenmeleri ve askerlik dışında bir işle uğraşmaları yasaktı. III. Murat döneminden itibaren bozulmaya başlamış, II. Mahmut döneminde kaldırılmıştır.

Cebeci Ocağı

Ordunun savaş malzemele­rini (ok, yay, tüfek, kurşun, barut) yaparlardı.

Topçu Ocağı:

Top dökmek, top mermisi yapmak için kurulmuştur. Savaşta yeniçerilerin ön­lerinde sıralanırlar, hem yeniçerileri korurlar hem de düşmanın ilerlemesine mani olurlardı.

Daha sonraki dönemlerde özellikle Fatih zamanında silah sanayisinde büyük gelişmeler mey­dana geldi. Surları yıkan topların kullanılması gibi. Fatih”ten sonra Kapıkulu Piyadelerine üç yeni sınıf katılmıştır. Humbaracı Ocağı, Top Arabacıları Ocağı, Lağımcılar.

 Kapıkulu Süvarileri

Bunlar, sarayın En­derun kısmıyla dış saraylardaki iç oğlanların ve Ye­niçeri Ocağından terfi kişilerden teşkil edilirdi. Altı bölükten oluşmuştu.

Sipahiler: Hükümdarın sağında bulunarak sefere giderlerdi.

Silahtar: Hükümdarın solunda bulunurlar­dı. Savaş meydanında Sipahla beraber padişahın çadırını korurlardı.

Sağ Ulufeciler ve Sol Ulufeciler: Savaşta saltanat Sancaklarını korurlardı

Sol Garipler ve Sağ Garipler: Ordu ağırlıklarını ve hazineyi korurlardı.

 Kapıkulu Ocaklarının Özellikleri

Genellikle devşirmelerden seçilirlerdi.

Masrafları devlet tarafından karşılanırdı.

İstanbul’da ya da sınır boylarındaki kale­lerde otururlardı.

İstanbul’un güvenliğini de sağlarlardı.

Ulufe adıyla üç ayda bir maaş alırlardı.

Her hükümdar değişikliğinde cülus bahşişi alırlardı.

Devletin teknik askeri gücünü oluştururlardı.

Savaşta, Padişahı, Sancakları ve Hazine­leri korurlardı.

Merkezi otoritenin bozulmasıyla pek çok is­yan çıkarmışlardır.

 Eyalet Askerleri

Tımarlı Sipahiler

Osmanlı devletinin dayan­dığı en büyük kuvvetti. Bu ordu, sadece savaş, zamanlarında teşekkül ederdi.

Osmanlı toprak siste­mine göre meydana getiriliyordu. Köken olarak Türk olup devletten dirlik almış ve tımarların başın­da bulunmuşlardır. Sipahiler devletten maaş almaz­lardı. Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük rol oynamışlardır.

Dirlik sahipleri, aldıkları gelirlerin bir kısmı ile geçinirler, geriye kalan kısmı ile atlı asker beslerler­di. Bunlara cebelu denirdi. Savaş zamanında cebelunun bütün masrafları dirlik sahibine aitti. Böylece devlet hiç masraf yapmadan büyük bir orduyu sava­şa hazırlamış oluyordu.

Azablar: Bunlar Anadolu’dan toplanmış bekâr Türk gençleri idi. Ordunun yaya askerlerini oluştururlardı. Masrafları toplandıkları yerlerin halkı tarafından karşılanıyordu.

Akıncılar: Uç ve sınır boylarında görev ya­parlardı. Hafif süvari birlikleri olup Türklerden oluşur­du. Akıncılar, ordunun keşif hizmetini yapmak, esir alarak düşman hakkında bilgi edinmek, nehir geçitle­rini tespit ederek köprü kurmak gibi hizmetleri yapar­lardı. Çok çabuk hareket ederler, etrafa korku salarak düşman halkının moralleri üzerinde etkili olurlardı.

Osmanlı Akıncı Ocağının gayesi, düşmanın askeri ve iktisadi gücünü sarsmak, tahrip etmek, muntazam orduya yol açmaktı. Haber alma işlerin­de de birinci derecede kullanılırdı.

Müsellemler ve Yayalar

(Yörükler): Yaya ve müsellemler, Türkmen aşiretlerinden toplanan birliklerdir.

Gönüllüler: Beylerbeyleri yeniçeri ordusu­nun bozulmaya başladığı dönemlerde, ücretli asker­ler kullanmaya başlamışlardır. Bunlardan atlı olanla­ra “Sekban”, yaya olanlara “Sarıca” denmiştir.

Sakalar:  Ordunun su ihtiyacını karşılayan birliklerdir.

 Yardımcı Kuvvetler

Osmanlı’ya bağlı olan ve iç işlerinde serbest bulunan beyliklerin gönderdiği kuvvetlerdir. (Erdel, Eflak, Boğdan, Kı­rım)

Kanuni döneminde ordunun mevcudu 180 bin civarında idi.

 Donanma

Türk tarihinde donanmaya en fazla değeri Osmanlı Devleti vermiştir.

İlk dönemlerde denizlere kıyısı olmadığı için donanması yoktu.

Orhan Bey Dönemi’nde Karamürsel’de tersane kurulması (1327) denizlere kıyısı olan Karesi Beyliği’nin alınması (1345) ve Edincik üssünün kurulması (1350), da­ha sonraları da Saruhanoğulları, Menteşeoğulları ve Aydınoğulları beyliklerinin alınmasıyla Os­manlı denizciliği gelişmeye başlamıştır.

Beyliklere ait deniz gücü, Osmanlı donanmasının çekirdeğini oluşturmuştur, ilk büyük Osmanlı tersanesi Yıldı­rım Bayezid Dönemi’nde Gelibolu’da kuruldu.

Os­manlı Devleti’nin en büyük tersanesi ise Haliç tersanesiydi. En önemli savaş gemileri burada yapı­lırdı. Ayrıca Sinop, Süveyş ve Cezayir’de de tersa­neler kurulmuştur. Bunların başında bulunan tersa­ne emirleri Kaptan-ı Derya’ya bağlıydı.

Kaptan Paşa ya da Kaptan-ı Derya adı verilen donanma komutanı doğrudan Sadrazama ve Divan’a karşı sorumluydu. Genellikle Batı Anadolu’da yaşayan Türkmen çocukları arasından seçilen deniz asker­lerine “levent” adı verilirdi. Çalışkan ve başarılı olan leventler paşalığa kadar yükselmişlerdir.

Osmanlı donanması ilk büyük gelişmeyi Fatih Dönemi’nde göstermiş, bu dönemde İstanbul’un fet­hedilmesi amacıyla 400 parçalık bir donanma ku­rulmuştur. Osmanlı Devleti bu donanmayla Kara­deniz ve Ege Denizi’nde diğer uluslara üstünlük sağlamıştır.

II. Bayezid ve Yavuz Dönemlerinde de gelişmesini sürdüren Osmanlı donanması en parlak devrini XVI. yüzyılda Kanuni Dönemi’nde yaşamıştır. Bu dönemde Akdeniz bir Türk gölü haline geldi. Os­manlı donanması ilk büyük yenilgisini inebahtı da aldı. Kısa sürede toparlanmışsa da eski gücüne kavuşamamıştır. Sokullu Mehmet Paşa’nın ölümün­den sonra donanmaya önem verilmemiş ve Osman­lı donanması önemini kaybetmeye başlamıştır.

Osmanlı donanmasıyla fethedilen son yer Girit Adası’dır (1669). Bu tarihten sonra gerekli desteği göremeyen Osmanlı donanması hızla gelişen Av­rupa devletlerinin donanmalarına karşı koyamaz hale geldi. Çeşme, Navarin ve Sinop baskınların­da Rus donanması tarafından yakılan Osmanlı do­nanması, yeniden toparlanamadı.

 Osmanlılarda Vakıf Sistemi

Osmanlı Devleti’nde toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin kurdukları vakıflara bıra­kılmıştı. Kişilerin sahip oldukları mallarının tama­mını veya bir kısmını halkın yararına sunmasına vakıf denir.

Tarihin seyri içinde vakıflar sosyal, ekonomik, eği­tim, sağlık, sanat, mimari, ulaşım ve bayındırlık alanında önemli rol oynamıştır. Osmanlı Devle­ti’nde başta padişahlar olmak üzere hanedan üye­leri, yüksek dereceli devlet görevlileri çeşitli vesile­lerle vakıflar kurmuşlardır. Böylece devlet birçok hizmeti para harcamadan yerine getirebilmiştir.

Va­kıflar yoluyla:

Fethedilen topraklarda Türklere yerleşme imkânı sağlanmıştır.

Anadolu ve Rumeli’deki şehir, kasaba ve köyle­rin büyümesi ve bayındır hale getirilmesinde büyük rol oynamıştır. Kurulan imaret, medrese, cami, mescit vb. yapılarla belde ve semtlerin oluşması sağlanmıştır.

Devletin egemen olduğu bölgelerde ulaşım, ha­berleşme ve taşımacılık alanlarında canlı bir hayatın oluşması için yol yapımında vakıflar çalışmalar yapmıştır. Ayrıca yollar kervansa­raylar ve hanlarla desteklenmiştir.

Vakıflar, bütün eğitim ve sağlık kurumlarının fi­nansmanı için en önemli kaynak olmuştur.

Taşınmaz malların vakfedilmesiyle bir yandan tesis edilen kurumların gelirleri karşılanmış bir yandan da bu nakit fonları dönemlerinin kredi kaynağı olarak kullanılmıştır. Vakıflar, devletin askeri yükünü de hafifletmiştir.

Vakıflar ticaret hayatının gelişmesi, Kolaylaş­ması, ortak giderlerin karşılanmasında ve sos­yal yardımlaşmada etkili olmuştur.

Yönetim ve adalet teşkilatındaki bozulmalara para­lel olarak vakıflar da etkinliklerini kaybetmeye baş­lamıştır. II. Mahmut tarafından 1836′da Evkaf Ne­zareti kurularak bütün vakıflar bu bakanlığa bağ­lanmıştır.

 MERKEZ TEŞKİLATINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞİKLİKLER

18. Yüzyıldaki Değişiklikler

18. yüzyılda, merkez teşkilatında yer alan ku­rumlardan kaldırılan olmadı. Ancak bu kurumlarda görev yapan kişilerin niteliklerinde değişmeler ol­muştur:

Şehzadelerin sancaklarda tecrübe kazanmadan padişah olmaları etkinliklerini azalttı. Bu geliş­melerden sonra padişahlar, devlet işlerini sad­razamlara bırakmaya başladılar. 17. yüzyılın sonlarına doğru Divan’ın devlet yönetimindeki önemi azalmıştır.

I. Mahmut ve II. Osman zamanlarında Divan toplantıları kaldırıldı. Devlet işleri sadrazam ko­nağında görülmeye başlandı. Bu durum sadra­zamın gücünü artırmıştır.

18. yüzyılda Avrupa devletleriyle diplomatik ilişkilerin artması kalemiye sınıfının önemini ar­tırmıştır. Çünkü bu yüzyılda Osmanlı Devleti Batıdaki bazı kurumları alarak ıslahatlara giriş­miştir.

 19. Yüzyıldaki Değişiklikler

19. yüzyılda bütün devlet kurumlarında önemli düzenlemeler yapıldı. Belli başlı bazı düzenleme­ler şunlardır:

II. Mahmut, merkez teşkilatının temel kurumu olan Divan-ı Hümayun’u kaldırarak Avrupa tar­zında bakanlıklar kurmuştur.

Yönetim, adalet ve askerlik işlerinin planlanma­sı ve yürütülmesi için Dar-ı Şuray-ı Babıali, Meclis-i Valay-ı Ahkam-ı Adliye gibi meclisler kurulmuştur.

Tanzimat Fermanı’yla başlayan dönemde yeni meclisler kurulmuştur.(1854’te Meclis’i Âli-i Tanzimat, 1868’te Şura-i Devlet  – Danıştay-) dönemde padişahın yetkileri sınırlandırılmış ve kanunun üstünlüğü kabul edilmiştir.

Kara kuvvetleri komutanlığı durumunda seraskerlik oluşturuldu.

1876 yılında Kanun-i Esasi ilan edilerek Meşrutiyet yönetimine geçildi. Bu anayasa ile padi­şahın yanında halkın da yönetime katılması sağlandı. Meşrutiyet Dönemi’nde Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Âyan adıyla iki tane meclis açıldı. Padişah eski yetkilerini devam ettirdi. II. Meşrutiyet’le (1908) Kanun-i Esasi yeniden uygulanma başlamıştır.

1912 yılından sonra siyasi partiler faaliyete geçti ve hükümetler kuruldu.

 Taşra Teşkilatı
Kuruluş Devrinde devletin merkezleri sırasıy­la, Söğüt, Bilecik, Yenişehir, İznik, Bursa ve Edirne olmuştur. Sınırların genişlemesi sonucu yönetim yönünden eyaletler oluşturuldu. I. Murat döneminde Rumeli Beylerbeyliği, Yıldırım Beyazıt döneminde ise Anadolu beylerbeyliği oluşturuldu.

Anadolu Beylerbeyliği (Önce Ankara sonra Kütahya)

Rumeli Beylerbeyliği (Önce Edirne sonra Manastır)

Anadolu Beylerbeyliğinin merkezi Kütahya, Rumeli Beylerbeyliğinin merkezi Manastır idi. Stra­tejik öneminden dolayı Rumeli Beylerbeyliği daha üstündür. Beylerbeylik değişik sancaklardan oluş­maktaydı.

Sancaklar, Kazalardan

Kazalar, Kasaba,  Köylerden meydana geliyordu.

Bu taksimat sadece idari değil, aynı zamanda askeri idi.

 Osmanlı Devleti’nde Taşra Teşkilatı Üç Bölüm­den Meydana Gelmiştir:

 Merkeze Bağlı Eyaletler (Salyanesiz Eyaletler)

Dirlik sisteminin uygulandığı eyaletlerdir. Bu eya­letler dirliklere ayrılır, maaş karşılığı asker ve görevlilere verilir, “yıllıksız eyaletler” de denilen bu eyaletler, XVI. yüzyılda Rumeli, Bosna. Temaşvar, Budin, Eğri, Anadolu, Zülkadriye, Trab­zon, Şam, Halep, Hakka, Diyarbakır, Van, Kars. Kıbrıs ve Kefe eyaletlerinden oluşuyordu.

Özel Yönetimi Olan Eyaletler (Salyaneli Eyaletler)

Bunların gelirleri dirliklere bölünmez, vali ve as­kerlere belli bir maaş verilirdi. Bu tür eyaletlere salyaneli (yıllıklı) denirdi. Salyaneli eyaletlerin geliri iltizama verilirdi. Bu eyaletlerden alınacak belli miktardaki verginin devlet hazinesine yatı­rılmasına iltizam, açık arttırmayla vergileri top­lamaya hak kazanan kişiye mültezim denirdi. Mültezim devlete verdiği peşin vergiyi, salyaneli eyaletlerden kendisi toplardı. Trablusgarp. Tunus, Cezayir, Mısır, Bağdat, Yemen ve Ha­beş eyaletlerinde bu sistem uygulanmıştır.

İmtiyazlı Eyaletler

Bunlar içişlerinde serbest olup, siyaset bakı­mından Osmanlı Devleti’ne bağlıydılar. Yöneti­cileri padişah tarafından bölgenin ileri gelenleri arasından atanırdı. Kırım Hanlı­ğı, Eflak, Boğdan, Erdel ve Hicaz, Rakuza ve Sakız cumhuriyetleri bu statüye dahildi. Yıllık belli bir miktar vergi verirlerdi. Savaş zamanı yardımcı kuvvet olarak asker göndermek ile yükümlüydüler.

Kırım Hanlığı ve Hicaz Emirliği vergi vermezdi. Hicaz emirliği şerif adı verilen peygamber soyundan gelen kişilerce yönetilirdi. Hicaz emirliğinin savaş zamanı asker gönderme yükümlüğü yoktu.

 Beylerbeylik: Başında o bölgenin en yüksek askeri ve mülki otoritesini elinde bulunduran Beyler­beyi bulunurdu. Has adı verilen en geniş topraklar tımar olarak verilirdi. Sefere çıkarken Eyâlet deni­len beylerbeyi mıntıkasındaki, bütün Sancak Beyle­rini ve Tımarlı Sipahilerini yanma alıp istenilen yer­de orduya katılırdı. Beylerbeylerinin kendilerine bağlı diğer idari birimler üzerine geniş yetkisi yoktu. Sadece teftiş yaparlardı. Beylerbeyi merkez sanca­ğının idaresinden sorumlu idi.

Sancaklar: Başında Sancak Beyleri bulunur­du. Adli işlere bakan birde kadı bulunurdu.Sancakların idari, mülki ve asayiş işlerinden so­rumlu idi. Sancak Beyi bir şehzade ise yetkileri da­ha geniş olurdu.

Sancak Beyi herhangi bir savaş halinde, san­cağı içindeki tımarlı sipahileri toplayarak Beylerbe­yinin komutasına girerdi.

Kazalar: Başında Kadılar, Alay Beyleri ve Su­başılar bulunurdu. Güvenlik işlerinden Subaşılar so­rumlu idiler. Taşra yönetiminde Kadı, her türlü idari işlemi yargı denetimin de tutan önemli bir görevli idi.

Kadıların Görevleri:

İslam hukukunu uygularlar, kişiler arasında­ki anlaşmazlıkları çözümlerler.

Miras, ticaret ve nikah işlemlerini karara bağlardı.(Noterlik hizmeti yapardı.)

Vergilerin toplanması ve bunların hazineye aktarılmasını sağlardı.

Görev bölgesinde denetim yapardı.

Merkezden gönderilen emirler halka duyu­rur, halkın şikayetlerini de Divana iletirdi.

 Köy: Osmanlı Devleti’nde en küçük yerleşme yeridir. Köyün önderi imam veya köy kethüdası idi. Toplanma merkezi ise cami idi. Yönetici seçimle belirlenir ve Kadı’nın ataması ile gerçekleşirdi.

 Taşra Yönetimindeki Diğer Görevliler
Taşra yönetimindeki beylerbeyi veya sancakbeyi kadı ikilisinin yönetimi altında halkın sosyal ve ekonomik faaliyetlerinin yürütülmesi için birçok gö­revli bulunuyordu. Padişah tarafından görevlendiri­len bu kişiler hazineden maaş almazlar, reayadan gördükleri hizmete karşılık kanunlarda belirtilen vergi, resim ve harçları alırlardı. Böylece resimler toplanır ve verginin alınmasına neden olan görev­ler yerine getirilirdi. Taşrada Muhtesip, Kapan Emin­leri, Beytülmal Emini ve Gümrük Eminleri gibi gö­revliler bulunuyordu.

Mahalli Teşkilat
Devlete bağlı halkın kendi beldesindeki düzen ve hizmetlerin yerine getirilebilmesi, ortaklaşa harcamaların gerçekleştirilebilmesi ve daha önemlisi bi­reylerin devlet karşısındaki iradesinin belirlenebilmesi için mahalli örgütler kurulmuştur.

Mahalle ve Köy Teşkilâtı

Mahalle ve köy teşkilatında en önemli görevliler; Mahalle imamı ve Yiğitbaşı idi. Mahalle imamı, hü­kümetin temsilcisi sayılır ve padişahın emirlerini halka duyururdu. Yiğitbaşı, mahalle halkı tarafın­dan seçilir ve mahallede güvenliği sağlardı.

Esnaf Teşkilâtı

Osmanlı Devleti’nde esnaflar, lonca adı verilen teşkilata bağlıydı. Her esnaf bir loncaya üye olur, loncanın denetimi ve koruması altında bulunurdu. XIII ve XIV. yüzyıllarda Ahi teşkilatı olarak kurulan bu teşkilat, Osmanlılarda lonca adını almıştır. Her loncada yaşlılardan meydana gelen bir kurul bulunurdu ve en yaşlısına şeyh denilirdi. Loncanın işleri şeyhin yardımcısı konumundaki kethüda tarafından yürütülürdü. Lonca ustalardan oluşurdu. Şeyh çıraklık ve ustalık törenlerini yönetir, cezaların uygulanmasını sağlardı. Her loncada mesleği çok iyi bilen fiyat tespitinde yardımcı olan iki uzman (ehl-i ibre) vardı.

 Loncanın Görevleri:

Üye sayısını, malların kalitesini belirlemek.

Esnaf hükümet ilişkilerini düzenlemek.

Üyelerin zararını karşılamak, kredi vermek

Çalışamayacak durumdaki üyeleri korumak.

 Cemaat idareleri

Osmanlı Devleti’nde cemaat kavramı Hıristiyan. Er­meni ve Musevi topluluklar için kullanılıyordu. Bu cemaatlere mensup olan kişiler, ibadetlerini ser­bestçe yapar, istediği işle uğraşır, kendi dinlerine ve dillerine uygun eğitim yaparlardı.

Bu cemaatler dini kuruluşlar etrafında birleşmiştir. Devletle Hıristiyan halkın ilişkilerini düzenlemek için Fatih Döneminden itibaren Fener Patrikhanesi ve Patrik görevlendirilmiştir. Aynı şekilde Ermeni ve Yahudi Hahambaşılar da kendi cemaatlerinin tem­silcisiydi.

Cemaatler; evlenme ve boşanma konusunda ta­mamen kendi kurallarını uygular, ceza hukukunda ise. kadıların kararlarına uyarlardı.

Taşra Teşkilatında Meydana Gelen Değişiklikler

18. Yüzyıldaki Değişmeler

17. yüzyıldan itibaren taşra teşkilatı, giderek eski özelliklerini kaybetmeye başladı. Bu deği­şiklik önce taşradaki yöneticilerde görülmüştür. Eyalet ve sancaklara gönderilen idareciler yer­lerine gitmeyerek vekiller (mütesellim) tayin ettiler. Bu ne­denle 18. yüzyılda ortaya çıkan ayanlar güç­lenmeye merkezi yönetimle çatışmaya ve karşı gelmeye başlamıştır.

İltizam usulü yaygınlaşmıştır. Bu uygulamanın sonucunda tımar sistemi ve tımarlı sipahiler iş­levini kaybetmiştir. Bu durum eyaletlerde ve sancaklarda güvenliğin bozulmasına neden ol­muştur.

Tımar sisteminin bozulmasına paralel olarak topraklar boş kaldı, üretim azaldı, ekonomik sorunlar ortaya çıktı. Ayrıca eyalet ordusu öne­mini yitirmiştir.

 19. Yüzyıldaki Değişmeler

II. Mahmut, merkezi otoriteyi güçlendirme yolu­na gitti. Ayanların merkeze olan bağlılıklarını artırmak için onlarla “Sened-i İttifak” denilen belgeyi imzaladı (1808). Ancak bu belge padi­şahın yetkilerini sınırladığı gibi ayanların varlı­ğını da meşrulaştırmıştır.

II. Mahmut, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdıktan son­ra yönetime tam olarak hakim olmuş ve ayanlık sistemini ortadan kaldırmıştır.

Mahalle ve köylerde muhtarlık oluşturuldu.

Tanzimat Dönemi’nde iltizam usulü kaldırılmıştır. Güvenlik için zaptiye teşkilatı kuruldu. Eyaletlerde Büyük Meclis denilen meclisler kuruldu. Sonradan bu meclis Eyalet meclisi adını almıştır.

1864′te Vilayet Nizamnamesi çıkarılarak vilayet, liva (sancak), köy birimlerine ayrıldı. 1871 yılında köy ile kaza arasında nahiyeler kuruldu. Sancaklarda mutasarrıflar, kazalarda kaymakamlar yönetici oldular. Nahiyelerin başına seçimle gelen Nahiye müdürü getirilmesi kararlaştırıldı.

 İdari Birim
 Yönetici
 Asayiş
 Adalet

Eyalet Beylerbeyi
 Subaşı
 Kadı

Sancak
 Sancak Beyi
 Subaşı
 Kadı

Kaza
 Kadı
 Subaşı
 Kadı

Köy
 İmam veya

Köy Kethüdası
 Yiğitbaşı
 Kadı Naibi

Toprak Yönetimi:

Daha önceleri Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti’nde de toprak üç birime ayrılmıştı.

 Mülk Arazi: Osmanlı devletinde halkın elinde bulunan tamamen halka ait topraklardı. Bu tür topraklar ikiye ayrılırdı:

Öşür Topraklar: Fetih sırasında Müslüman­lara ait olan veya ele geçirildiğinde Müslümanlara verilmiş olan topraklardır. Bu topraklar sahiplerinin mülkü olup, istedikleri gibi tasarruf edebilirlerdi. Bu mal sahipleri öldükleri zaman öldüklerinde toprakla­rı varislerine kalabiliyordu. Devlet bu toprak sahip­lerinden toprak üretim vergisi olan öşür (onda bir oranında alınan vergi) alırdı.

Haraci Topraklar: Fetih sırasında Müslüman olmayan yerli halkın ellerinde “mülk” olarak bırakı­lan topraklardır. Bu şekildeki topraklarda öşrü top­raklar gibi sahipleri tarafından şahsi tasarrufa açık­tı. Miras bırakabilirdi. Yalnız bu topraklardan alınan vergi biraz farklıydı. Haraci topraklardan iki türlü vergi alınırdı.

Harac-ı Mukaseme: Toprağın verimine göre alman üretim vergisidir.

Harac-ı Muvazzaf: Arazinin yüzölçümüne göre alman vergidir.

 Vakıf Arazileri: gelirleri cami, medrese, hastane, imarethane, han ve hamam gibi topluma hizmet veren kuruluşların masrafları için ayrılmış arazilerdir. Vakıf arazilerinin alınıp satılması kesinlikle yasak olup vergiden muaf tutulmuşlardır. Vakıf topraklar üzerinde çalışan halk, arazisi hangi vakfa ayrılmışsa öşür vergisini o vak­fın yöneticisine veriyordu

 Miri (Emiri) Arazi : Memleketteki toprakların büyük bir kısmı bu topraklardır. Bu topraklar devle­te ait topraklardır. Bunlar devletin olmakla beraber, ekip-biçmek ve boş bırakılmamak şartıyla yine eski sahipleri üzerinde bırakılıyordu. Kendilerine arazi verilenler, şartlara uyarak, o toprağı ekip biçerler ve öldükleri zaman bu yerler vergisini vermek sure­tiyle çocuklarına kalırdı. Ancak bu topraklar onu iş­leyenlerin özel mülkü olmadığı için alınıp-satılamaz, vakıf yapılamaz ve hibe edilemezdi.

Miri arazi çok çeşitlere ayrılmış olup, bazı önemlileri kısaca şöyledir:

Havass-ı Hümayun : Bu toprakların geliri devlet hazinesine giderdi. Bu toprakların bir kısmı doğrudan padişaha ait olup geliri ise Hazineye gi­derdi.

Paşmaklık : Padişahların kızlarına, anneleri­ne ve ailelerine ayrılan topraklardır.

Malikane : Devlet adamlarına hizmetleri se­bebiyle mülk olarak verilen topraklardır. Bu toprak­ların mülkiyeti şahıslara aitti. Ancak tasarruf yetkisi devletin olup, istediği kimseye verirdi.

Yurtluk : Sınır boylarını bekleyen asker ailelerine verilirdi. Fetih sırasında bazı komutanların hizmetlerine karşılık olmak üzere verilen topraklar­dı. Yurtluk herhangi bir yerin gelirinin hayatta oldu­ğu sürece bir kimseye verilmesidir.

Ocaklık : Bu hakka sahip olanlar, öldüklerin­de miras hakkı söz konusu olan topraklar idi. Kale muhafızlarına ve tersane giderlerine ayrılmıştır.

Mukataa : Gelirleri doğrudan hazineye ayrılan topraklardı.

 Dirlik Toprakları : Belli hizmet karşılığı devlet adamlarına ve görevlilere verilen topraklardır. Üç kısma ayrılmıştır.

Has : Yıllık geliri yüz bin akçeden fazla olan dirliklerdir. Haslar padişahlara, vezirlere, divan üyelerine, şehzadele­re, beylerbeylerine, sancak beylerine verilirdi. Has sahipleri dirliklerinin gelirine göre silahlı ve her an savaşa hazır cebelu beslerdi.

Zeamet : Yıllık yirmi bin ile yüz bin akçe geli­ri olan topraklardır. Orta dereceli devlet memurlarına, kadılara, hazine ve tımar defterdarına, alay beylerine,kethüdalara, kale komutanlarına ve divan katiplerine verilirdi. Zeamat sahipleri ilk yirmi bin akçe hariç sonraki her beş bin akçe için bir cebelu beslerdi.

Tımar : Yıllık geliri üç bin ile yirmi bin akçe arasında olan dirliklerdir. Bunlar geçimlerini sağla­mak ve hizmetlerine ait masrafları karşılamak üze­re bir kısım asker ve memurlara tahsis edilen top­raklardı. Tımar sahipleri gelirlerinin üç bin akçesini geçimleri için ayırırdı. Buna kılıç tımarı denirdi. Geri kalan her üç bin akçe için bir cebelü beslerlerdi.Tımar toprakları üç kısma ayrılmıştır.

Mustahfaz tımarı  : Camii imam ve Hatiplerine verilirdi.

Eşkinci tımarı        : Savaşta yararlılık gösteren­lere verilirdi.

Hizmet Tımarı       : Saray da çalışanlara verilirdi.

 Dirlik Sisteminin Amaçları:

Topraktan daha iyi yararlanma

Devlet gelirlerini arttırma

Üretimde sürekliliği sağlama

Devlete masrafsız asker besleme

Ülkenin, Tımar bulunan bölgelerinde devlet otoritesini sağlama.

Vergilerin toplanmasını kolaylaştırma

Halkın ezilmesini önleme

Ülkeyi bayındır hale getirme

Ekonomik ve sosyal hayatı düzenleme.

 Miri araziyi ekip biçen halka ve köylüye reaya denirdi. Bunlar vergileri, devlet o yeri hizmet karşılı­ğı kime vermişse ona ödüyorlardı. Dirlik sahiplerine de sipahi denirdi. Reaya toprağı ekip biçmek ve ba­kımıyla yükümlüydü.

Tımar rejimi içinde Tımar sahiplerinin ve rea­yanın hakları karşılıklı olarak düzenlenmiştir. Hiçbir zaman reayanın toprağı bırakıp gitmesine tımar sahibi izin vermezdi. Sipahi’nin çift bozan denilen bir tür tazminat vergisi alma hakkı vardı. Bunun yanın­da haksızlığa uğrayan köylünün de şikayet hakkı vardı. Eğer sipahi haksızsa hakkında işlem yapılır, dirliği elinden alınırdı.

Kuruluş ve Yükselme Dönemleri’nde tımar sis­temi iyi işlemiştir. Sefer esası üzerine kurulan bu sis­tem:

Savaşların uzaması.

Tımarların belli kimselerin elinde toplanması

Tımarların iltizama verilmesi

Tımarların rüşvet ve iltimasla satılması gibi nedenlerden dolayı bozulmuş II. Mahmut devrinde de kaldırılmıştır.

 İltizam Sistemi

Osmanlı Devleti’nde tımar sistemi içine yerleştirilemeyen faaliyetlerin gerektirdiği parayı sağlayabil­mek için tımar sistemi yanında bir de iltizam usulü uygulanıyordu. XVI. yüzyılda bazı eyaletlerin ver­gilerinin açık artırma yoluyla belirli bir bedel karşılı­ğı peşin olarak mültezim adı verilen kişilere bırakıl­masına iltizam denir.

XVI. yüzyılda sınırların genişlemesi sonucu devle­tin giderleri arttı, uzak bölgelerdeki toprakların ver­gilerinin toplanması zorlaştı. Böylece uzak eyalet­lerde tımar sistemi yerine iltizam sistemi uygulandı. Bu sistem ilk defa Kanuni zamanında, Sadrazam Rüstem Paşa tarafından uygulandı. Devlet, uzak bölgelerin vergi gelirlerini açık artırmayla nakit ola­rak satmış, eyaletlerdeki askerler ve yöneticilerin maaşlarını ödemiştir. Mültezim, tımar sahibi gibi vergiye konu olan faaliyeti yapan zümreleri ve böl­geyi yöneten kişiydi. Dirlik sahibinin hakları mülte­zime de tanınmıştı. Merkezi idarenin zayıflamasıy­la, eyaletlerde asker yetiştirilmemiş ve halktan faz­la vergi alınarak reaya zor duruma düşürülmüştür.

 Tarım

Osmanlı toplumunda ekonominin en önemli kolu tarımdı. Tarım politikasını belirleyen en önemli uy­gulama tımar sistemiydi. Bu sistemde toprağın mülkiyeti devlete, işleme görevi köylüye, vergisi si­pahiye aitti. Köylü, toprağı sürekli işleme ve miras bırakma hakkını devam ettirebilmek için bazı yü­kümlülükleri yerine getirmek zorundaydı:

Sebepsiz olarak toprağını terk edemezdi.

Öşür ve diğer vergileri sipahiye ödemek zo­rundaydı.

Toprağını sebepsiz olarak üç yıl üst üste boş bırakamazdı. Eğer bırakırsa toprak ken­disinden alınırdı.

Bu yükümlülüklere karşı devlet de halkın güvenliği­ni korumak ve düzeni sağlamakla görevliydi. Vergi­yi toplamakla görevli olan sipahinin de reayaya karşı yükümlülükleri vardı:

Üretimin devamlılığını sağlama.

Reayanın vergilerini toplama.

Cebelu denilen asker yetiştirme.

Asker toplama.

Asayiş ve düzeni sağlama.

Bayındırlık faaliyetlerini yapma.

 Geniş topraklar, çeşitli iklim özelliklerinin varlığı ve toprak yönetiminin iyi olması nedeniyle tarımsal üretim yüksekti. Ürün fazlası Akdeniz ülkelerine sa­tılarak önemli gelir sağlanmıştır.

 Hayvancılık

Hayvancılık tarım ekonomisinin ve genel ekonomi­nin önemli unsurlarından biridir. Osmanlı Dönemi’nin teknolojik seviyesi içinde hayvan, ulaşım ve üretimin en önemli güç kaynağı idi. Hayvancılık, daha çok Doğu.,Orta ve Batı Anadolu’daki göçebe­ler tarafından yapılmaktaydı. Adet-i ağnam adıyla önemli bir miktar teşkil eden hayvanlar için vergi toplanıyordu. Bursa’da ipek, Ankara’da tiftik, Sela­nik’te çuha, Bulgaristan’da aba üretimi hayvancılı­ğı önemli sanayilerin hammadde kaynağı durumu­na getirmiştir. Osmanlı Devleti’nde hayvancılığın gelişmesinde, boy ve Türkmen geleneklerinin yanı sıra ülkenin coğrafi koşullarının da etkisi olmuştur.

 Sanayi

Esnaf Teşkilatı: Esnaf ve zanaatkârların çalışma ve pazar sorunlarını çözmek, mesleğe yeni ele­man yetiştirmek amacıyla lonca teşkilatı kurulmuştur. Osmanlı şehirlerindeki loncalar, ekonomik ha­yatın temeli durumundaydı. Loncaların dışında, esnaflık ve zanaatkârlık yapmak mümkün değildi. Loncalar, devletçe belirlenen kurallara uymak zo­rundaydı.

XVI. yüzyıla kadar Müslüman ve Hıristiyan esnaflar aynı loncaya üye olabilirken, daha sonra loncalar ayrıldı.

Loncaların Başlıca Görevleri

Ürünlerin kaliteli yapılmasını sağlamak ve fiyatları belirlemek

Esnafla hükümet arasında ilişkileri düzenle­mek

Üyelerinin zararlarını  karşılamak ve kredi sağlamak

Halka mesleki eğitim vermek

Kendi aralarında iyi bir dayanışma sağlayan lonca yöneticileri, esnaf birliğinin sorunları kadar belde­nin sorunlarıyla da ilgileniyorlardı. Bu teşkilat halka mesleki eğitim vermeyi de ihmal etmemiştir.

 Ticaret

Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde en önemli ti­caret merkezi Bursa idi. Fatih Dönemi’nde ülke sı­nırlarının genişlemesiyle birlikte ticaret de gelişti. Karadeniz kıyılarında Amasra ve Trabzon fethedil­miş, buralar önemli ticaret merkezleri haline gel­miştir.

XV. ve XVI. yüzyıllarda, Türk tüccarları uluslarara­sı ticaret faaliyetlerinde görülmeye başlamıştır.

XVI. yüzyılda Bursa, istanbul, Kahire, Halep, Kefe, Edirne ve Selanik önemli ticaret merkezleriydi.

ipek ve Baharat Yollarıyla gelen mallar, Türk tüc­carları tarafından Avrupa’ya nakledilirdi. Karadan yapılan ticaret, kervanlarla gerçekleştiriliyordu. Ti­caret devlet tarafından teşvik edilir ve ticaret eş­yasından alınan vergiler son derece düşük tutu­lurdu.

 Hukuk

Osmanlı Devleti’nin İlk Yıllarında Hukuk

İlk dönemlerde yazılı bir hukuk olmadığından hu­kuksal anlaşmazlıklar töre ve geleneklere göre çö­zümleniyordu. Ayrıca Türkiye Selçuklularının hu­kuki uygulamaları da devam ettirilmiştir.

Osmanlı nüfusunun artması, topraklarının genişle­mesi her alanda olduğu gibi hukuk alanında da dü­zenlemelere yol açmıştır. Osmanlı Devleti fethetti­ği yerlerdeki halkın Osmanlı yönetimine uyum sağ­lamasını kolaylaştırmak amacıyla yürürlükteki ka­nunları bir süre kaldırmamıştır.

 Osmanlı Hukuku’nun Temelleri

Osmanlı Devleti’nde hukuk; şer’i ve örfi hukuk ol­mak üzere iki temele dayanıyordu. Örfi hukukun şer’i hukuk kurallarına ters düşmemesine özen gösterilmiştir.

 Osmanlı Hukukunun Gelişmesi

XV. yüzyılda Osmanlı hukuku gelişmeye başla­mıştır, ilk Osmanlı Kanunnamesi Fatih tarafından Kanunname-i Âli Osman adıyla düzenlendi. Fatih’ten sonraki padişahlar da kanunnameler yap­mışlardır. Bunların en meşhuru Kanuni Sultan Sü­leyman’ın kanunnamesidir. XV. ve XVI. yüzyıllarda Şeyhülislâmların verdiği fetvalar Şer’i hukukun ge­lişmesinde etkili olmuştur.

 Osmanlı Devleti’nde Hukukun Uygulanışı

Osmanlı Devleti’nde bütün davalar Şer’i mahkeme­lerde çözümleniyordu. Mahkemelerde hâkim ola­rak kadılar görev yapıyordu. Kararlar Şer’iyye Sicillerine yazılırdı. Kadılar, Şer’i hukuk konularında karar veremediklerinde “Müftü”den fet­va isterlerdi. Mahkemeler herkese açıktı. Mahke­menin verdiği karan kabul etmeyenler bir üst mah­keme olan Divan-ı Hümayun’a müracaat ederlerdi. Burada verilen kararlar değiştirilemezdi. Kadıların yardımcıları (naipler) vardı. XVI. yüzyıl sonlarına kadar toprak kadılığı adıyla seyyar kadı­lar vardı. Soruşturmalar toprak kadıları tarafından yapılıyordu.

 Kadıların Vazifeleri

İslam hukukunu uygularlar, kişiler arasında­ki anlaşmazlıkları çözümlerler.

Miras, ticaret ve nikâh işlemlerini karara bağlardı. (Noterlik hizmeti yapardı.)

Vergilerin toplanması ve bunların hazineye aktarılmasını sağlardı.

Görev bölgesinde denetim yapardı.

Merkezden gönderilen emirler halka duyu­rur, halkın şikâyetlerini de divana iletirdi.

 Osmanlı Hukukunda Meydana Gelen Değişmeler

XIX yüzyılda Osmanlı hukukunda önemli değişiklikler olmuştur

Avrupa hukuk kuralları örnek alınmıştır.

Tanzimat Dönemi’nde, II. Mahmut’un kurduğu Davalar Nezareti; Adliye Nezareti adını aldı (1870). Ticaret ve Temyiz Mahkemeleri kurul­du. Avrupa ile ilişkilerin yoğunlaşması üzerine maliye, hukuk, ticaret, ekonomi, eğitim ve idare alanlarında birçok kanun ve yönetmelik çıkarıl­dı. Ceza Kanunu (1840), Ticaret Kanunu (1850), Deniz Ticaret Kanunu (1868) ve yeni çıkan ka­nunları bildiren Düstur adlı dergi çıkarıldı (1865). Ahmet Cevdet Paşa’nın başkanlığında (Mecel­le adı verilen) İslâm hukukuna dayalı medeni kanun hazırlandı (1866 – 1878).
19. yüzyıl Osmanlı adalet teşkilatının en önem­li eksiği mahkemelerde birlik olmamasıydı. Bu mahkemeler dört kategoride incelenebilir: Niza­miye Mahkemeleri (Adliye nezaretine bağlı yeni mahkemeler), Konsolosluk Mahkemele­ri (Elçilik ve konsolosluklara bağlıydı, yabancıların davalarına bakardı, dolayısıyla Dışişleri Bakanlığı’na bağlıydı), Şer’i Mahkemeler (Şeyhülislama bağlı, Müslüman halkın evlenme, boşanma, miras v.b. gibi davalarına bakardı), Cemaat Mahkemeleri (Gayri Müslimlerin davalarına bakan mahkemeler, sadrazama bağlıydı).

Avrupa Tarihi II (1600-1918)

Mutlakıyetten Parlamentarizm’e

Mutlakıyet: Ülke yönetiminin bir kişinin elinde olduğu idare biçimidir

Meşrutiyet (Parlamentarizm): Ülkeyi kralla (padişahla) birlikte bir meclisin yönetmesidir.

İngiltere’de Demokrasi Hareketleri:

Avrupa’da ilk kez Meşrutiyet’e geçiş İngiltere’de yaşandı (1688).

Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuruluşu

Amerika’ya yerleşen 13 koloninin İngiltere’ye bağlı kalmak istememesi.

I. Filadelfiya Kongresi’nde İngiltere’ye karşı mücadele kararı alındı ( 1774 ).

4 Temmuz 1776 ‘da II. Filadelfiya’da toplanan sö-mürgeler, bağımsızlıklarını ilan ederek İngiltere ile savaşa karar vermişler, İnsan Hakları ve Bildirgesini de kabul etmişlerdir.

Amerikalıların birtakım başarıları üzerine, o zamana kadar silah ve cephane yardımı yapan Fransa, İngiltere’ye karşı Amerikalıların yanında savaşa katıldı. Ona İspanya ve Hollanda da katıldı.

General Washington’un York Town başarısı, Fransızların Antil ve Hindistan denizlerindeki başarıları üzerine İngiltere barış istemek zorunda kalmıştır.

1783′de 13 koloni ile İngiltere arasında Versay Antlaşması imzalandı.

Bağımsızlığını ilan eden eyaletler iç işlerinde serbest olmak şartıyla Amerika Birleşik Devletlerini kurdular (1787).

Fransız İhtilali (1789)

Sebepleri

1. Halkın çeşitli sosyal sınıflara ayrılması

2. Krallık rejiminin baskısı

3. Fransız aydınlarının etkisi

4. Ağır vergiler, fakirlik

5. ABD’nin kurulması, İngilizlerin Meşrutiyet’e geçişi

Sonuçları

1. Soyluların ve rahiplerin ayrıcalıkları kaldırılarak eşitlik ilkesi getirildi.

2. Mutlak monarşi yıkılarak, egemenliğin halktan geldiği kabul edildi.

3. Eşitlik, adalet, milliyetçilik, hürriyet, ulusal egemenlik, laiklik, cumhuriyet gibi kavramlar önem kazandı.

4. Milliyetçilik fikrinin yayılması ile imparatorluklar dağılma sürecine girdi.

5. Fransız İhtilali sonuçları bakımından evrensel olduğundan yeniçağın bittiği, yakınçağın başladığı kabul edildi.

6. İmparatorlukların yıkılması ile milli devletler kurulmaya başladı.

7. Dağınık halde bulunan milletler siyasi birliklerini kurmaya başladılar.

8. Daha önce İngiliz bilgini Locke tarafından ileri sürülen ve Amerika bağımsızlık savaşları sırasında Amerikalılar tarafından kabul edilen İnsan Hakları Bildirisi Fransızlar tarafından dünya çapında bir bildiriye dönüştürüldü.

Osmanlıya Etkileri

Olumlu Etkileri

Osmanlı Devletinde demokrasi hareketlerinin başlamasına neden oldu.

Olumsuz Etkileri

Osmanlı Devletinde azınlıkların ayaklanması ve bunun sonucunda toprak kaybı.

Viyana Kongresi ve Kararları (1815)

Napolyon savaşları yüzünden bozulan Avru­pa’nın siyasal durumunu düzenlemek ve Avrupa’nın gelecekte alacağı durumu belirtmek ve saptamak amacıyla tüm Avrupa Devletleri Viyana’da büyük bir kongre topladılar.

Kongreye sadece Osmanlı Devleti katılmamıştır.

Viyana kongresi ile Avrupa’da yeni bir statü doğmuş oluyordu.

Kongrede Fransız İhtilali’nin Avrupa’ya yaydığı insan ve vatandaşlık haklarından hiçbirisi, yani hürriyet, milliyet ve eşitlik prensipleri göz önünde tutulmamış, sırf siyasal emel ve istekler üzerine kararlar verilmiştir. Bundan dolayı Viyana Kongresi kararları başarılı olmamış, kongre verdiği kararları yürütebilmek için silaha başvurmak zorunda kalmıştır.

Viyana Kongresi Kararlarına Tepkiler

1830 İhtilali

Mutlakıyet yönetimlerine karşı güçlenen liberal tepki 1830 yılında aniden patlak vererek bütün Avrupa’yı sarstı. Mutlakıyetçi devletlerin karşısına bütün bir Avrupa halkı çıkmıştır. Başta Fransa’da çıkan ihtilal, diğer ülkelerde de çıkmaya başlamıştır.

1830 ihtilalleri Fransa, Belçika ve İspanya gibi ülkelerde liberalizmin başarısıyla sonuçlandı.

Viyana Kongresiyle kurulan Avrupa statüsü büyük ölçüde değişerek, Avrupa’da yeni bir güçler dengesi kurulmaya başladı.

1848 İhtilalleri’nin Sebepleri

1. Milliyetçilik hareketlerinin ve liberalizmin gittikçe kuvvetlenmesi ve bunların bağımsızlığa dönüştürülmek istenmesi

2. Sanayi inkılâbı ile işçi sınıfının ortaya çıkarak bir takım haklar istemesi.

1848 ihtilali Fransa’da başladı, ihtilalin patlak vermesinde liberallerin ve sosyalistlerin büyük etkisi oldu.

Kral Lui Filip’in izlediği politika ihtilalin başlamasında etkili olmuştur.

Zira Kral, işçi sınıfının sorunlarını çözmede ihmalkâr davranıyordu. Üstelik kişi hürriyetini kısıtlamış, şahsi iktidarını kuvvetlendirme yoluna gitmişti. Bu durum ihtilalin patlak vermesine neden oldu. Kral istifa etti. Fransa’da cumhuriyet ilân edilerek bütün Fransızlara seçim hakkı tanındı.

Ölüm cezası kaldırıldı, esir ticareti yasak edildi. Bunlar gittikçe kuvvetlenen sosyalistleri tatmin etmedi.

Yeniden karışıklıklar çıktı. Yeni kurulan meclis cumhuriyeti ilan etti. Lui Napolyon cumhurbaşkanı seçildi. Bir süre sonra meclisi kapatarak Fransa’da ikinci imparatorluğunu ilân etti.

1848 ihtilallerinin Sonuçları

Fransa’da önce Cumhuriyet ve bir süre sonra da İmparatorluk kurulmuştur.

Sosyalist ve komünist akımlar güçlenmiştir.

Üçlü İttifak – Üçlü İtilaf

Alman Birliği’nin kurulması Avrupa dengesinde önemli değişikliklere neden oldu. Almanya Fransa’nın kendisinden intikam alacağından endişe ederek onu yalnız bırakma yollarını aradı. Bu amaçla 1872′de Rusya, Avusturya ve Almanya imparatorlukları Berlin’de toplanarak üçlü imparator birliği’ni kurdular. Bu birlik kısa zamanda dağıldı. Berlin Kongresi’nde birlik bozuldu. Rusya’nın ayrılmasıyla Almanya, İtalya ile yakınlaşmaya çalışarak, İtalya ile Avusturya arasındaki anlaşmazlıklar gidermiştir. Böylece bu üç devlet üçlü ittifakı kurdular (1883).

Üçlü ittifakın kurulması üzerine Fransa ile Rusya arasında da buna benzer bir bağlaşma yapıldı. Daha sonra İngiltere’de Alman korkusundan bu gruba katılarak üçlü ittifaka karşı yeni bir birlik doğmuştur (1907).

Sanayi Devrimi (1850)

Üretimde kol gücünün yerini makinenin almasıdır.

Sanayi devrimi önce İngiltere’de başlamış, daha sonra Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerinde etkisini göstermiştir.

Sebepleri:

1. Coğrafi keşifler ve sömürgecilikle ele geçen zenginlik kaynakları ve sermaye birikimi

2. Rönesans ve Aydınlanma sürecinde ortaya çıkan bilgi birikimi

Sonuçları

1. Üretim artmıştır.

2. Ham madde ve pazar sorunu ortaya çıkmıştır.

3. Sömürge elde etme yarışı hız kazanmıştır.

Bu gelişmeler yaşanırken Almanya ve İtalya siyasi birliklerini kuramadıkları için sömürgecilik yarışında geç kalmışlardır. Daha sonra siyasi birliklerini tamamlayan bu devletlerin gelişen sanayileri için sömürge elde etmek istemeleri Avrupa’daki dengeleri değiştirmiştir. Özellikle Almanya ile İngiltere büyük bir rekabete girmişlerdir.

Aydınlanma Çağı

18. yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkan her konuda akla öncülük tanıyan düşünce sistemine “Aydınlanma”, bu düşünce sistemi ile gelen yeni döneme ise “Aydınlanma Çağı” adı verilir.

Aydınlanma Çağı’nda “aklın kullanılması ile doğru bilgiye ulaşabileceği” fikri temel olarak kabul edilmiştir.

Bu dönemde deney ve gözlem önem kazanmış, doğa bilimlerinde büyük gelişmeler sağlanmıştır.

Aydınlanma Çağı’nın Sonuçları

1. Avrupa’da geçmişten kalan pek çok düşünce sistemi değişmiş, yerini akılcı düşünce sistemi almıştır.

2. Aydınlanma Çağı’ndaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler dünyayı geliştiren Sanayi İnkılâbı’nın temellerini oluşturmuştur.

3. Pek çok alanda önemli eserler verilmiştir.

4. Avrupa’daki sosyal ve siyasal gelişmeler Amerika Birleşik Devleti’nin kurulmasında ve Fransız İhtilâli’nin çıkmasında etkili olmuştur.

Osmanlı Siyasi Tarihi II (1600-1922)

A- BUNALIMLAR VE ÜSTÜNLÜĞÜ KORUMA ÇABALARI

İÇ ÇALKANTILAR VE İSYANLAR


a- İsyanların Sebepleri:

Bazı padişahların ve devlet adamlarının yeteneksiz olmaları.

Tımar sisteminin bozulması, tarım ve hayvancılığın gerilemesi.

Üretimin azalması, paranın değer kaybetmesi, fiyatların yükselmesi.

Avrupa’daki bilim ve teknik alandaki gelişmelere ayak uydurulamaması.


b- İstanbul İsyanları:

Yeniçeriler ve sipahiler, maaşlarının yetersizliği yüzünden ayaklanmışlardır. Bu ayaklanmalarda padişah II. Osman 1622’de yeniçeriler tarafından öldürülmüştür. IV. Mehmet zamanında da birçok devlet adamı Sultanahmet Meydanı’ndaki çınar ağacına asılmışlardır. Bundan dolayı bu olaya Çınar Vak’ası (Vak-a’i Vakvakiye) denilmiştir.

c- Taşra İsyanları:

Bu ayaklanmalar Anadolu’da çıkmıştır. İlk ayaklanan kişinin adı Celal olduğu için Anadolu’da çıkan ayaklanmalara “Celali İsyanları” denilmiştir.


Bu isyanların sebepleri, vergilerin yükseltilmesi, kadılar ile sancak beylerinin davranışları, İran ve Avusturya ile yapılan savaşların etkisidir.


Bu isyanlar neticesinde Osmanlı Devletinin merkezi otoritesi çöktü. Üretim azaldı. Devlete güven kalmadı.

d. Eyalet İsyanları:

Osmanlı’dan ayrılmak isteyen eyaletlerde ortaya çıkan isyanlar. Eflak, Boğdan, Yemen isyanları gibi…

2- 17. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİNİN DIŞ SİYASETİ:

Osmanlı-İran Münasebetleri:

Osmanlı Devleti ile İran arasındaki savaşlar 1603 yılında tekrar başladı. Bu savaşlara IV. Murat zamanında 1639 yılında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile son verildi. Bugünkü Türkiye – İran sınırı da bu antlaşmaya göre belirlenmiştir.


Osmanlı-Lehistan Münasebetleri: 1672 yılında Lehistan ile yapılan savaş sonucunda Bucaş Antlaşması yapıldı. Bu antlaşma Osmanlı Devletinin toprak kazandığı son antlaşmadır.


Osmanlı-Avusturya Münasebetleri:

1593 Yılında Avusturya ile başlayan savaşlara 1606 yılında Zitvatoruk Antlaşması ile son verildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devletinin Avusturya üzerindeki üstünlüğü sona ermiştir.
1683 Yılında Avusturya’nın Macarlara baskı yapması, Macarların da Osmanlı Devletinden yardım istemesi üzerine Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana’yı kuşattı. Ancak Avusturya’ya yardıma gelen Haçlı Ordusu karşısında Osmanlı Ordusu yenildi.


Viyana bozgunundan sonra Avusturya, Lehistan, Malta, Venedik Osmanlılara karşı “Kutsal İttifak” kurdular. Daha sonra bu ittifaka Rusya da katıldı. Bu devletlerle 1697 de yapılan savaşı Osmanlı Devleti kaybetti. 1699 Yılında Karlofça Antlaşması imzalandı.


Önemleri:

Viyana Bozgunu ile Avrupa’da Türk ilerleyişi durmuştur.

Karlofça Antlaşması ile Osmanlı Devleti ilk defa toprak kaybetmiştir.


3- KARLOFÇA’DAN KÜÇÜK KAYNARCA’YA:

Osmanlı-Rusya Münasebetleri:

1711 Yılında Rusya ile yapılan savaşı Osmanlı Devleti kazandı. Savaş sonunda yapılan Prut Antlaşması ile Azak Kalesi Osmanlılara geri verildi.

Osmanlı-Avusturya Münasebetleri:

İki devlet arasındaki savaşlar 1716 yılında tekrar başladı. Osmanlı Devleti bu savaşta yenildi. 1718 Yılında Pasarofça Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Osmanlı’da “Lale Devri” başladı.

Osmanlı Devleti, 1736 yılında Rusya ve Avusturya’ya tekrar savaş açtı. Her iki devletle 1739 yılında Belgrat Antlaşmaları imzalandı. Belgrat Antlaşmaları Osmanlı’nın 18. Yüzyılda imzaladığı son kazançlı antlaşmalar olmuştur. Bu antlaşmalarla Karadeniz’in Türk Gölü olduğu bir kez daha kabul edildi.


Bu antlaşmalarda Fransa’nın arabuluculuk yapması ve Osmanlı lehine çalışması sonucu 1740 yılında kapitülasyonlar genişletilerek sürekli hale getirildi.


Osmanlı-Rusya Savaşı (1768-1774):

Rusya’nın Lehistan’a saldırması ve buradaki Türkleri de öldürmesi üzerine Osmanlı 1768 yılında Rusya’ya savaş açtı. Savaş devam ederken Rus donanması, Cebelitarık Boğazından geçerek 1770’de Çeşme’de Türk Donanmasını yaktı.

Savaşta Osmanlı yenilerek 1774 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzaladı.

Bu antlaşmanın maddeleri şunladır:


a- Rus ticaret gemileri Karadeniz ve Akdeniz’de serbestçe dolaşabilecek, Ruslar İstanbul’da daimi elçi bulunduracaktı (Bu madde ile Karadeniz Türk Gölü olma özelliğini kaybetmiştir).

b- Rusya kapitülasyonlardan yararlanacaktı.

c- Rusya Osmanlı yönetimindeki Ortodoksların haklarını koruyabilecekti. Böylece Rusya Osmanlı Devletinin iç işlerine karışma fırsatını elde etmiştir.

d- Osmanlı Devleti, Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecekti. Bu madde ile Osmanlı ilk defa bir devlete savaş tazminatı ödemiştir.


B- KÜÇÜK KAYNARCA SONRASI GELİŞMELER

Osmanlı-Fransa Savaşı (1798-1801):

18. Yüzyılın sonlarına doğru Fransa yayılmacı bir politika izlemeye başladı. Fransa’nın bu dönemde en önemli amacı Mısır’ı ele geçirmekti. Mısır’ı ele geçirmek istemesinin sebebi de İngiltere’nin sömürgesi olan Hindistan’a giden yolları kontrol altına almaktı. 1798 yılında başlayıp 1801 yılına kadar devam eden savaşlarda Fransa amacına ulaşamadı. 1804 Yılından itibaren iki devlet arasındaki ilişkiler tekrar düzeldi.


Milliyetçilik Hareketleri ve Yeni Meseleler

Fransız ihtilali ile ortaya çıkan Milliyetçilik akımı, en fazla imparatorlukları etkilemiştir. Osmanlı Devleti de ülkede bütünlüğü ve otoriteyi sağlayamaz duruma gelmiştir. Bir de başta Rusya olmak üzere İngiltere, Fransa ve Avusturya gibi devletlerin kışkırtmaları eklenince durum iyice kötüleşmiştir.

Sırp İsyanı (1804 – 1878)

Sebepleri:

Fransız İhtilali’nin ortaya çıkardığı milliyetçilik akımı

Rusya’nın kışkırtması

Osmanlı merkezî otoritesinin bozulması

Gönderilen yöneticilerin ve yeniçeri askerlerinin hatalı davranışları

Osmanlı Avusturya savaşlarında Sırbistan’ın savaş alanı haline gelmesi.

İlk isyan 1804’de Kara Yorgi tarafından çıkarılmış, Rus savaşları yüzünden uzun süre bastırılamamıştır. 1812 Bükreş Antlaşması ile imtiyazlar elde eden Sırplar, 1829 Edirne Antlaşması ile özerklik kazanmış, 1878 Berlin Antlaşması ile de bağımsızlıklarını elde etmişlerdir.

Sırplar, Osmanlı’ya karşı ilk ayaklanan millettir.

Yunan İsyanı (1820 –1829) Megalo İdea

Sebepleri:

Milliyetçilik akımı

Rusya’nın kışkırtması.

Avrupa Devletlerinin Rumları Eski Yunan uygarlığının temsilcileri olarak kabul etmeleri

Etnik-i Eterya’nın çalışmaları

Osmanlı yönetimindeki bozulmalar

Rum aydınlarının çalışmaları

İlk isyan 1820’de Eflak’ta çıkmış, fakat Tepedelenli Ali Paşa tarafından bastırılmıştır. Ali Paşa’nın Osmanlı yöntemiyle arasının bozulup isyan etmesiyle uygun ortamı bulan Rumlar, 1821’de Mora’da isyan etmişler, Avrupa devletlerinin de desteğini alan isyan bastırılamamıştır.

Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’dan yardım istenmiş, Mehmet Ali Paşa Mora ve Girit valiliğine karşılık yardım ederek isyanı bastırmıştır. Buna kızan Avrupa devletleri, Navarin’de Osmanlı ve Mehmet Ali Paşa donanmasını yakmışlardır.

Osmanlı Devleti tazminat istemiş, buna karşılık Avrupa devletleri, Yunanistan’ın bağımsızlığını teklif etmişlerdir. Kabul edilmeyince Fransa geçici olarak Mora’yı, İngiltere İskenderiye’yi işgal etmiştir. Rusya da Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştır. Yapılan savaşı kaybeden Osmanlı Devleti, 1829 Edirne Antlaşması ile Yunanistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kalmıştır.

Yunanlılar (Rumlar), Osmanlı’ya karşı bağımsızlık kazanan ilk millettir.

Pontus Sorunu

Pontus, Eski Yunanlıların Doğu Karadeniz’e verdikleri bir isimdir.

Tarihte Doğu Karadeniz’de iki devlet kurulmuştur.

Pontus Krallığı M.Ö. 298′de I. Mithridates tarafından kurulmuş ve M.Ö. 63′te yıkılmıştır.

Trabzon Devleti 1204’de Doğu Roma Prensi Aleksi Komnen tarafından kurulan bu devlet 1461’de Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkılmıştır.

Bu iki devlet arasında herhangi bir ilişki mevcut değildir.

Bölge, zamanla Türkleşmiş ve Müslümanlaşmıştır.

Yunanistan, 20. yüzyılın başlarında, Fatih tarafından yok edilen Trabzon Rum Devleti’ni yeniden diriltme çabasına girmiştir.

Etnik-i Eterya Cemiyeti, Megalo İdea (Büyük İdeal) hedeflerinden biri olarak, faaliyetlerine bölgede başlamıştır.

İlk Pontus-Rum Cemiyeti, Merzifon Amerikan Koleji’nde oluşturulmuştur. Amacı, “Pontus Rum Devleti”ni kurmaktı. Bu

devlet, başkenti Samsun, Trabzon, Giresun, Ordu, Sinop, Gümüşhane, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat illerimizin tamamı, Erzurum, Erzincan, Sivas, Kastamonu’nun bir kısmını içine alıyordu.

Kurdukları yüzlerce çete ile Türk köy ve kasabalarına saldıran Pontusçu komiteciler, büyük katliamlar yaptılar. Bu çetelere, pek çok papaz da yardımlarda bulundu.

Türk Milleti Kurtuluş Savaşı’nda işgalcilerle mücadele ederken, asırlardır Osmanlı topraklarında yaşayan Rumlar, büyük bir ihanetle Türkleri acımasızca katlettiler.

Bugün Yunanistan, dünya çapında sayısı 176 dernekle sözde “Pontus Sorunu”nu tüm dünya kamuoyuna anlatmaktadır. 19 Mayıs’ı “Pontus Soykırımı Günü” olarak anan Yunanistan, bu sorunu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi konusunda bir koz olarak kullanmaya çalışmaktadır.

Mısır Sorunu

Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır’da güçlü bir yönetim, ekonomi, ordu ve donanma oluşturmuştu. Mora İsyanı’nın bastırılmasında yardım istenince, Mora ve Girit valiliğini istemiş fakat Edirne antlaşmasıyla Mora’da Yunanistan kurulunca, Mora’ya karşılık Suriye valiliğini istemiştir. II. Mahmut Girit’i vermekle beraber Suriye valiliğini vermemiş, bunun üzerine Mehmet Ali Paşa isyan etmiştir. Oğlu İbrahim paşa komutasındaki Mısır ordusu Suriye’yi ele geçirmiş, Osmanlı ordusunu Adana ve Konya’da mağlup ederek Kütahya’ya kadar ilerlemiştir. İstanbul tehlikeye girince II. Mahmut Rusya’dan yardım istemek zorunda kalmıştır. Rus donanma ve ordusu İstanbul önlerine gelince bu durumdan İngiltere ve Fransa rahatsız olmuştur. Onların müdahalesi ile sorun uluslar arası bir hal almış ve Kütahya Antlaşmasıyla belli bir süre için çözüme kavuşturulmuştur.

1833 Kütahya Antlaşması

Mehmet Ali Paşa’ya Mısır valiliğine ek olarak Suriye ve Girit valiliği,

Oğlu İbrahim Paşa’ya Cidde valiliğine ek olarak Adana valiliği verilmiştir.

Osmanlı Devleti’nin bir valisi karşısında mağlup olması güçsüzlüğünü ortaya koymuştur.

İki taraf da antlaşmadan memnun kalmamıştır.

Hünkâr İskelesi Antlaşması (1833)

II. Mahmut, Mehmet Ali Paşa’dan çekindiği, İngiltere ve Fransa’ya da güvenmediği için Rusya’yla ittifak yaparak bu antlaşmayı imzalamıştır:

Buna göre;

Osmanlı Devleti bir saldırıya uğrarsa Rusya ordu ve donanma yardımı yapacak, fakat masraflarını Osmanlı karşılayacak.

Rusya saldırıya uğrarsa, Osmanlı Devleti Boğazları kapatacak.

Antlaşma 8 yıl geçerli olacaktır.

Böylece Boğazlar sorunu ortaya çıkmıştır. Antlaşma İngiltere ve Fransa’nın tepkisine sebep olurken, Rusya amacına bir adım daha yaklaşmıştır. Osmanlı Devleti egemenlik hakkını kullanarak son kez Boğazlarla ilgili olarak kendisi karar vermiştir.

Balta Limanı Antlaşması (1838)

8 yıl sürecek antlaşmanın sonuna yaklaşılması ve Mehmet Ali Paşa’yla gerginliğin devam etmesi, Mısır ve Boğazlar sorununda İngiltere’nin desteğini almak isteyen Osmanlı Devleti’ni İngiltere ile antlaşma imzalamaya sevk etmiştir. Böylece İngiltere’ye çok geniş ayrıcalıklar verilmiştir.

Mısır Sorunu’nun Çözümlenmesi

Kütahya Antlaşması ile elde ettiği topraklarla yetinmek istemeyen M. Ali Paşa ve verdiği toprakları geri almak isteyen II. Mahmut arasında 1839 Nizip Savaşı meydana gelmiştir. Osmanlı ordu ve donanması mağlup olmuş, mağlubiyet haberi İstanbul’a gelmeden ölen II. Mahmut’un yerine Abdülmecit tahta çıkmıştır.

Hünkâr İskelesi Antlaşması’na göre Rusya’nın yardım istemesinden çekinen İngiltere Mısır sorununu uluslar arası bir konferansa çekmiş, Fransa hariç Avrupa’nın büyük devletlerinin katıldığı bir antlaşma imzalanmıştır.

1840 Londra Antlaşması

Mısır hukuken Osmanlı Devleti’nin olacak, yönetimi Mehmet Ali Paşa ve ailesine verilecek

Suriye, Girit, Adana, Cidde, Osmanlı’ya geri verilecek

Mısır Osmanlı’ya yıllık vergi ödeyecektir.

Mısır iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Osmanlı Devletine bağlı eyalet durumuna gelmiştir.

Fransa’ya güvenerek antlaşmayı tanımayan Mehmet Ali Paşa, Osmanlı-İngiliz donanmasına yenilince antlaşmaya uymuştur.

Boğazlar Sorunu

Hünkâr iskelesi Antlaşması’nın süresinin dolması üzerine bu antlaşmanın yenilenmesini engellemek isteyen İngiltere sorunu uluslararası bir konferansa taşımıştır. İngiltere, Rusya, Fransa, Prusya, Avusturya ve Osmanlı Devleti katılmıştır.

1841 Londra Antlaşması

(Londra Boğazlar Sözleşmesi)

Boğazlar Osmanlı Devleti egemenliğinde olacak

Savaş gemileri geçemeyecek fakat ticaret gemilerinin boğazlardan geçişi serbest olacaktır.

İlk kez Boğazların durumu uluslar arası bir konferansta belirlenmiştir.

Rusya, Hünkâr İskelesi Antlaşması’yla elde ettiği hakları kaybetmiştir.

İngiltere ve Fransa Akdeniz’deki güvenliklerini sağlamışlardır.

Osmanlı’nın Boğazlar üzerindeki mutlak egemenliği sona ermiştir.

DIŞ BASKILAR DÖNEMİ  (1839 –1922)

Büyük Devletlerin Osmanlı Politikaları

Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda gücünü ta­mamen kaybetmiştir. Kendi varlığını kendi gücüyle koruma imkânını kaybetti. Bu nedenle çeşitli devlet­lerle sürekli değişen ittifaklar içine girdi. Osmanlı’nın bu siyasetine denge politikası denir.

Çağın güçlü devletleri de Osmanlı toprakları üzerinde çeşitli pazarlıklar yapmaktaydılar.

Rusya; 18. yüzyılda olduğu gibi, Boğazlar ve Balkanlar yoluyla sıcak denizlere inme idealindeydi. Bu amaçla, Balkanlardaki Slavları, Pan-slavizm politikasıyla birleştirmek ve Osmanlı’ya karşı kışkırtmak istedi.

İngiltere; Uzak Doğudaki sömürgelerine giden yolları, yani Doğu Akdeniz’i ele geçirme amacındadır.

Fran­sa ise İngiltere’yi güçsüz düşürmek amacıyla Mısır’ı almak istemektedir.

Bu üç devlet arasındaki çıkar çatışmaları, Osman­lı İmparatorluğunun varlığını korumasında etkili oldu. Herhangi bir saldırı anında çıkarları elden giden dev­letler Osmanlı Devleti’nin yanında yer aldılar.

Şark Meselesi:

Şark Meselesi, 1815 Viyana Kongresi’nde Rus çarı Aleksandr tarafından ortaya atılmıştır.

19. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı toprak bütünlüğünün korunması, yüzyılın ikinci yarında da Osmanlı topraklarının Avusturya, Rusya, Fransa, İngiltere arasında paylaşılmasıdır.

Şark meselesine göre:

Türkler Avrupa’dan atılmalı

Türkler Balkanlardan atılmalı

Türkler Anadolu’dan atılmalı

Mümkünse Orta Asya’ya dönmeleri sağlanmalıdır.

Osmanlı Devleti’nin Avrupa Politikası

Dağılma sürecine girmiş olan Osmanlı Devleti, kendini koruyamaz hale gelmişti. Rus tehdidine karşılık Fransa ve İngiltere’ye yaklaşıldı. Avrupalı devletlerin desteğini almak için Batılılaşma hareketlerine hız verildi. Tanzimat ve Islahat Fermanları ilan edildi.

Tanzimat Fermanı (Gülhane-i Hatt-ı Hümayun / 1839)

Boğazlar ve Mısır sorununda Avrupa devletlerinin desteğini almak ve azınlıklara imtiyaz verme baskılarına son vermek amacıyla Abdülmecit zamanında Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanmış ve Gülhane parkında okunmuştur.

Özellikleri:

Avrupalı devletlerin desteğini almak amaçlanmıştır.

II. Mahmut döneminde başlayan batılı toplum oluşturma çalışmalarına hız vermiştir.

Osmanlı Devleti’nde bütün ıslahatlarda olduğu gibi Tanzimat Fermanı’nda da yenilik isteği halktan değil yönetici tabakadan gelmiştir.

Maddeleri:

Halkın can, mal ve namus güvenliği sağlanacaktır.

Askerlik, vatan hizmeti haline getirilmiş, askere alma ve terhis işlemleri belirli kurallara göre yapılacaktır.

Vergiler, herkesin gelirine göre alınacaktır.

Kanunlar herkese eşit uygulanacak ve mahkemeler açık olacak

Herkese mal, mülk, edinme ve istediği gibi tasarruf hakkı sağlanacak.

Rüşvet ve iltimas önlenecek.

Önemi:

Tanzimat Fermanı, ilk kez padişahın üzerinde bir kanun gücü olduğunu göstermiştir.

Bir hukuk devleti olma yolunda önemli bir adımdır, anayasacılık hareketi başlamıştır.

Batılılaşma hareketi hızlanmıştır.

Kırım Savaşı (1853 – 1856)

Sebepleri

Rusya’nın sıcak denizlere inmek istemesi

Boğazlar üzerinde söz sahibi olabilmek için Hünkar İskelesi’ne benzeyen bir antlaşma yapmak konusunda Osmanlı’ya baskısı

Balkan toplumlarının kışkırtması

Kutsal yerler sorunu

İstanbul’a elçi olarak gönderilen prens Mençikof’un saygısız ve tutarsız istek ve davranışları

Rusya, Osmanlı’ya savaş açarak doğudan ve batıdan taarruza geçmiştir. İngiliz ve Fransız donanmasının Boğazlardan geçerek, İstanbul önlerine gelmesine kızan Ruslar, Sinop limanında bulunan Osmanlı donanmasını yakmıştır (1853 Sinop Baskını).

Rusya’nın güçlenmesi, Boğazlarda söz sahibi olması ve Akdeniz’e inmesi Avrupa devletlerinin çıkarlarına ters düşmekteydi. Bu amaçla İngiltere, Fransa ve Piyemento Devleti, Osmanlı’nın yanında savaşa katıldılar. Müttefik orduları karşısında Rusya tutunamayarak mağlup oldu. Rus yönetiminde de değişiklik olmuş, yeni Çar barış istemiştir. Paris’teki barış görüşmelerine İngiltere, Fransa, Piyemento, Avusturya, Prusya, Rusya ve Osmanlı Devleti katılmıştır.


1856 Paris Antlaşması

Karadeniz tarafsız bir bölge olacak, burada Osmanlı ve Rusya donanma ve tersane bulunduramayacak.

Yorum: Osmanlı Devleti galip geldiği savaşta mağlup muamelesi görmüştür.

Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti sayılacak ve toprak bütünlüğü Avrupa devletlerinin garantisi altında olacak.

Yorum 1: Böylece Avrupa devletler hukukundan faydalanacak ve Rusya karşısında toprak bütünlüğü korunmuş olacaktır.

Yorum 2: Osmanlı Devletinin kendi topraklarını koruyamayacak kadar güçsüz olduğu ortaya çıkmıştır.

Osmanlı ve Rusya savaşta işgal ettiği yerlerden geri çekilecek

Eflak ve Boğdan’a özerklik verilecek

Boğazların durumu 1841 Londra Antlaşması’na göre olacak

Tuna Nehri’nin yönetimi bir komisyona bırakılacak ve ticaret gemilerine açık olacak

Avrupa devletleri Osmanlı’nın yapacağı ıslahatlara karışmayacak.

Notlar

Paris Konferansı, esnasında Osmanlı Devleti, iç işlerine karışılmasını önlemek amacıyla Islahat Fermanı’nı hazırlayarak konferansa sunmuştur.

Rusya, Küçük Kaynarca ve Edirne Antlaşması ile elde ettiği hakları kaybetmiştir.

Osmanlı Devleti ilk kez Kırım Savaşı esnasında Abdülmecit zamanında 1854’de İngiltere’den borç almıştır.

Islahat Fermanı’nın antlaşma metninde yer alması Avrupa’nın içişlerimize karışmasına zemin hazırlamıştır.

Islahat Fermanı (1856)

Kırım savaşı’nın sonunda 1856’da Paris’te toplanan barış konferansına sunulmuştur.

Fermanın sunulmasındaki amaç, Osmanlı Devleti üzerindeki baskıları azaltmak konferanstan olumlu sonuçlar almak ve iç işlerimize karışmalarını engellemek olmakla beraber Avrupa devletlerinin iç işlerimize müdahalesine daha fazla zemin hazırlamıştır.

Ferman daha çok Hıristiyan azınlığa ve onların haklarını, ayrıcalıklarını genişletmeye yöneliktir.

Maddeleri

Din ve mezhep özgürlüğü sağlanacaktır.

Okul, kilise, hastane gibi binaların tamiri ve yeniden inşaası sağlanacaktır.

Hıristiyan ve Yahudi azınlığı küçük düşürücü sözler yasaklanmıştır.

Hıristiyan azınlıklara devlet memurlarına ve çeşitli okullara girme imkânı verilmiştir.

Mahkemelerin açık yapılması, herkesin kendi dinine göre yemin etmesi, hapishanelerin ıslahı ve kanunların azınlıkların diline çevrilmesi kararlaştırılmıştır.

İşkence, dayak ve angarya kaldırılmıştır.

Vergiler herkesin gelirine göre alınacak

Azınlıklara bedelli askerlik getirildi.

Hıristiyanlar da il genel meclisine üye olabilecekler

Yabancılara da vergilerini vermek şartıyla mal mülk sahibi olma imkânı verilmiştir.

Azınlıklara da banka, şirket, okul açma imkânı verilmiştir.

Müslüman halka bir ayrıcalık getirmezken Gayr-ı Müslim halkın hakları daha da genişletilmiştir.

DAĞILMA BAŞLIYOR

Panslavizm Hareketi ve Balkanlarda Ayaklanmalar

Pan-Slavizm: Rusya’nın Balkanlardaki Slavları dil ve kültür birliği içinde kendi egemenliğine alma amacını güden tarihî politikasına Pan-Slavizm denir.

Rusya, bu amaçla Balkanlardaki Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bosna-Hersek ve Makedonya isyanlarına destek verdi.

Meşrutiyet

Avrupa’da eğitim görmüş, oradaki gelişmeleri takip eden kimi aydınlar kendilerini Yeni Osmanlılar olarak adlandırıyorlar, Osmanlı Devleti’nde Meşrutiyet’i ilan etmek için çalışıyorlardı.

Ziya Paşa, Namık Kemal, Mithat Paşa ve Hüseyin Avni

Paşa önderliğindeki Yeni Osmanlılar, Abdülaziz’i tahttan indirerek, önce V. Murat’ı ardından da Meşrutiyet’i ilan edeceğine söz veren II. Abdülhamit’i padişah yaptılar.

Abdülhamit, söz verdiği gibi derhal II. Meşrutiyet’i ilan etti.

İlk anayasa, Kanun-u Esâsi, Mithat Paşa tarafından hazırlanmıştır.

İstanbul Konferansı’nın toplanması sırasında ilan edilmiştir.

Meşrutiyetin ve Kanun-u Esasi’nin yayınlanmasında Yeni Osmanlıların etkisi vardır.

Yayınlanmasının Nedenleri:

Osmanlı’yı yıkılmaktan kurtarmak

Azınlıkların devlete bağlılığını arttırmak

Balkan Meselesi’nin amacıyla toplanan Tersane Konferansı’nda azınlıklar konusunda Avrupalı devletlerin baskısını engellemek.

Meşrutiyet ve Kanun-u Esasinin Önemi

Osmanlı’da halk ilk kez yönetime katılmış; halk seçme, seçilme ve temsil hakkını kullanmıştır.

Azınlıklar da meclise girmiş ve mecliste gayr-i Müslim üye sayısı Müslüman üyelerin sayısını geçmiştir.

Kanun-u Esasi, Türk tarihindeki ilk anayasadır.

Abdülhamit’in I. Meşrutiyet’i Kaldırma Nedenleri

1877–78 Osmanlı-Rus Savaşı’nın (93 Harbi) başlaması ve meclisten bir karar çıkarılamaması.

Azınlık ve gayr-i Müslim milletvekillerinin olumsuz çalışmaları.

Yine de I.Meşrutiyetin ilanı, Yeni Osmanlıların (Jön-Türkler) zaferidir.

1877–1878 Osmanlı Rusya Savaşı

Sebepleri

Almanya ve İtalya’nın siyasi birliğini kurmasıyla Avrupa’da meydana gelen gelişmelerden Rusya’nın faydalanmak istemesi

Kırım Savaşı’yla kaybettiği hakları elde etmek istemesi

Karadeniz kıyılarını silahlandırmak istemesi

Bosna – Hersek, Sırbistan, Romanya, Karadağ ve Bulgaristan’da kışkırtmalarda bulunarak isyanlar çıkartması

Osmanlı Devleti’nin kuvvet kullanarak isyanları bastırması ve Rusya yanlısı beyleri görevden alması

Böylece Balkan bunalımının ortaya çıkması

Balkan bunalımını görüşmek için toplanan Berlin, Londra, İstanbul konferansları kararlarının Osmanlı Devleti’nce kabul edilmemesi

İstanbul konferansı toplandığı esnada Jön Türklerin gayretleriyle Avrupa devletlerinin iç işlerimize karışmasını engellemek için Kanuni Esasi ilan edilerek I. Meşrutiyet Dönemi başlamıştır.

Rusya ile yapılan savaşta ağır mağlubiyetler alınmış, Ruslar doğudan Erzurum’a batıdan İstanbul yakınlarında Yeşilköy’e kadar ilerlemişlerdir. Osmanlı Devleti barış istemiştir.

1878 Ayestafanos (Yeşilköy) Antlaşması

Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olacak

Batum, Kars, Ardahan, Artvin, Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Rusya’ya bırakılacak

Büyük bağımsız Bulgaristan kurulacak

Osmanlı savaş tazminatı ödeyecek (30 milyon)

Bosna – Hersek’e muhtariyet verilecek

Yunanistan’a Teselya bölgesi verilecek

Ermeni ve Rum azınlıklara ayrıcalıklar verilecektir.

Rusya tarihi emellerine ulaşma yolunda önemli bir adım atmıştır. Balkanlar ve boğazlarda elde ettiği haklar özellikle İngiltere ve Avusturya’nın çıkarlarına ters düşmüştür.

Denge politikası izleyen II. Abdülhamit’in müracaatı ile

Avrupa devletlerinin baskı sonucunda Berlin Antlaşması imzalanmış ve Ayestafanos yürürlüğe girememiştir. Ölü doğmuş bir antlaşmadır. (Sevr Ant. gibi)

Berlin Kongresi ve Sonrası

1878 Berlin Antlaşması

Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsız olacak

Batum, Kars, Ardahan ve Artvin Rusya’ya bırakılacak fakat Doğu Beyazıt ve Eleşkirt Osmanlı’da kalacak

Bulgaristan üçe ayrılacak; Makedonya Osmanlı’da kalacak, Doğu Rumeli Hıristiyan bir valinin yönetiminde imtiyazlı bir eyalet olacak, asıl Bulgaristan ise Osmanlı’ya bağlı özerke bir prenslik olarak kalacak.

Savaş tazminatı 60 milyona çıkarılacak

Bosna – Hersek Osmanlı’ya ait olacak fakat yönetimi Avusturya’ya bırakılacak

Yunanistan’a Teselya bölgesi verilecek

Ermeni ve Rum azınlıklara ayrıcalıklar verilecektir.

19. Y.y. da imzalanan en ağır antlaşmadır.

Rusya, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde Ayestefanos ile elde ettiği hakları kaybetti.

İngiltere ile Avusturya en karlı çıkan devletlerdir.

Osmanlı Devleti açısından önemli bir değişiklik olmamış, yalnız Rusya’nın Osmanlı’yı parçalama emellerine set çekilmiştir.

Ermeni sorunu ortaya çıkmıştır.

Osmanlı Alman yakınlaşması başlamıştır.

İngiltere, Osmanlı’yı korumaya yönelik politikasını değiştirmiş, bundan sonra parçalamaya çalışmıştır.

Osmanlı Devleti’nin tek kazancı Doğu Beyazıt olmuş, Kıbrıs gibi önemli bir üs kaybedilmiştir.

Ermeni Sorunu

Ermeni meselesi, Berlin Kongresi’nde ilk defa uluslararası bir antlaşmada yer almıştır.  Ermeni meselesi, Ermenilerin değil Osmanlı’yı parçalamak isteyen devletlerin meselesi olarak ortaya çıkmıştır.

Berlin Antlaşması, Ermeni meselesinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.

(Ermeni Sorunu bölümünü ayrıca okuyunuz.)

Kıbrıs’ın İngilizlere Üs Olarak Verilmesi  (1878)

Berlin kongresi sırasında Osmanlının çıkarlarını savunması karşılığı İngiltere’ye Kıbrıs’ta üs kurma sözü verilmişti.  Berlin Antlaşmasından sonra Kıbrıs üs olarak İngilizlere verildi.

İngiltere böylelikle Süveyş kanalını kontrol etme imkânına kavuşmuştur.

Osmanlının I.Dünya savaşına girmesiyle İngiltere, Kıbrıs’ı toprakların kattığını açıkladı.

Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi’nin Kurulması  (1881)

Osmanlı Devleti, dış borç ve faizlerini ödeyemeyince alacaklı devletler bu idareyi kurmuşlardır. Bu idare, dış borçları doğrudan toplamak suretiyle kurulan yabancı bir mali kontroldü.  Bu da Osmanlı Devleti’nin ekonomik bağımsızlığına gölge düşürmüştür.

Tunus’un Fransızlar Tarafından İşgali  (1881)

Fransa’nın Tunus’u işgalini Osmanlı Devleti sadece protesto edebilmiştir. Fransa hatırlanacağı gibi 1830 yılında da Cezayir’i işgal etmişti.

Mısır’ın İngilizler Tarafından İşgali(1882)

İngilizler Süveyş kanalının açılmasıyla önemi daha da artan Mısır’ı 1882′de işgal ettiler.

Doğu Rumeli’nin Bulgar Prensliği İle Birleşmesi (1885)

Doğu Rumeli Bulgarlarının Bulgar Prensliği ile birleşmek için ayaklanmaları sonucu yapılan görüşmelerde Osmanlı Devleti bu bölgenin Bulgar Prensliğine bağlanmasını kabul etti.

Girit Sorunu ve Osmanlı-Yunan Savaşı

Yunanistan’ın Girit’in iç işlerine karışması ve burada çıkan ayaklanmayı desteklemesi sonucu Osmanlı-Yunan savaşı çıktı. Yapılan Dömeke Meydan Savaşı’nı kazanan Osmanlı kuvvetlerine Atina yolu açıldı. Ancak Avrupa Devletlerinin müdahale etmesi üzerine İstanbul Antlaşması imzalandı (1897).

Buna göre Girit’e özerklik verilmiş, ayrıca yönetimi Yunanlı bir prense verilmiştir.

Bu antlaşma ile Girit yönetimi elimizden çıkmış, II. Meşrutiyet sırasında da Girit, Yunanistan tarafından işgal  edilmiştir.

Balkan Savaşı sonucu imzalanan Atina Antlaşması’yla da Girit’in Yunanistan’a ait olduğu kabul edilmiştir.

Bulgaristan’ın Bağımsızlığını Kazanması(1908)

Meşrutiyet’in ilanı ile oluşan karışıklıklardan yararlanan Bulgarlar, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rusya’nın araya girmesiyle Osmanlı Devleti bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.

Meşrutiyet ve 31 Mart Vakası

II. Meşrutiyet’in İlanı (1908)

Yeni Osmanlılar (Jön Türkler), İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kurmuştur.

İttihatçılar, Osmanlı’nın parçalanacağından endişe etmişler, II. Abdülhamit’e Meşrutiyet’i ilan etmesi için baskı yapmışlar ve Rumeli’de ayaklanmışlardır.

II. Abdülhamit, baskılar sonucu Meşrutiyet’i tekrar ilan etmiştir (1908).

İttihatçıların Meşrutiyet yönetimi için ciddi bir hazırlığı olmadığından beklenen sonuçlar alınamamıştır.

Meşrutiyet’e geçişte iktidar boşluğu ve kargaşa yaşanmıştır.

II. Meşrutiyet’in Sonuçları

Bulgaristan bağımsızlığını ilan etmiştir.

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Bosna-Hersek’i topraklarına katmıştır.

Girit, Yunanistan’a bağlanma kararı almıştır.

Osmanlı’da ilk kez parlamenter sistemin denemeleri yapılmıştır.

31 Mart Vakası (1909)

Meşrutiyete karşı olan İstanbul’daki avcı taburları 31 Mart Olayı’nı çıkarmışlardır (13 Nisan 1909).

İsyancılar sadrazamın ve meclis başkanının istifa etmesini istemişler, bazı İttihatçıları öldürmüş ve gazete binalarını bastırmışlardır.

II. Abdülhamit,  isyanı bastırmakta başarılı olamamıştır.

Komutanlığını Mahmut Şevket Paşa’nın, Kurmay Başkanlığı’nı Mustafa Kemal’in yaptığı Hareket Ordusu Selanik’ten İstanbul’a gelerek, 31 Mart Ayaklanması’nı bastırmıştır.

II. Abdülhamit tahttan indirilmiş, V. Mehmet Reşat tahta çıkarılmıştır (1909).

Balkan Savaşı sonucu Londra Görüşmeleri devam ederken İttihatçılar, Bâb-ı Âlî Baskını’nı gerçekleştirmiş ve yönetime hâkim olmuşlardır (1913).

Bosna Hersek’in Elden Çıkması (1908)

Berlin Antlaşması’nda Bosna Hersek’in yönetimi geçici olarak Avusturya’ya bırakılmıştı. II. Meşrutiyetin ilanı sırasında Avusturya, Bosna-Hersek’i topraklarına kattığını açıkladı. Osmanlı bu durumu kabul etmek zorunda kaldı.

Trablusgarp Savaşı (1911-1912)

Sebepleri:

Siyasi birliğini geç kuran İtalya’nın sömürgecilik faaliyetlerine girişmesi.

İtalya’nın diğer Avrupa devletleri ile anlaşması.

Trablusgarp’ın İtalya’ya yakın ve savunmasız olması.

Trablusgarp’ın ticaret yolları üzerinde bulunması ve zengin maden yataklarına sahip olması

Gelişimi:

İtalya, Rusya ile Racconigi Antlaşması’nı yapmış, Rusya boğazlara karşılık İtalya’nın Trablusgarp’ı işgal etmesini desteklemiştir (1909).

İtalya, Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’ı gelişmişlikte geri bıraktığı ve bölgedeki İtalyanlara kötü davrandığı iddiasıyla Osmanlı’ya ültimatom çekmiştir.

Osmanlı Devleti’nin görüşme isteğine rağmen İtalya, Trablusgarp’ı işgal etmiştir.

Mustafa Kemal Trablusgarp ve Derne’de, Enver Bey de Bingazi’de başarılar kazanmıştır.

Savaşın uzun sürmesi İtalya’yı maddi sıkıntıya sokmuş, savaşın bitmesini isteyen halkın tepkisi üzerine İtalya, Osmanlı’yı barışa zorlamak için Oniki Ada’yı işgal etmiştir.

Bu sırada I.Balkan Savaşı başlaması, Osmanlı’yı zor durumda bırakmış ve Osmanlı Devleti İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzalanmıştır

Uşi Antlaşması

Trablusgarp ve Bingazi İtalya’ya bırakılacak.

Oniki Ada, Balkan Savaşı’ndan sonra geri alınmak üzere geçici olarak İtalya’ya bırakılacak.

İtalya, kapitülasyonların kaldırılması konusunda Osmanlı’ya yardım edecek.

Trablusgarp ve Bingazi’nin Duyun-u Umumiye İdaresi’ne ödediği borçları İtalya ödeyecek.

Trablusgarp ve Bingazi dini bakımdan Osmanlı halifesine bağlı kalacak.

Sonuçları

Osmanlı Devleti’nin Kuzey Afrika’da toprağı kalmamıştır.

İtalya Ege Denizi’ne yerleşmiştir.

İtalya Doğu Akdeniz’de önemli bir güç olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı anlaşılmıştır.

Oniki Ada geri alınamamıştır.

Uşi Antlaşması, halifelik makamının kullanılması yönü ile 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’na benzer.

Oniki Ada, Sevr’de ve Lozan’da İtalya’ya bırakılmıştır. II. Dünya Savaşı’ndan sonra İtalya, Oniki Ada’yı Yunanistan’a vermiştir (1947).

Balkan Savaşları (1912-1913)

Sebepleri:

Balkan devletlerinin kendi arasında Osmanlı’ya karşı ittifak yapması ve Osmanlı Devleti topraklarını ele geçirmek istemeleri.

Rusya’nın Balkanlar’da takip ettiği politika

Rusya’nın Boğazlara yerleşme planı.

Trablusgarp Savaşı’nın çıkması (1911).

Gelişimi:

Karadağ’ın Osmanlı’ya savaş açmasıyla başlamıştır.

Karadağ’dan sonra Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistan Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştır.

Bulgar ordusu, Edirne’yi kuşatmış, Kırklareli ve Lüleburgaz’ı da alıp Çatalca’ya kadar ilerlemiştir.

Yunanlar Ege adalarına asker çıkarmıştır.

Osmanlı Devleti, Osmanlı ordusu içindeki siyasi çekişmeler yüzünden savaşı kaybetmiştir.

Osmanlı Devleti Londra Barış Antlaşması’nı imzalamıştır.

Londra Antlaşması (1913)

Osmanlı’nın Batı sınırı Midye-Enez hattı olacak.

Yunanistan; Selanik, Güney Makedonya ve Girit’i alacak.

Bulgaristan; Kavala, Dedeağaç ve bütün Trakya’yı alacak.

Sırbistan; Orta ve Kuzey Makedonya’yı alacak.

Arnavutluk ve Ege adalarının geleceği büyük devletlere bırakılacak.

Sonuçları:

Arnavutluk savaş sırasında bağımsızlığını ilan etmiştir.

Londra Görüşmeleri devam ederken Bâb-ı Âlî Baskını gerçekleşmiştir (1913).

Bulgaristan Ege Denizi’ne ulaşmıştır.

Osmanlı Devleti’nin batıda yalnızca Bulgaristan’la sınırı kalmıştır.

Osmanlıcılık fikri sona ermiştir.

Balkanlar’dan kaçan Türkler Anadolu’ya göç etmiştir.

Mustafa Kemal’in; “Ordu siyasete karışmamalıdır” sözünün doğruluğu anlaşılmıştır.

Arnavutluk, Balkanlar’da Osmanlı’dan ayrılarak bağımsız olan son devlettir.

Balkan Savaşı (1913)

Nedenleri

Bulgaristan’ın çok güçlenmesi

Osmanlı Devleti’nden alınan Balkan topraklarının paylaşılamaması

Balkanlar’daki tüm devletler Bulgaristan’a saldırmıştır.

Daha sonra cephe değişmiş, Bulgaristan ile Romanya, Yunanistan ile Sırbistan arasında savaş olmuştur.

Osmanlı Devleti Edirne ve Kırklareli’ni geri almıştır.

Bulgaristan mağlup olmuştur.

Balkan devletleri, aralarında Bükreş Antlaşması’nı imzalayarak savaşa son vermiştir (10 Ağustos 1913).

Antlaşmaya göre Bulgaristan; Yunanistan, Sırbistan ve Romanya’ya toprak vermiştir.

Osmanlı Devleti’nin II. Balkan Savaşı sonunda imzaladığı antlaşmalar şunlardır:

İstanbul Antlaşması (29 Eylül 1913 Bulgaristan ile)

Kırklareli, Dimetoka ve Edirne Osmanlı’da kalacak.

Meriç Nehri batı ile sınır olacak.

Bulgaristan’daki Türkler dört yıl içinde göç edebilecek.

Bulgaristan’da kalan Türkler din ve mezhep hürriyetinden yararlanabilecek.

Türklerin okuduğu ilk ve orta dereceli okullarda eğitim dili Türkçe olacak.

Türklerin mülkiyet hakkına saygılı olunacak.

Atina Antlaşması (14 Kasım 1913 Yunanistan ile)

Girit; Yunanistan’a bırakılacak.

Yunanistan’da kalan Türklerin hakları güvence altına alınacak.

Ege adalarının geleceğini büyük devletler belirleyecek.

İstanbul Antlaşması (13 Mart 1914 Sırbistan ile)

Sırbistan’da kalan Türklerin hakları güvence altına alınacaktır.

Osmanlı Devleti’nin Sırbistan ile sınırı olmadığından antlaşmada sınır problemi yaşanmamıştır.

İmroz, Bozcaada, Meis ve Kaş adaları dışındaki tüm adalar Yunanistan’a verilmiştir.

Dağılmayı Önleme Çabaları

Osmanlıcılık

Osmanlıcılık akımı, Tanzimat Dönemi’nde doğmuştur.

Osmanlıcılık akımını Yeni Osmanlılar (Jön Türkler) savunmuştur.

Tüm halka aynı hak ve yetkilerin verilmesini istemişlerdir.

Meşrutiyet’in ve Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesinde etkili olmuşlardır.

Osmanlıcılık düşüncesi Berlin Antlaşması ile zayıflamış (1878), Balkan Savaşları ile etkisi kaybolmuştur.

İslamcılık

İslamcılık akımı I.Meşrutiyet’ten sonra önem kazanmıştır.

Abdülhamit döneminde İslamcılık, devletin resmi politikası haline gelmiştir.

İslamcılık akımının savunucuları; Mehmet Akif, Said Halim Paşa, Cemaleddin Afganî’dir.

İslamcılık düşüncesi I. Dünya Savaşı sonunda etkisini kaybetmiştir.

Türkçülük

Türkçülük akımı Rus işgalinden kaçan Türk göçmenlerin etkisiyle başlamıştır.

Türkçülük akımının en büyük savunucusu Ziya Gökalp’tir.

Meşrutiyet’ten sonra gelişme göstermiştir.

Osmanlı sınırları içindeki Türkler arasında birlik kurulmasına Türkçülük, tüm dünyada yaşayan Türkler arasında kurulacak birliğe ise Turancılık denmiştir.

Türkçülük akımı, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında etkili olmuştur.

Turancılık; Türkçülerin bir idealidir. Rusya’nın Pan-Slavizmi’ne karşılık Pan-Türkizm (Türk Birliği) idealini gerçekleştirmeyi düşünmüşlerdir.

Gaspıralı İsmail, Yusuf Akçuraoğlu, Ahmet Ağaoğlu yazılarıyla Turancılık düşüncesini desteklediler.

Enver Paşa, siyasî olarak Turancılık düşüncesi için mücadele etti.

Batıcılık

Batıcılık akımı II. Meşrutiyet’ten sonra gelişme göstermiştir.

Batıcılık akımının savunucuları; Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif, Celal Nuri’dir.

Kadın özgürlüğü, medeni kanun, laiklik, Latin alfabesi, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi düşünceleri savunmuşlardır.

Türkçülerin “Turancılık” akımına karşılık, Batıcılar “İrfancılık” idealini savunmuştur.

Adem-i Merkeziyetçilik

Merkezi yönetimin yetkilerinin azaltılması, yerinden yönetime önem verilmesi savunulmuştur.

Devlet içindeki değişik unsurların yönetime katılması istenmiştir.

Savunucusu Prens Sabahattin’dir.

Liberal ekonomi modeli benimsenmiştir.

Türkçüler, iç politikada Türkçü, dış politikada Batıcı davranmıştır.

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken Türkçülük ve Batıcılık akımlarından etkilenmiş, inkılâpları da Türkçülük ve Batıcılık akımları doğrultusunda gerçekleştirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı

ve Osmanlı Devleti’nin Sonu

Savaşın Nedenleri:

Avrupalı devletlerin sömürgecilik faaliyetleri, hammadde ve pazar rekabeti

Almanya ve İtalya’nın sömürgeciliğe başlamaları

İngiltere ve Fransa’nın, Almanya’ya karşı silahlanmaya başlaması

Rusya’nın ideallerini gerçekleştirme isteği

Balkanlar’da Slav-Germen çekişmesi

Fransız İhtilali’nin doğurduğu milliyetçilik akımı

Fransa’nın Alsace-Loraine’i Almanya’dan almak istemesi

Avusturya-Macaristan prensinin Saray-Bosna’da bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesi (28 Haziran 1914).

I. Dünya Savaşı Öncesi Oluşan Bloklar

İttifak (Bağlaşma) Bloğu

İtilaf (Anlaşma)Bloğu

Almanya

Avusturya-Macaristan

İtalya

İngiltere

Fransa

Rusya

İtalya, İttifak grubunda iken Antalya ve çevresinin kendisine bırakıldığı gizli Londra Antlaşması ile İtilaf Grubu’na geçmiştir.

Bulgaristan Çanakkale Savaşı’ndan sonra İttifak Grubu’na katılmıştır.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na Girme Nedenleri

İttihatçıların Almanlara sempati duyması

Alman desteği ile devletin kurtulacağına inanılması

Osmanlı Devleti’nin Almanya ile gizli bir anlaşma yapması (2 Ağustos 1914)

Osmanlı Devleti’nin siyasi yalnızlıktan kurtulmak istemesi

Osmanlı Devleti’nin, İngiltere ve Fransa’nın ekonomik baskılarından kurtulmak istenmesi

Osmanlı Devleti’nin kaybettiği toprakları geri almak istemesi

Osmanlı coğrafyasının jeopolitik önemi

Almanya’nın Osmanlı Devleti’ni I.Dünya Savaşı’na Çekme Nedenleri

Almanya’nın halifelik makamını kullanarak İngiliz ve Fransız sömürgelerindeki Müslümanları ayaklandırmak istemesi

Almanya’nın yeni cepheler açarak İtilaf devletlerinin kendi üzerindeki baskısını hafifletmek istemesi.

Almanların, İngilizler’in Osmanlı toprakları üzerinden geçen Uzak Doğu sömürge yollarını ele geçirmek istemesi.

Almanya’nın Musul-Kerkük petrollerinden yararlanmak istemesi

Almanya’nın, İtilaf devletlerinin Boğazlar yoluyla Rusya’ya yardım göndermesini önlemek istemesi.

Almanların İngilizlerden kaçan Goben ve Breslav adlı gemileri Osmanlı Devleti’ne sığınmıştır. Osmanlı, gemileri satın aldığını açıklamış ve gemilerin adlarını Yavuz ve Midilli olarak değiştirmiştir.

Bu gemiler, Rusya’nın Sivastopol ve Odesa limanlarını bombalamıştır. Ruslar bunun üzerine Karadeniz sahillerine ve Doğu Anadolu’ya saldırmıştır.

Savaştığımız Cepheler

Topraklarımızda Savaştığımız Cepheler

Kafkas Cephesi

Kanal Cephesi

Filistin-Suriye Cephesi

Irak Cephesi

Çanakkale Cephesi

Hicaz-Yemen Cephesi

Topraklarımız Dışında Savaştığımız Cepheler

Makedonya

Galiçya Cephesi

Romanya

Kafkas Cephesi

Cephenin Açılma Nedenleri

İttihatçıların Orta Asya’daki Türkleri birleştirme ve Hindistan’a kadar toprakları genişletme isteği.

Almanların Bakû petrollerini ele geçirmek için Osmanlı’yı kışkırtması.

Rusların Doğu Anadolu’ya saldırmasıyla mücadele başlamıştır (1 Kasım 1914).

Enver Paşa Sarıkamış’ta Ruslara karşı cephe açmıştır.

90.000 asker Allahuekber Dağları’nda soğuktan donarak şehit olmuştur (Sarıkamış Faciası).

Ruslar, Doğu Anadolu’yu işgal etmiştir.

Mustafa Kemal Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri almıştır (1914).

Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkmıştır (1917).

Rusya, Brest Litowsk Antlaşması ile I.Dünya Savaşı’ndan çekilmiş; Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı Devleti’ne bırakmıştır (3 Mart 1918).

Kanal Cephesi

Cephenin Açılma Nedenleri

Osmanlı Devleti’nin Mısır’ı İngilizlerden geri alma düşüncesi.

Osmanlı Devleti’nin, İngilizler’in Uzak Doğu sömürgeleriyle olan bağlantısını kesmek ve Süveyş Kanalı’nı ele geçirmek istemesi.

Cephede mücadele 3 Şubat 1915’te başlamıştır.

Almanya’nın desteği ile iki kez harekat düzenlenmiştir.

Osmanlı Devleti başarılı olamamıştır (1916).

Çanakkale Cephesi

Cephenin Açılma NedenleriDevletleri’nin Rusya’ya yardım göndermek istemesi.

İtilaf

İtilaf Devletleri’nin Boğazları ele geçirerek, Osmanlı’nın İttifak Devletleri ile bağlantısını kesmek ve Osmanlı’yı saf dışı etmek istemesi.

İngiliz ve Fransız donanmaları Çanakkale Boğazı’na saldırmış, savaş başlamıştır (19 Şubat 1915).

Mayınlı boğazlardan İtilaf Devletleri geçememiştir.

İtilaf Devletleri Gelibolu Yarımadası’na ve boğazın iki yakasına asker çıkarmıştır. Türk askeri Gelibolu, Conkbayırı, Anafartalar’da başarı elde etmiştir Mustafa Kemal bu cephede başarılar kazanmıştır.

Düşman askerleri sekiz ay sonra savaştan çekilmek zorunda kalmıştır (9 Ocak 1916).

Çanakkale Savaşı’nın Sonuçları

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı, yalnız bu cephede başarılı olmuştur.

Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı’nın uzamasına neden olmuştur.

500.000 insan ölmüştür.

Bulgaristan İttifak Devletleri yanında savaşa katılmıştır.

Rusya’da Bolşevik İhtilali olmuş, SSCB kurulmuştur.

Zafer, tutsak milletlere bağımsızlık mücadelesinde bir örnek oluşturmuştur.

Hicaz-Yemen Cephesi

Cephenin Açılma Nedeni

Osmanlı Devleti’nin kutsal yerleri İngilizlerden korumak istemesi.

İngilizler Arapları Osmanlı aleyhine kışkırtmıştır.

Fahrettin Paşa İngilizler’le ve Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile mücadele etmiş, başarılı olunamamıştır.

Irak Cephesi

Cephenin Açılma Nedenleri

İngilizler’in Rusya’ya yardım ulaştırmak istemesi.

İngilizler’in Musul-Kerkük petrollerine sahip olmak istemesi.

İngilizler’in Hint deniz yolunun güvenliğini sağlamak istemesi.

İngilizler’in Basra’ya çıkarma yapmasıyla başlamıştır.

Türk ordusu Kut-ül Amare’de başarılı olmuş ise de, İngilizler Bağdat’ı ele geçirmiştir (11 Mart 1917).

Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephesi

Cephenin Açılma Nedeni

Osmanlı Devleti’nin; müttefiklerine (özellikle Almanlara) yardım etmek istemesi.

Osmanlı; Rusya, Romanya ve Fransa ile mücadele etmiş, fakat başarılı olamamıştır.

Suriye ve Filistin Cephesi

Cephenin Açılma Nedeni

Osmanlı Devleti’nin İngilizler’in Süveyş’ten kuzeye doğru ilerleyişini durdurmak istemesi.

İngilizler Halep’e kadar ilerlemiştir (1918).

Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal Paşa, İngilizler’i Halep’in kuzeyinde durdurmuştur.

Notlar:

Mustafa  Kemal; Kafkas, Çanakkale ve Suriye-Filistin cephelerine katılmıştır.

Kafkas ve Kanal cepheleri taarruz cepheleridir ve bu cephelerin açılmasında Almanya’nın isteği etkili olmuştur. Kanal cephesinde Almanlar cephane yardımı da yapmışlardır.

Osmanlı Devleti Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephesi’nde kendi sınırları dışında savaşmıştır.

Brest-Litowsk Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Berlin Antlaşması ile Rusya’ya verdiği Kars, Ardahan ve Batum’u geri almıştır.

Osmanlı’nın kazandığı tek cephe Çanakkale’dir.

Başta kazanılmaya çalışılıp kaybedilen cephe Irak’tır.

Savaşın Sona Ermesi ve Mondros Mütarekesi(30 Ekim 1918)

Osmanlının Teslim Olma Nedenleri:

Wilson İlkeleri’ne güvenilmesi

Bulgaristan’ın I.Dünya Savaşı’ndan çekilmesi.

İttihatçılar savaşın kaybedilmesinin sorumluluğu kendi üstlerine kalacağından ülkeyi terk etmişlerdir.

Hükümler:

Boğazlar tüm devletlere açık olacak ve İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek.

İtilaf Devletleri, kendi güvenliklerini tehdit edecek bir durumda herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek (7. madde).

Vilâyât-ı Sitte’de (Altı il; Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Bitlis, Sivas) bir karışıklık çıkarsa, İtilaf Devletleri buraları işgal edebilecek (24.Madde).

Bütün haberleşme-ulaşım araç ve gereçleri İtilaf Devletleri’nin kontrolüne verilecek.

Güvenliği sağlayacak askerden fazlası terhis edilecek.

Silah, cephane ve orduya ait tüm mallar İtilaf Devletleri’nin kontrolüne bırakılacak.

Sonuçları:

Osmanlı Devleti fiilen sona ermiştir.

Dünya Savaşı’nın Sonuçları

Savaştan en kârlı devlet İngiltere çıkmış ve Avrupa’nın en güçlü devleti olmuştur.

Fransa, Almanya’nın etkisinden kurtularak ikinci güçlü devlet haline gelmiştir.

İtalya, Avusturya’dan toprak almış ve Oniki Adalar’a hâkim olmuştur.

Rus, Alman, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı imparatorlukları yıkılmış yeni milli devletler kurulmuştur.

Litvanya, Letonya, Estonya, Finlandiya, Yugoslavya, Çekoslovakya, Polonya, Macaristan, SSCB kurulan yeni devletlerdir.

Yenilen devletlerde rejim değişikliği olmuştur.

Dünya barışını sağlamak için merkezi Cenevre’de olan Milletler Cemiyeti kurulmuştur.

Sömürgeciliğin yerini manda ve himayecilik almıştır.

I. Dünya Savaşı’nı bitiren antlaşmalar, II. Dünya Savaşı’nın zeminini hazırlamıştır.

Avrupa Tarihi (1300-1600)

Feodalitenin Çözülüşü ve Merkezî Krallıkların Kurulması

Feodalite (Derebeylik):

Ortaçağ Avrupası’nın kendine özgü sosyal ve siyâsî bir yönetim biçimidir.


Feodalitenin Ortaya Çıkışı

Kavimler Göçü sırasında barbar kavimlerin saldırıları karşısında kraldan bekledikleri yardımı alamayan soylular kendilerini korumak için, parayla savaşçılar tuttular, şato ve kaleler yaptırarak kendi yönetimlerini oluşturdular.


Feodalitenin Zayıflamasının Sebepleri:

Haçlı Seferleri sırasında

sefere katılan soyluların çoğunun ölmesi,

diğerlerinin de zayıflaması.

 

Coğrafi keşifler sırasında zenginlik ölçüsünün topraktan,

paraya dönmesi derebeylerinin gücünü zayıflattı.

 

İstanbul’un fethi sırasında topların şatoları ve surları yıkacak şekilde geliştirilmesi feodalitenin sonu oldu.


1300-1600 Yılları Arasında Avrupa’da Önemli Olaylar

·  Yüzyıl Savaşları Ø1337-1453 yıllarında İngiltere ile Fransa arasında yaşandı.

·  İki Gül Savaşları Øİngiltere’de derebeyleri arasında yapıldı.

·  Endülüs’te Katliam Ø1492’de İspanya’daki Müslümanlar yok edildi.

 

Teknolojik Gelişmeler

15. yüzyıldan sonra

Avrupa’da bilim ve teknolojide önemli gelişmeler oldu.

Bu gelişmeler Avrupa’nın siyasi, sosyal ve

ekonomik yapısını önemli ölçüde etkilemişlerdir.

 

Bu gelişmeler şunlardır:

Barut ve top:

Derebeylik yönetiminin yıkılmasında

önemli bir yeri vardır.

 

Matbaa:

Avrupalılar, kâğıdı Endülüs Müslümanlarından

öğrenmişlerdir.

Jan Gutenberg ise bu matbaayı pratik ve kullanışlı hale getirmiştir.

Matbaanın bulunması ile insanlık, Ortaçağ düşüncesinden kurtuldu.

Hümanizm, Rönesans ve Reform hareketleri ortaya çıktı.

 

Pusula:

Coğrafi Keşiflerin başlamasında önemli bir rolü olmuştur.

 

Avrupa’nın Yayılması (Coğrafi Keşifler)

Yayılmanın Nedenleri:

Siyasi Sebepler

Feodalitenin yıkılmasından sonra ortaya çıkan güçlü krallıklar, ticari alanda da birbirleriyle rekabete başladılar. Amaçları, Çin ve Hindistan gibi zengin ülkelere ulaşmaktı.

 

Jeopolitik Sebepler

Osmanlı Devleti’nin bütün önemli alanlara sahip olması Avrupalıların yeni yerler bulmak istemelerine sebep oldu.

Sosyal ve Ekonomik Sebepler

Avrupa’daki siyasi ve dini mücadeleler bazı insanların yerleşebilecekleri yeni topraklar aramalarına sebep oldu. Ayrıca Çin ve Hindistan’a doğrudan ulaşarak buradaki mallara daha ucuza sahip olmak istiyorlardı.


Keşifler:

Amerika’nın Keşfi (1492)

Amerika’yı Hindistan’a ulaşmak isteyen Kristof Kolomb keşfetti. Buranın yeni bir kıta olduğunu ise 1507 yılında Amerigo Vespuçi bildirdi.

Hindistan Yolu’nun Bulunması (1498)

1487 yılında Bartelmi Diyaz Ümit Burnu yolunu, 1498’de de Vasko dö Gama Hint Deniz Yolunu buldu.


Dünyanın Dolaşılması

Macellan adındaki bir denizci 1519 yılında dünyanın çevresini dolaşmak için denize açıldı. Yolculuk esnasında ölümü üzerine yola ikinci kaptan Del Kano devam etti. 1522 yılında biten yolculuk sonunda dünyanın yuvarlak olduğu anlaşıldı.

 

Keşiflerin Sonuçları

Coğrafi keşiflerin en önemli sonucu sömürge imparatorluklarının doğmasıdır. İngiltere, Fransa, Hollanda ve İspanya gibi devletler kurdukları sömürge kolonileri sayesinde ihtiyaçları olan hammaddeyi ucuza almışlardır.

Dünya ticaret yollarının değişmesi sonucu Akdeniz, ticaretteki önemini kaybetmiş, baharat ve ipek yolları kullanılamaz hale gelmiştir.

Amerika kıtasının kıymetli madenleri, altın ve gümüş ile pek çok hammadde Avrupa’ya gelmiş böylece Sanayi İnkılâbının doğması için ortam oluşmuştur.

Ticaretle uğraşan burjuva sınıfı zenginleşmiş buna karşılık toprak sahibi soyluların önemi azalmıştır.

Rönesans ve Reform hareketlerinin ortaya çıkmasına sebep oldu.

 

Keşiflerin Osmanlı Devleti’ne Etkileri:

Akdeniz ticareti önemini kaybetti.

İpek ve baharat yolları eski canlılığını kaybetti.

Amerika’dan gelen altın ve gümüşün Osmanlı ülkesine girmesi paranın değer kaybetmesine yol açtı.

Böylece mal ve eşya fiyatları arttı.

Devlet, bunu karşılamak için yeni vergiler koydu.

Bu durum ayaklanmaların çıkmasına yol açtı.

 

Rönesans

15. yüzyılın sonlarında önce İtalya’da başlayıp daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılan edebiyat, düşünce ve güzel sanatlar alanlarındaki yenilik ve gelişme hareketleridir.


Rönesans’ın Sebepleri:

Matbaanın icadı sonucunda eski eserlerin basılması ve bunların incelenmesi

Avrupa’nın İslam Medeniyetinden etkilenmesi

Keşifler sonucu Avrupa’da sanat faaliyetlerinden zevk alan ve bilim adamları ile sanatkârları koruyan zengin kişilerin çoğalması.


Rönesans’ın Yayılışı:

Rönesans hümanizm ile başladı.

Hümanizm, Eskiçağ eserlerinin incelenerek bu eserleri yeniden ortaya çıkarma düşüncesinden doğmuştu.

Dante,Petrark ve Bokaçius hümanizmin öncüleridir.

Hümanizm akımının etkisiyle güzel sanatlarda da büyük gelişmeler oldu.

 

Önemli İsimler:

İtalya’da:

Resim Alanında Ø Leonardo da Vinci ve Rafael

Mimari Alanda Ø Bramante ve Mikelanj

Heykel Alanında Ø Mikelanj, Donatello ve Giberti

Fransa’da: Edebiyat Alanında Ø Villan, Rosard, Montaine

Almanya’da: Resim Alanında Ø Dürer

İngiltere’de: Edebiyat Alanında Ø Şekspir (Hamlet, Otello, Romeo ve Juliet…)

İspanya’da: Edebiyat Alanında Ø Cervantes (Don Kişot)

Hollanda’da: Resim Alanında Ø Rambrant


Rönesans’ın Sonuçları:

Hür düşüncenin ve yeni bir sanat anlayışının doğmasını sağladı.

Skolâstik düşüncenin yerini pozitif düşünce aldı.

Reform hareketlerinin başlamasına sebep oldu.


Reform

16. yüzyılda, ilk olarak Almanya’da başlayıp, zamanla Fransa, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerine yayılan Katolik kilisesinde meydana gelen dini değişiklik ve düzenlemelerdir.


Reform’un Sebepleri:

Matbaa’nın Etkisi: Matbaa’nın icadıyla pek çok İncil basıldı. Kutsal kitapların tercümeleri yapıldı. Okuma bilenlerin sayısı arttı.

Rönesans’ın Etkisi: İnsanlar daha özgür ve gerçekçi düşünmeye başladılar. Kilise ve papazlar eleştirilmeye başladı.
Din Adamlarının Yetkileri: Papa’nın aforoz, enterdi ve endülüjans gibi yetkilerini kendi şahsi çıkarları ve kilise çıkarları için kullanması tepkilere yol açtı. Papa’nın yetkileri tartışılmaya başladı.


Reform’un Yayılışı:

Reform hareketleri, Almanya’da Luther tarafından başlatıldı.

Luther, Tanrı ile kul arasına kimsenin giremeyeceğini, endülüjans satın alınarak kimsenin günahlarından kurtulamayacağını açıklayarak Papa’ya karşı çıktı.

Luther’in fikirlerini benimseyenlere Papa’yı protesto ettiklerinden dolayı Protestan adı verildi.

Böylece Hıristiyanlıkta Katoliklik ve Ortodoksluktan sonra üçüncü mezhep de ortaya çıkmış oldu.

 

Reform hareketleri diğer Avrupa ülkelerinde de yaşandı.

Bu hareketler neticesinde;

Fransa’da > Kalvenizm,

İngiltere’de > Anglikanizm,

İskoçya’da da > Presbiteryen mezhepleri kuruldu.

İsveç, Norveç ve Danimarka’da Protestanlık’ı kabul ettiler.


Reform’un Sonuçları:

Avrupa’da mezhep birliği bozuldu.

Protestan ülkelerde eğitim ve öğretim işleri kilisenin elinden alınarak laik bir öğretim sistemi kuruldu.


Osmanlı Ülkesindeki Hıristiyanlar ve Reform:

Osmanlı Devleti, ülkesinde yaşayan Hıristiyan azınlıklara geniş bir inanç özgürlüğü sağladığından dolayı Osmanlı Devletinde reform hareketleri etkili olmamıştır.

 

Osmanlı Siyasi Tarihi 1 (1300-1600)

OSMANLI SİYÂSÎ TARİHİ (1300-1600)

14. Yüzyılın Başında Yakın Doğu ve Avrupa

Yakın Doğu

Yakın Doğu, Anadolu, İran, Irak, Suriye, Filistin, Afrika, Arabistan ve Mısır’ı içine alan bölgedir.

Bu yüzyılda, Yakın Doğu tamamen Türk ve Müslüman devletlerin egemenliği altındaydı.

14. yüzyılın başında bölgede; Türkiye Selçukluları, Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti, Bizans İmparatorluğu, Trabzon Rum İmparatorluğu, İlhanlılar, Altınorda Devleti, Memlûkler, Anadolu Türk Beylikleri bulunuyordu.

14. Yüzyılda Yakın Doğu’da Kurulan Devletler

Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti

Anadolu Selçuklu Devleti 1243 Kösedağ Savaşı yenilgisinden sonra yıkılma dönemine girmiş, Moğol, İlhanlılara bağlı duruma gelmişti. Anadolu Selçuklu Sultanları İlhanlıların atadığı birer vali durumundaydı. Bu siyasi boşluk ortamında Anadolu da çok sayıda Türk Beyliği kuruldu.

Anadolu Türk Beylikleri

Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Saruhanoğulları, Candaroğulları, Hamitoğulları ve Osmanlı beyliği kurulmuştu. Bu beylikler de başlangıçta İlhanlılara bağlıydılar. Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla bu beylikler arasında Anadolu hâkimiyeti konusunda mücadele başladı.

Bizans

14. yüzyıla girildiğinde sınırları küçülmüş, eski askeri ve ekonomik gücü kalmamıştı. Taht kavgalarının yarattığı istikrarsız bir dönemi yaşıyordu. Halk, tekfurların (askerî vali) ağır vergileri altında eziliyordu.

Trabzon Rum İmparatorluğu

IV. Haçlı seferi sonunda Haçlıların İstanbul’u işgal etmeleri üzerine Bizans’tan kaçan Komnen sülalesi tarafından Trabzon ve çevresinde kurulmuştu. 14. yüzyıl başında İlhanlı baskısı altındaydı.

İlhanlılar

Cengiz İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla İran’da kurulan bir Moğol devletidir. Dönemin en güçlü devletlerindendir.

Altınorda Devleti

Cengiz İmparatorluğu’nun parçalanmasıyla Karadeniz’in kuzeyinde kurulan Moğol devletlerindendir.

Memlûkler

Memlûkler, Eyyûbî komutanlarından Aybek tarafından kurulmuştu. Moğollar ve Haçlılarla savaşarak İslâm dünyasında saygınlık kazandılar.

Zamanla Osmanlılarla da sorunlar yaşayan Memlûkler, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sonucu yıkıldılar (1517).

Avrupa

Balkanlarda siyasi birlik ve güçlü bir devlet yoktu. 14. yüzyıl başında Balkanlarda, Sırp, Bulgar, Macar krallıkları; Arnavutluk, Bosna-Hersek, Eflak-Boğdan, Erdel prenslikleri vardı.

Osmanlı Devleti kurulduğu sırada Avrupa’da feodalite (derebeylik) rejimi yaygındı. Güçlü merkezi krallıklar olarak İngiltere, Fransa ve Kutsal Roma-Germen İmparatorlukları bulunmaktaydı.

Denizci olan Venedik ve Cenevizlilerin Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de ticaret kolonileri vardı.

Kayılar Söğüt’te

Kayı Boyu ve Osmanlı Ailesi

Osmanlılar, Oğuzların Bozokların Gün Han soyunun Kayı boyuna mensuptular.

Kayı sözcüğü, güç ve kudret sahibi anlamına gelmektedir.

Kayıların Anadolu’ya Gelişi ve Yerleşmesi

Kayılar, 1071 Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’ya gelmişler, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından kendilerine yurtluk olarak verilen Ankara yakınlarındaki Karacadağ yöresine yerleşmişlerdi.

Burada bir süre kalan Kayılar, Ertuğrul Gazi yönetiminde Söğüt ve Domaniç yöresine uc beyliği olarak yerleştirildiler.

Kayılar, Bizanslılarla savaşarak topraklarını genişlettiler.

Yeni Bir Devlet Doğuyor

Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu

Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra yerine oğlu Osman Bey geçti.

Bu sırada Anadolu, İlhanlı egemenliğine girmiş, Anadolu Selçuklu Devleti eski gücünü kaybetmişti.

Anadolu’da yaşanan iktidar boşluğundan yararlanan Osman Bey, 1299’da bağımsızlığını ilan etti.

Sakarya Havzası ve Marmara Bölgesi’nde Genişleme

Osman Bey, Bizans üzerine akınlar düzenleyerek sınırlarını genişletmeye başladı.

Osman Bey, Bizans tekfurlarından Karacahisar, Bilecik, İnegöl, Yarhisar ve Yenişehir’i alarak, İzmit’e yaklaştı.

Koyunhisar Savaşı (1302)

Osmanlılar X Bizans

Sebebi:

Osmanlıların İzmit’e yaklaşmalarından korkuya kapılan Bizans’ın tekfurlarla anlaşıp anlaşarak Osmanlılar üzerine yürümesi.

Sonucu:

Savaşı, Osmanlılar kazandı. Böylece Bursa’nın kuzeyi hariç, üç tarafı Osmanlı topraklarıyla çevrildi.

Önemi: Bizans’la yapılan ilk büyük savaştır.

Osman Bey, Bursa’yı fethetme hazırlıkları yaptığı sırada öldü.

Osman Bey, Ahi dervişlerinden Şeyh Edebâlî’nin kızı Bâlâ (Mâl) Hatun ile evlenerek Ahilerin desteğini sağlamıştır.

Osman Bey, babasından bir aşiret devralmış, oğluna ise bir devlet bırakmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Kısa Zamanda Büyümesinin Sebepleri

1.Kurulduğu bölgenin uç bölgesi olması ve Moğol baskısından uzak bulunması.

2.Topraklarının tek elden yönetilmesi (Merkezi yönetim).

3.Fetih hareketleri için gerekli kuvveti kolayca bulabilmeleri.

4.Başarılı bir yerleşim siyaseti izlemeleri.

5.Yönetimin ilk dönemlerde tamamen Türklerin elinde olması.

6.Anadolu Türk beylikleri arasındaki mücadelelere başlangıçta katılmamaları.

7.Hıristiyan Bizans’a karşı gaza ve cihat duygusuyla hareket etmeleri.

8.Kuruluş devri hükümdarlarının üstün özelliklere sahip kişiler oluşu.

Osmanlı Devleti’nin Genel Özellikleri:

Tek bir hanedanın hüküm sürdüğü en uzun ömürlü devlettir.

Türk devletleri içinde en uzun süre yaşayan ve en geniş sınırlara ulaşanıdır.

Türk devletleri içinde merkezi otoritesi en güçlü olanıdır.

Kültür ve uygarlık alanında en ileri olan Türk devletidir.

Mutlak egemenlik haklarını hükümdar kullanır. Ancak, I.Ahmet dönemine kadar veraset yasası belirgin değildir.

Şeriat ile yönetildiğinden teokratik, mutlak egemenlik, haklarını hükümdar kullandığından monarşik devlet yapısı görülür.

Fetih temeline dayandığından askeri; etnik yapı çeşitli olduğundan çok uluslu bir imparatorluktur. Ancak sömürgeci olmamıştır

Osman Bey’in ölümünden sonra yerine oğlu Orhan Bey geçti.

Osman Gazi döneminde başlayan Bursa kuşatması, tekfurun şehri teslimiyle son buldu (1326).

Bir süre sonra Bursa, başkent yapıldı.

Maltepe (Palekanon) Savaşı (1329)

Osmanlılar X Bizans

Sebebi: Osmanlıların Kocaeli Yarımadasındaki fetihleri ve İznik’i kuşatmaları

Savaş: Bizans imparatoru III. Andronikos ile Osmanlı hükümdarı Orhan Bey arasında yapıldı (1329)

Sonuçları ve Önemi:

Savaş, Osmanlıların zaferiyle sonuçlandı. O güne kadar dikkat çekmeyen Osmanlılar ön plana çıktı.

Maltepe savaşından sonra İznik fethedildi, Kocaeli yarımadasının fethi büyük ölçüde tamamlandı.

Adalar Denizi’nde Gazâ’nın Devralınması

Osmanlılar, sınırlarını genişleterek Marmara kıyılarına gelmişlerdi. Ancak donanmaları yoktu.

Bu dönemde Karesioğulları ve Aydınoğulları, Bizans ve Haçlılarla savaşarak gazâ yapıyorlardı.

Karesi Bey’in ölümüyle, oğulları arasındaki taht kavgasından yararlanan Orhan Bey bu beyliği Osmanlı sınırlarına kattı.

Önemi:

Anadolu, Türk birliğinin sağlanması yolunda bir adım atıldı.

Osmanlılar Karesi topraklarına sahip olarak, Marmara kıyılarına ve Çanakkale boğazına ulaştılar.

Osmanlılar Karesi Donanmasına sahip oldular.

Hacı İlbey, Evrenus Bey, Ece Halil gibi değerli Karesi komutanları Osmanlı hizmetine girdiler.

Osmanlılar Rumeli’ye geçmeyi düşünmeye başladılar.

Osmanlı, Aydınoğlu yakınlaşması Umur Bey zamanında oldu.

Adalar Denizi’nde fetih yapan Umur Bey, Osmanlılarla ortak hareket ederek başarılı sonuçlar aldı.

Aydınoğulları, 1390’da Yıldırım Bayezit döneminde Osmanlılara bağlandı.

Sonuçları:

Anadolu, Türk birliğinin sağlanması yolunda bir adım atıldı.

Adalar Denizi’nde fetih faaliyetleri Osmanlılara geçti.

Rumeli’ye geçiş kolaylaştı.

Türklerin Rumeli’ye Geçişi

Rumeli’ye Geçişi Kolaylaştıran Sebepler:

Osmanlıların Karesi topraklarına ve donanmasına sahip olması

Osmanlıların Hıristiyanlara ait topraklarda cihad ve gazâ yapma ideali.

Türkmenlere yurt bulma ihtiyacı.

Bizans’ın Balkan milletlerine karşı Orhan Bey’den yardım istemesi.

Bizans İmparatoru Kantakuzen Edirne’yi kuşatan Sırp ve Bulgarlara karşı Orhan Bey’den yardım istedi.

Orhan Bey bunun üzerine oğlu Süleyman Paşa’yı yardıma gönderdi.

Edirne’yi kuşatan Sırp ve Bulgarları yenen Süleyman Paşa’nın yardımlarına karşılık Bizans, Gelibolu Yarımadası’ndaki Çimpe kalesini Osmanlılara verdi (1353).

Çimpe kalesi Osmanlıların Balkanlardaki fetihleri için önemli bir üs olmuştur.

Orhan Bey Döneminde Rumeli’deki Fetihler

Orhan bey’in oğlu Süleyman Paşa Gelibolu’yu ele geçirerek Keşan, Malkara, Tekirdağ, Çorlu ve Lüleburgaz’ı fethetmiştir.

Osmanlıların Rumeli’deki İskân Siyaseti

Fethedilen bölgelere Anadolu’dan Türk göçmenler yerleştirildi. Bundaki amaç göçmenleri yerleşik hayata zorlamak ve fethedilen yerlerin Türkleşmesini sağlamaktı. Bu göç gönüllü ve sürgün olmak üzere iki şekilde gerçekleştirildi.

Göçmenler, iskân yerlerine yakın bölgelerden seçilirdi. İklim şartlarının aynı olmasına dikkat edilirdi.

Göçmen aileler seçilirken özellikle anlaşmazlık içinde olan ailelerden birisi seçilirdi. Bundaki amaç kan davalarını engellemekti.

Göç eden ailelere toprak verilir ve bir süre vergi alınmazdı. Göç edenler yeni yerleşim yerlerini terk edemezlerdi.

Fethedilen yerlerdeki yerli halktan ayaklanma çıkarma ihtimali olanlar başka yerlere göç ettirilirdi.

Bir yerden göçmen alınırken o yerin üretim ve düzeninin bozulmamasına dikkat edilirdi.

İsti’malet sisteminin amacı fethedilen yerlerde Türk nüfusunu arttırmak ve Türk kültürünü yaymaktı.

Osmanlı Devleti’nin Rumeli’de Takip Ettiği İskân Siyasetinin Sonuçları:

Göçebe Türklerin yerleşik hayata geçmeleri sağlandı.

Fethedilen yerlere Türklerin yerleşmesi sağlanarak o bölgenin elde tutulması kolaylaştı.

Fethedilen yerlere Türk-İslam kültürü yayıldı.

Gayrimüslim halka hoşgörülü bir tavır sergilenerek Osmanlıya bağlılıkları sağlandı.

Ç. Bizans’ın Rumeli’den Kuşatılması ve Balkan Kavimleriyle İlk İlişkiler Bizans-Batı Bağlantısının Kesilmesi

Orhan Bey döneminde Rumeli’deki Türk ilerleyişini durduramayan Bizans, Edirne’ye kadar olan toprakları Osmanlılara devretti.

Orhan Bey, Edirne’nin fethi için hazırlıklar yaparken vefat etti.

Orhan Bey’in ölümüyle yerine oğlu I.Murat (Hüdavendigar) geçti.

Çatalca’ya Kadar Olan Yerlerin Ele Geçirilmesi

Orhan Bey’in ölümünü fırsat bilen Bizans, Osmanlılara saldırdıysa da Çorlu, Lüleburgaz tekrar fethedildi.

Çatalca’ya kadar olan yerler ele geçirildi.

Hacı İlbeyi ve Evrenus Bey’in fetihleriyle; İpsala, Dedeağaç, Malkara ve Dimetoka alındı. Bizans’ın batı ile olan bağlantısı kesildi.

Edirne’nin Fethi (1362)

Edirne fethedilerek daha sonra başkent yapıldı (1365).

Filibe alındı.

İstanbul’un Kuşatılması

İstanbul ilk olarak 1391 yılında Yıldırım Bayezit tarafından kuşatıldı.

Ancak Haçlıların harekete geçmesi üzerine kuşatmayı kaldırıp onları Niğbolu Savaşı’nda mağlup etti (1396).

İstanbul’u ikinci kez kuşattığında ise Doğu’da Timur tehlikesi ortaya çıktı.

Yıldırım Bayezit, anlaşmayı tercih ederek kuşatmayı kaldırdı.

2. Balkanlarda Genişleme

Sırpsındığı Savaşı (1364)

Osmanlılar X Haçlı Orduları (Sırplar, Bulgarlar, Eflaklar, Bosnalılar, Macarlar)

Sebep: Edirne ve Filibe’nin Osmanlıların eline geçmesi Sırp ve Bulgarları rahatsız etmiş, bunların papaya başvurmaları üzerine Balkan Devletlerinden oluşan (Sırp, Bulgar, Macar, Eflak-Boğdan ve Bosnalılar) bir Haçlı ordusu kurulmuştur.

Durum: Haçlı Ordusunu Hacı İlbey komutasındaki bir akıncı birliği ani bir baskın sonucu yok etmiştir.

Önemi: Bu zaferle Balkan Devletleri üzerindeki Macarların etkisi kırılmış, Türklerin Balkanlardaki ilerlemeleri hız kazanmıştır.

Çirmen Zaferi 1371

Osmanlılar X Haçlı Orduları (Çoğunlukla Sırplar ve Bulgarlar)

Türklerin Balkanlardaki ilerleyişini durdurmak isteyen Haçlılar, Meriç ırmağı kıyında bir kez daha yenildiler.

Rumeli’nin büyük kısmı Türklerin eline geçti.

Bulgar Krallığı Osmanlılara bağlandı.

Kavala, Drama ve Serez alındı.

Ploşnik Bozgunu (1387)

Osmanlılar X Sırplar ve Bosnalılar

Bosna Kralının Karamanoğullarıyla işbirliğini cezalandırmak isteyen I. Murat, Timurtaş Paşa komutasındaki bir orduyu Balkanlara gönderdi. Osmanlı ordusu, Sırp ve Bosna ordusu tarafından pusuya düşürüldü, büyük kayıplar verildi.

Ploşnik olayından sonra Balkanlarda ittifak güçlendi. I. Murat Anadolu beylerinin de desteğiyle Balkanlara yeni bir sefere çıktı.

Kosova Savaşı (1389)

Osmanlılar X Haçlı Orduları (Sırplar, Eflâklar, Bosnalılar, Macarlar)

Sebep: Osmanlıların Balkanlarda ilerleyişini durdurmak için Sırp Kralı Lazar’ın öncülüğünde Haçlı ittifakının kurulması.
Sonuç: I. Murat komutasındaki Osmanlı ordusunun zaferiyle sonuçlandı. I. Murat şehit oldu.

Önemi:

Balkanların Türk yurdu olduğu kanıtlandı.

Sırplar, Osmanlı egemenliğine girdiler.

Murat’ın yerine oğlu I. Bayezit geçti. Savaşlardaki ustalığından ötürü ona Yıldırım dendi.

Balkanlardaki ilerleme,

Tırnova (1393), Selanik (1394) fethedildi.

İstanbul kuşatıldı, alınamadı.

Niğbolu Savaşı (1396)

Sebepleri:
Kuşatma altında bulunan Bizans’ın Avrupa’dan yardım istemesi,

Macarların Osmanlıların Balkanlar’daki ilerleyişi karşısında papadan yardım istemesi.

Durum: Avrupa Devletlerinin ordularından oluşan (Macar, Fransız, Alman, İngiliz, Polonya, Venedik ve diğerleri) Haçlı ordusunun Niğbolu kalesini kuşatması üzerine, Yıldırım Bayezit İstanbul kuşatmasını kaldırarak, Niğbolu önlerinde Haçlı ordusunu yendi.

Önemi:
Bu zaferden sonra Bulgaristan tamamen Türk topraklarına katıldı.

Bu zafer Anadolu Türk Birliğinin sağlanmasında da etkili oldu.

Mısır’daki halife Yıldırım’a “Rum Diyarının Sultanı” unvanını verdi.

Osmanlı-Bizans Antlaşması

İstanbul’u tekrar kuşatan Yıldırım, bu defa Timur tehlikesinin belirmesi üzerine Bizans ile anlaşma imzalayarak kuşatmayı kaldırdı.

Bu antlaşmaya göre:

İstanbul’da Türk Mahallesi kurulacak ve bir cami yapılacak.

Türkler ticaret amacıyla serbestçe İstanbul’a girebilecek.

İstanbul’da Türklerin davalarına bakmak için kadı bulunacak.

Bizans Osmanlı Devletine vergi verecek.

Osmanlıların Anadolu’da Türk Siyasî Birliğini Kurması

Anadolu’da Türk birliğinin sağlama çabaları Orhan Bey zamanında başlatılmış, bu dönemde Karesi beyliği Osmanlılara bağlanmış, Ankara, Ahilerden alınarak Osmanlı topraklarına katılmıştı.

Murat devrinde beyliklerle akrabalık yoluyla dostluk kurulmaya çalışılmış, Germiyano-ğulları’ndan çeyiz olarak bazı topraklar alınmış, Karamanoğulları, düşmanca davranışlarını sürdürünce üzerine sefer düzenlenmiş, Hamitoğulları’ndan para karşılığı bazı topraklar satın alınmıştı.

Yıldırım Bayezit, Anadolu birliğini sağlamak için iki sefer düzenledi. Bu seferler sonucunda: Batı Anadolu’daki beyliklerden Germiyan, Aydın, Saruhan, Menteşe ve Hamitoğullarına son verildi. (1390)

Candaroğullarına son verildi. (1392)

Kadı Burhanettin Beyliği (Eretna devleti) ile yapılan Kırkdilim Savaşı’nda Osmanlı kuvvetleri yenildi. Şehzade Ertuğrul şehit oldu. Kadı Burhaneddin’in Akkoyunlu Devleti’yle yaptığı savaşta ölmesi üzerine bu beyliğin toprakları da Osmanlılara katıldı.

Ankara Savaşı’ndan İstanbul’un Fethine

15. yüzyıl başlarında Osmanlılar doğuda Memlûk ve Timur Devletiyle komşu olmuşlardı.

Timur Çağatay Hanlığına son vererek büyük bir devlet kurmuş, Altınorda devletinin parçalanmasına yol açmıştı.

İran, Irak ve kuzey Hindistan’ı topraklarına katıp, 1400 yılından itibaren Osmanlı topraklarına saldırmaya başlamıştı.

Ankara Savaşı

Savaşın Sebepleri

Yıldırım tarafından toprakları alınan Anadolu Beylerinin Timur’a sığınarak, onu kışkırtmaları

Timur tarafından toprakları alınan Irak hükümdarı Celayiroğlu Ahmet ve Karakoyunlu hükümdarı Kara Yülük Osman’ın Yıldırım’a sığınmaları

Timur’un Çin’e yapacağı sefer öncesinde arkasında güçlü bir devlet bırakmak istemeyişi

Timur’un Osmanlı’dan kabul edilemez istekleri.

Timur, Yıldırım Bayezit’dan Anadolu Beylerinin topraklarını iade etmesini, Celayiroğlu Ahmet ve Kara Yülük Osman’ın kendisine teslim edilmesini, Osmanlı Devletinin kendisine bağlılığını (Timur adına para bastırma, hutbe okutma) bildirmesini istemişti.

Durum: İki ordu arasında savaş, Ankara’da Çubuk ovasında yapıldı. Karatatarların ve Anadolu beylikleri askerlerinin saf değiştirmesi Osmanlı ordusunun savaşı kaybetmesine ve Yıldırım Bayezit’ın esir düşmesine neden oldu.

Ankara Savaşının Sonuçları:

İlk ve son kez bir Osmanlı padişahı savaşta esir düştü.

Osmanlı Devleti 11 yıl sürecek Fetret devrine girdi.

Anadolu Türk birliği yeniden bozuldu, beylikler yeniden kuruldu.

Balkanlar’da Osmanlı ilerleyişi bir süre durdu, hatta bazı topraklar kaybedildi.

Bizans’ın alınması 50 yıl gecikti

Kardeşler Arası Taht Kavgaları (Fetret Devri)

Timur’un asıl amacı kendisine rakip olabilecek büyük bir Osmanlı Devleti’nin oluşmasını engellemekti.

Bu nedenle savaşı kazandıktan sonra Anadolu Beylerinin topraklarını geri vererek, Anadolu Türk birliğini parçaladı.

Osmanlı ülkesini Yıldırım’ın oğullarına bıraktı ve Anadolu’dan çekildi.

Timur’un Anadolu’dan çekilmesinden sonra Yıldırım Bayezit’in 4 oğlu arasında başlayan ve 11 yıl süren taht kavgası dönemine Osmanlı Tarihi’nde Fetret Devri denir.

Kardeşler arasındaki mücadeleyi Çelebi Mehmet kazandı ve Anadolu’da Türk birliğini yeniden sağladı (1413).

Çelebi Mehmet’e Osmanlı Devleti’nin ikinci kurucusu da denir.

Fetret Devri’nde Balkanlarda Fazla Toprak Kaybetmememizin Sebebi:

Osmanlının adil ve hoşgörülü yönetimi

Avrupa’daki Yüzyıl Savaşları.

Anadolu’da Siyasî Birlik Yeniden Sağlanıyor

Çelebi Mehmet ikinci kez Anadolu Türk birliğini kurma çalışmalarını başlatmış ve Saruhanoğulları’nı ortadan kaldırmıştır. Aydınoğulları’ndan İzmir’i almış, Karamanoğulları’yla mücadele etmiş, onları barışa zorladı.

Anadolu’da Timur yüzünden kaybedilen toprakları geri aldı (1415).

Şeyh Bedrettin İsyanı

Çelebi Mehmet döneminde meydana gelen bir isyandır.

Şehzade Musa’nın kazaskerliğini yapan daha sonra İznik’te göz hapsinde tutulan medrese âlimi Şeyh Bedrettin Rumeli’ye geçmiş, ortak mülkiyet ve eşitliği savunma iddiasıyla isyan etmiştir.

İsyan bastırılmış Şeyh Bedrettin öldürülmüştür (1420).

Dinî olmaktan öte daha çok sosyal içerikli bir ayaklanmadır.

Şehzade Mustafa İsyanı

Timur’un beraberinde Semerkant’a götürdüğü Şehzade Mustafa, Timur’un ölümünden sonra Anadolu’ya dönerek isyan etmişse de mağlup olarak Bizans’a sığınmıştır.

Mehmet Çelebi’nin 1421’de ölümü üzerine yerine oğlu II. Murat geçti.

Murat, Anadolu’da Türk birliğini yeniden sağlamak için harekete geçti.

Candaroğulları, Menteşe, Hamit, Aydın ve Germiyanoğlu Yakup Bey’in vasiyeti üzerine de Germiyanoğulları Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır.

Karamanoğullarıyla mücadele edildi. Mağlup olan İbrahim Bey affedilerek beyliğinin başında bırakıldı.

4. Balkanlarda Sarsılan Osmanlı Egemenliğinin Pekişitirilmesi

Venedikle Mücadele

Osmanlı’daki taht kavgalarından faydalanan Venedik Dalmaçya kıyılarına yayılmıştı.

Venediklilerle ilk deniz savaşı yapıldı.

Bu tarihten itibaren denizlerde Osmanlı-Venedik rekabeti arttı.

Eflak alındı, Mora, Erdel ve Bosna’da Osmanlı otoritesi yeniden kuruldu.

Düzmece Mustafa Olayı

Taht değişikliğinden istifade ile Bizans’ın kışkırttığı Şehzade Mustafa’nın isyanı bastırılarak öldürülmüştür. (Düzmece Mustafa Olayı/1422).

İsyanı kışkırtan Bizans üzerine gidilerek İstanbul kuşatılmışsa da başarılı olunamamıştır.

Selanik, Venedik’ten alındı (1430).

Balkanlarda bulunan Yanya halkı, II. Murat’a başvurarak Osmanlı egemenliği altına girmek istediler.

1431 yılında Yanya Osmanlılara katıldı.

Bir taraftan Anadolu beylikleriyle mücadele eden Osmanlı Devleti diğer taraftan Balkanlar’da özellikle Erdel beyi Hünyadi Yanoş’un saldırılarını durdurmaya çalışan Osmanlılar, zor durumda kalmıştır.

Bu sebeple barış görüşmeleri yapılır.

1444’te Edirne Segedin Antlaşması imzalanmıştır.

Buna göre;

İki taraf arasında 10 yıl savaş yapılmayacak.

Tuna nehri sınır kabul edilecek.

Sırbistan yeniden kurulacak, fakat Osmanlı’ya vergi verecek

Eflak Macaristan’a bırakılacak, fakat Osmanlı’ya vergi verecektir.

Önemi:

Osmanlıların Haçlılarla imzaladığı ilk önemli antlaşmadır.

Edirne-Segedin Antlaşması sonrasında II. Murat, 12 yaşındaki oğlu II. Mehmet’i (Fatih) tahta geçirmiştir.

Kendisi de Manisa’ya çekilir.

Bu durum yeni bir haçlı ordusunun toplanmasına sebep olmuştur.

Varna Savaşı (1444)

Yeniden ordunun başına geçen II. Murat, Haçlıları büyük bir bozguna uğratmıştır.

Niğbolu’dan sonra toplanan ilk Haçlı ordusudur.

Ankara Savaşı’ndan sonra Osmanlıların eski gücüne ulaştığını gösteren ilk olaydır.

II. Kosova Savaşı (1448)

Sebepleri:
Bizans’ın ve papanın kışkırtması

Türkler’i Balkanlar’dan atma düşüncesi

Haçlıların Varna Savaşı’nın intikamını almak istemeleri

Hünyadi Yanoş ve Arnavut beyi İskender Bey’in gayretleriyle yeni bir Haçlı ordusu toplanması

Sonuçları:
Osmanlılar büyük bir galibiyet elde etmişlerdir.

Bir dönüm noktası özelliğindedir. Haçlıların son taarruzu, Osmanlıların son savunmasıdır. (II. Viyana kuşatmasına kadar)

Bizans’ın İstanbul’u kurtarmak için Haçlılar’dan yardım alma ümidi sona ermiştir.

Balkanlar’ın kesin bir Türk yurdu olduğu ve Türklerin Balkanlardan atılamayacağı anlaşılmıştır.

1451’de II. Murat’ın ölümüyle II. Mehmet, yeniden tahta geçmiştir.

Fatih ve Fetihler

İstanbul’un Fethi (29 Mayıs 1453)

İstanbul’un Fethinin Sebepleri

Bizans’ın Osmanlı şehzadelerini koruyarak ve kışkırtarak, taht kavgalarına neden olması,

Bizans’ın Osmanlı’ya karşı düzenlenen Haçlı seferlerini teşvik etmesi,

Osmanlı toprak bütünlüğünü bozan bir konumda olması

İstanbul’un boğaza hâkim bir konumda olması ve bu yüzden Karadeniz Akdeniz suyolunun anahtarı konumunda olması.

Hz. Peygamberin övgüsüne kavuşabilmek.

Osmanlıların Fetih İçin Yaptığı Hazırlıklar

Bizans’a denizden gelebilecek yardımı önlemek amacıyla Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı (Boğazkesen) yaptırdı.

Bizans’a Balkanlardan gelebilecek muhtemel Haçlı yardımını önlemek için sınır boylarına akıncı birlikleri gönderdi.

Surlara karşılık, Şahi adı verilen büyük toplar döktürdü.

Haliçteki zincire karşılık gemileri karadan yürüterek Haliç’e soktu.

İstanbul, 53 günlük bir kuşatmadan sonra 29 Mayıs 1453’te fethedildi.

İstanbul’un Fethini Kolaylaştıran Nedenler

Bizans ordu ve donanmasının zayıf oluşu,

Kuşatma sırasında Avrupa’dan yardım alamaması.

Not:

Bizans kuşatma sırasında sadece Venedik ve Cenevizlilerden yardım alabilmiştir.

Cenevizliler kuşatma sırasında ticari kaygılarından dolayı hem Osmanlılara, hem de Bizans’a yardım etmişlerdir.

İstanbul’un Fethinin Dünya Tarihi Bakımından Sonuçları

Venedik ve Ceneviz ticareti olumsuz yönde etkilenmiştir.

Bin yıllık Bizans imparatorluğu tarihe karışmıştır.

Ortaçağ kapanmış, Yeniçağ başlamıştır.

İstanbul’dan kaçan Bizanslı bilim adamları Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasında etkili olmuşlardır.

Feodalite (derebeylik) sistemi çözülmeye başlamıştır.

İstanbul’un Fethinin Türk Tarihi Bakımından Sonuçları

Osmanlı Devleti Yükselme dönemine girmiştir.

Başkent Edirne’den İstanbul’a taşınmıştır.

Osmanlı toprak bütünlüğü sağlanmıştır. Osmanlı’nın Anadolu-Rumeli geçişi kolaylaşmıştır.

Osmanlı toprakları arasında sürekli sorun çıkaran bir fitne yuvası ortadan kaldırılmıştır.

Karadeniz-Akdeniz deniz ticaret yolunun denetimi Osmanlılara geçmiştir.

Osmanlı Devleti İslam dünyasında haklı bir şöhret ve itibara kavuşmuştur.

Bizans’ı Diriltme Umutlarının Söndürülmesi

Bizans’ın fethi sonrası Bizans imparatorluk ailesi, Mora’ya kaçmıştı.

Ayrıca, Trabzon’da da Rum Devleti vardı.

Her iki bölgede de Bizans’ın yeniden diriltilmesi mümkün olabilirdi. Bu sebeple, Fatih

Mora’yı (1460) ve Trabzon’u (1461) ele geçirdi.

Böylece, Bizans’ın yeniden kurulma umudu kalmadı.

Balkanlarda Fetihlerin Devam Ettirilmesi

Sırbistan’ın Fethi (1459)

Eflak’ın Osmanlılara bağlanması (1462)

Bosna – Hersek (1463-1465)

Boğdan’ın Osmanlılara bağlanması (1476)

Arnavutluk’un Fethi (1479)

Anadolu’da Egemenlik Mücadelesi

1459’da Cenevizliler’den Amasra alınmıştır.

1460’da Candaroğulları’ndan Sinop alınmıştır.

1461’de Trabzon Rum İmparatorluğu’na son verilmiştir.

1466’da Karamanoğulları’ndan Konya ve Karaman alınmıştır.

1473’de Akkoyunlular’la Otlukbeli Savaşı yapılmıştır.

Otlukbeli Savaşı (1473)

Sebepleri

Fatih’in Trabzon’u ele geçirmesi

Karamanoğulları beylerinin Uzun Hasan’a sığınması

Uzun Hasan’ın kendisini Timur gibi görmesi

Her iki hükümdarın da Anadolu’ya hâkim olmak istemesi

İki hükümdarda da cihan hâkimiyeti düşüncesi olması

Akkoyunlular’ın Tokat’ı yağmalamaları

Savaşta teknik üstünlüğe sahip olan Osmanlılar galip gelmiş, Akkoyunlular yıkılış sürecine girmişler ve Osmanlı için bir tehlike olmaktan çıkmışlardır. Doğu Anadolu toprakları Osmanlı nüfuzu altına girmiştir.

Fatih’in Anadolu’daki faaliyetlerinin temel sebebi Anadolu Türk birliğini sağlamak istemesidir.

Denizlerde Kazanılan Başarılar

Ege Adalarının Fethi

Limni, Eğriboz, Taşoz, Semadirek, İmroz, Midilli gibi adalar fethedildi.

Rodos’un Kuşatılması RodosAdası, Sen-Jan (Saint-Jean) şövalyelerinin elindeydi. Bunlar, ege’de korsanlık yapıyor, Osmanlı Devleti’ni huzursuz ediyorlardı. Mesih Paşa tarafından kuşatıldı, ama alınamadı (1480).

Osmanlı-Venedik Savaşları (1463-1479)
Fatih’in gerçekleştirdiği faaliyetler Venedik’in ticaretine zarar vermiş özellikle denizlerdeki ve Balkanlar’daki fetihler 16 yıl süren savaşlara sebep olmuştur. Karada genellikle Osmanlılar, deniz de ise genellikle Venedikliler üstün gelmiştir.

1479’da yapılan İmtiyazlar Antlaşması’na göre;

Her iki taraf aldıkları yerleri geri verecek

Kroya ve İşkodra kaleleri Osmanlılar’da kalacak

Arnavutluk, Mora, Dalmaçya kıyılarının bir kısmı Venediklilere bırakılacak

Venedikliler yıllık vergi ve savaş tazminatı ödeyecektir.

Buna karşılık;

Venedikliler İstanbul’da balyoz (elçi) bulundurabilecekler.

Venedikliler Osmanlı sularında serbestçe ticaret yapabilecekler

Osmanlı ülkesinde yaşayan Venedikliler’in davalarına kendi hâkimleri bakacak.

Venedik bayrağı taşıyan gemilere saldırılmayacaktır.

İlk imtiyazlar (kapitülasyonlar), Fatih tarafından ticareti geliştirmek ve Hıristiyan birliğini parçalamak amacıyla Venediklilere verildi.

Kırım’ın Fethi

Kırım’ın fethiyle Karadeniz ticaret yolları denetim altına alınmış, bu durum coğrafi keşiflere sebep olmuştur. Ayrıca Karadeniz bir Türk gölü haline gelmiştir (1475).

Yunan Adalarının Fethi

Kefalonya, Ayamavra, Zenta adaları fethedildi (1479).

Otronto’nun Fethi

Gedik Ahmet Paşa komutasındaki donanma, İtalya’nın Otranto kalesi fethetmişse de (1480), Fatih’in ölmesiyle başlayan taht kavgaları yüzünden gerekli yardım yapılamadığı için tekrar kaybedilmiştir.

Fatih’in Fetih Stratejisi:

Karadeniz ticaretine egemen olmak,

Anadolu Türk birliğini sağlamak,

Anadolu’da faaliyet gösteren devletleri etkisiz kılmak,

Ege ve Akdeniz ticaretine egemen olmak,

Bizans’ın yeniden dirilmesini önlemek,

Katolik Roma’yı ele geçirmek.

Cem Sultan Olayı

Fatih’in ölümünden sonra çocukları Cem ve Bayezit arasında taht kavgası başladı. Cem Sultan II. Bayezit’a karşı Memlûkler’in de kışkırtmasıyla birkaç kez taht mücadelesine girişmişse de mağlup olarak Rodos şovalyelerine sığınmış ve onlar tarafından papaya götürülmüştür. Böylece olay uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

Cem Olayının Sonuçları ve Osmanlı Devletine Etkileri:

Cem’in Hıristiyanların eline geçmesi, batılı devletlerin Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmasına neden olmuştur.

Osmanlıların batıdaki fetihlerinin durmasına neden olmuştur.

Cem Sultan’ın Memlûklere sığındığı dönemde bu devlet tarafından padişah gibi karşılanıp, himaye görmesi, Osmanlı-Memlûk ilişkilerinin daha da bozulmasına sebep olmuştur.

Papa’nın bakım masrafı diye yüklü miktarda para alması Osmanlı maliyesini zayıflatmıştır.

Bu olay, II. Bayezit’in Safevî tehlikesine karşı gereken önemi vermemesine neden olmuştur.

Bu olaydan dolayı Endülüs Emevileri’ne gereken yardım yapılamamıştır.

II. Bayezit döneminin sönük geçmesine sebep olmuş,

Papa ve Avrupa tarafından baskı unsuru olarak kullanılmıştır.

İslâm Dünyası Liderliğine (II. Bayezit ve Yavuz Dönemleri)

Kardeşi Cem Sultan’la giriştiği taht mücadelesini kazanan II. Bayezit Osmanlı Devleti’nin başına geçti.

Osmanlı-İran İlişkileri

Şah İsmail, 1502’de Akkoyunlu Devleti’ni yıkarak Safevi Devleti’ni kurmuştu. Devlet, Şiî mezhebine bağlıydı.

Şah İsmail, Anadolu’ya gönderdiği adamlar ile Şiîliği yaymak ve Anadolu’da Osmanlı hâkimiyetini yıkmak için isyanlar çıkartmıştır. Bu isyanlardan Şahkulu İsyanı uzun süre bastırılamamıştır (1511).

Şahkulu İsyanı’nı bastırmada II. Bayezit’in yetersizliği ortaya çıkmış, bu da taht değişikliğine zemin hazırlamıştır.

II. Bayezit, tahtı büyük oğlu Ahmet’e bırkmak istediyse de, yeniçerilerin baskısı sonucu padişahlığı, Yavuz Sultan Selim’e devretmek zorunda kaldı.

Taht mücadelesinin bitmemesi üzerine kardeşleri Korkut ve Ahmet öldürüldüler.

Çaldıran Savaşı

Şah İsmail’in Anadolu’da Şiiliği yayması ve isyanlar çıkartması karşısında İran üzerine bir sefer düzenleyen Yavuz, Çaldıran’da teknik üstünlüğünün de etkisiyle büyük bir zafer kazanmıştır (1514).

Sonuçları

Şah İsmail ailesini ve hazinesini bırakarak canını zor kurtarmıştır.

Belli bir süre için Safevi tehdidi ve Şii tehlikesi önlenmiştir.

1515 Turandağ Savaşı’yla Dulkadiroğulları’na son verilmiştir.

Anadolu Türk birliği kesin olarak sağlanmıştır.

Memlûklerle sınır komşusu olunmuştur.

Osmanlı-Memlûk İlişkileri (1485-1491)

İlişkilerin Bozulma Sebepleri

Fatih zamanından beri devam eden Hicaz suyolları sorunu

Cem Sultanı kışkırtmaları

Ramazan ve Dulkadiroğulları beylikleri üzerinde hâkimiyet mücadelesi

Karamanoğullarını desteklemeleri

Hindistan’dan gönderilen hediyelere Memlûkler’in el koymaları,

Savaşlardan kesin bir sonuç alınamamış, Tunus hükümdarının araya girmesiyle barış yapılmıştır.

Osmanlılar, aldıkları Çukurova’yı Memlûklere bıraktılar.

Osmanlı-Memlûk Savaşları (1516-1517)

Sebepleri

Memlûkler’in Safeviler ile işbirliği yapması

Ramazanoğulları üzerinde Hâkimiyet mücadelesi

Yavuz’un İslam dünyasında birliği sağlamak istemesi

Baharat yolunu ele geçirmek istemesi

Sonuçları

1516 Mercidabık Savaşı’nda Kansu Gavri mağlup edilerek Suriye, Filistin ve Kudüs, 1517 Ridaniye Savaşı’nda Tomanbay mağlup edilerek Mısır ve savaşılmadan Hicaz ele geçirilmiştir.

Memlûklüler yıkılmıştır.

Halifelik Osmanlılar’a geçmiştir.

Osmanlı devlet yönetiminde dini özellik önem kazanmış, teokratik bir yapıya kavuşmuştur.

Çok büyük ganimetler elde edilmiş ve hazine altınla dolmuştur.

Baharat yolu Osmanlıların eline geçmiştir.

Abbâsi halifesi ve kutsal emanetler Osmanlı koruyuculuğuna geçmiş ve İstanbul’a getirilmiştir.

İslam dünyasında birlik sağlanmıştır.

Venedikliler, Kıbrıs için Memlûkler’e ödediği vergiyi Osmanlı’ya ödemeye başlamışlardır.

Kıbrız, Girit ve Rodos hariç Doğu Akdeniz Osmanlı egemenliğine geçti.

Türk Denizciliğinin Yükselmesi ve Denizlerde Egemenlik Mücadelesi

Osmanlı denizciliği Fatih’te itibaren gelişme gösterdi.

Osmanlı donanması, II. Bayezit’le birlikte önemli bir güç haline geldi.

Kemal Reis, Burak Reis gibi denizciler yetişti.

İstanbul, İzmit ve Gelibolu’da tersaneler açıldı.

Kili ve Akkerman fethedildi (1484).

Modon, Koron, Navarin ve Lepanto kaleleri alındı (1499).

Endülüs’te (İspanya) bulunan Müslümanlar ve Yahudiler, II. Bayezit zamanında Hıristiyanların katliamından kuratarılarak bölgeden uzaklaştırıldılar (1492).

Osmanlılar Zirvede (Kanuni ve Sonrası)

Avrupa’da Genişleme

Osmanlı-Macar İlişkileri

Belgrat’ın Fethi (1521): Orta Avrupa’nın kapıları Osmanlılar’a açılmıştır.

Mohaç Meydan Muharebesi (1526): Macar kralı Layoş’un Şarlken ve Ferdinand’a güvenerek Osmanlı aleyhine çalışması üzerine sefere çıkan Kanuni, Mohaç’ta Macaristan ordusunu imha etmiştir. Erdel beyi Yanoş, Macar kralı yapılmış, Macaristan Osmanlı’ya bağlanmış, bu durum Osmanlı-Avusturya ilişkilerinin bozulmasına neden olmuştur.

Osmanlı-Avusturya İlişkileri

Viyana Kuşatması (1529): Ferdinand’ın Yanoş’un krallığını kabul etmeyerek saldırması üzerine Kanuni yeni bir sefere çıkmıştır. Ferdinand karşısına çıkmayınca Viyana’yı kuşatmış, fakat ordunun hazırlıksız olması ve mevsimin geçmesi nedeniyle başarılı olunamamıştır.

Almanya Seferi (1532):

Ferdinand’ın tekrar Macaristan’a saldırması üzerine meseleye köklü çözüm bulmak amacıyla Kanuni, Şarlken üzerine sefere çıkmıştır. Karşısına hiçbir ordu çıkmamıştır. Ferdinand’ın barış teklifini İran sorunu yüzünden kabul etmiştir.

1533 İstanbul Antlaşması’na göre;

¨ Ferdinand, Yanoş’un Macar krallığını kabul edecek.

¨ Avusturya kralı protokolde Osmanlı sadrazamına eşit sayılacak

¨ Barış süresi Avusturya’ya bırakılacak.

¨ Avusturya yıllık vergi ve tazminat ödeyecek.

Not:

Avusturya ile yapılan ilk antlaşmadır. Osmanlılar Avusturya’ya üstünlüğünü kabul ettirmiştir.

Macaristan’ın Osmanlı Topraklarına Katılması (1541):

Ferdinand, Yanoş’un oğlu Sigismund’un Macar krallığını kabul etmeyerek saldırınca sefere çıkan Kanuni Macaristan’ı 3 parçaya bölmüştür. Asıl Macaristan Budin eyaleti olarak Osmanlı’ya katılmış, Erdel, Sigismund’a, Macaristan’ın küçük bir bölümü de vergi karşılığında Avusturya’ya bırakılmıştır.

Zigetvar Seferi (1566):

Ferdinand’ın yerine geçen oğlu Maximilyen’in saldırıso üzerine Kanuni 13. Ve son seferine çıkmıştır. Kale fethedilmeden bir gün önce ölmüş, kalenin fethini gerçekleştiren Sokullu Mehmet Paşa sefere devam etmeyerek geri dönmüştür.

c. Osmanlı-Fransız İlişkileri

Kanuni, Şarlken’in Avrupa’da tek güç olmasını engellemek amacıyla bir taraftan Reform hareketlerini desteklerken diğer taraftan yaptığı seferlerle Fransa Kralı Fransuva’yı kurtarmış ve tahta Şarlken karşısında güçlü tutabilmek için ekonomik ayrıcalıklar verilmiştir. 1535 Kapitülasyon Antlaşması’na göre;

Fransızlar Osmanlı sularında serbestçe ticaret yapabilecekler.

Fransız tüccarlardan düşük gümrük vergisi alınacak.

Osmanlı ülkesinde yaşayan Fransızlar’ın kendi aralarındaki davalara Fransız hâkimler bakacak.

Osmanlı ile olan sorunlarda ise davalara Osmanlı mahkemeleri bakacak, fakat tercüman bulundurabilecekler.

Aynı haklardan Osmanlı Devleti de yaralanabilecek.

Bu antlaşma iki hükümdar hayatta kaldığı sürece devam edecektir.

ç. Doğu Avrupa’da Gelişmeler

Lehistan’ın Osmanlı Himayesine Girmesi (1575):

Erdel Prensi’ni kral seçtiren Sokullu, böylece Lehistan’ı himaye altına almıştır.

d. Avrupa Devletlerinin Siyasal İlişkilerinde Osmanlı Devleti’nin Rolü

e. Sokullu’nun Türk ve İslâm Dünyası ile İlişkileri

Don – Volga Kanalını Açma Projesi:

Sebepleri:
Rusların Karadeniz’e inmelerini ve Kırım’a saldırmalarını önlemek.

Kafkas hanlıklarını Hâkimiyet altına almak.

Orta Asya Türkleri’yle doğrudan irtibata geçmek.

İpek yolunu canlandırmak.

İran’ı kontrol altında tutmak amacıyla gerçekleştirilmek istenmişse de tamamlanamamıştır.

Not:

Ayrıca bu dönemde gündeme gelen Süveyş ve Marmara kanal projeleri de gerçekleştirilememiştir.

2. Akdeniz’de Üstünlük Sağlanıyor

Rodos’un Fethi (1522): Konumu çok önemli olan bu adanın fethiyle Ege Denizi’nin güvenliği büyük ölçüde sağlanmıştır.

Cezayir’in Alınması (1533): Barbaros’un Kaptan-ı Derya olması ile savaşılmadan Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Preveze Deniz Zaferi (1538): Şarlken’in oluşturduğu Andrea Dorya komutasındaki haçlı donanması mağlup edilmiş, Akdeniz bir Türk gölü haline gelmiştir.

Nis Seferi (1543): Fransa’ya yardım amacıyla mücadele edilmiştir.

Trablusgarb’ın Fethi (1551): Şarlken’in kontrolündeki Sen Jan Şovalyeler’inden Turgut Reis tarafından alınmıştır.

Cerbe Savaşı (1559): Turgut Reis’in Andrea Dorya ile yaptığı büyük bir deniz savaşıdır. Böylece İspanyollar’ın elindeki Cerbe adası alınmıştır.

Malta Kuşatması (1565): Akdeniz’de korsanlık yapan Sen-Jan Şövalyeleri’nin elindeki ada kuşatılmışsa da Turgut Reis’in şehit düşmesi üzerine kuşatma kaldırılmıştır.

Sakız Adası’nın Fethi (1568):

Cenevizlilerden Kaptan-ı Derya Piyale Paşa tarafından alınmıştır. Not: Ege’deki Türk hâkimiyeti pekişmiştir.

Yemen’in Fethi (1568-1570) : Koca Sinan Paşa yeniden almıştır.

Kıbrıs’ın Fethi (1571): Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, Kıbrıs’ın fethine, Avrupa devletlerini aleyhimize birleştirebileceği düşüncesiyle karşı idi.

Sokullu’nun karşı çıkmasına rağmen II. Selim, Kıbrıs’ın fethine karar verdi.

Vezir Lala Mustafa Paşa serdarlığa, Piyale Paşa donanma komutanlığına getirildi.

1570′te başlayan savaşlar sonucu Kıbrıs, 1571′de fethedildi.

Kıbrıs’ın Fethi’nin Nedenleri

Akdeniz ticaretinin güvenliğini sağlama düşüncesi

Kıbrıs’ın jeopolitik yönden çok önemli bir konumda bulunması ve zengin bir ada olması

Kıbrıs’ta üslenen şövalyelerin, korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırması

Venediklilerin Kıbrıs için ödedikleri vergiyi kesmeleri

Kıbrıs’ın Osmanlı egemenliğindeki Anadolu, Mısır ve Suriye sahillerine yakın olması

Kıbrıs’ın Fethi’nin Sonuçları

Doğu Akdeniz tamamen Osmanlı egemenliği altına girdi.

Mısır yolunun güvenliği sağlandı.

Anadolu’yu savunmak üzere bir iç savunma hattı oluşturuldu.

Akdeniz’deki Osmanlı egemenliği pekiştirildi.

Venedikliler Doğu Akdeniz’den çıkarıldı.

İnebahtı deniz savaşına sebep oldu.

İnebahtı Savaşı (1571)

Sebep: Kıbrıs’ın fethi, Avrupa devletlerini yeniden harekete geçirdi.

Papa’nın kışkırtması ile İspanya, Malta, Venedik ve diğer İtalyan devletleri birleşerek bir Haçlı donanması oluşturdular.

İki donanma İnebahtı Körfezi’nde karşılaştı.

Don Juan komutasındaki Haçlı donanması, İnebahtı’da Osmanlı donanmasını bozguna uğratarak gemilerini yaktı (1571).

Yenilginin Sebebi:

Bu yenilgide, Kaptanıderya Müezzinzade Ali Paşa’nın denizcilerle değil, kara askerleriyle savaşa katılarak taktik hatası yapması önemli rol oynadı.

Kaptan-ı Derya Müezzinzade Ali Paşa’nın denizcilik tecrübesinin olmaması ve Osmanlı donanmasının savaşa hazır olmaması Osmanlıların savaşı kaybetmelerine neden oldu (1571).

Şiddetli çarpışmalardan sonra Kaptan-ı Derya Ali Paşa ve beraberindekiler şehit düştü.

Osmanlı donanması beklemediği bir darbe aldı ve çok sayıda gemisi batırıldı.

Sonuçları:

Savaşın sonunda Cezayir Beylerbeyi Uluç Ali Paşa, gemilerini kurtararak İstanbul’a getirdi.

Bu başarısından dolayı Uluç Ali Paşa, Kılıç unvanı ile kaptanıderyalığa getirildi.

İnebahtı Deniz Savaşı’nda kaybedilen donanmanın yerine, kısa zamanda daha güçlü bir donanma hazırlandı.

Donanmaya yapılan bu büyük harcama Osmanlı ekonomini oldukça zora soktu.

Venedik ile Barış (7 Mart 1573):

1572′de Akdeniz’e açılan Osmanlı donanmasına karşı koyamayan Venedikliler barış istemek zorunda kaldılar.

Vergi ödemeyi ve Kıbrıs’ın Osmanlı toprağı olduğunu kabul ettiler.

Bununla beraber İnebahtı faciasından sonra kaybedilen binlerce denizciyi yerine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz, leventlerden teşkil edilen yeni donanma Osmanlı’ya Akdeniz’de eski kudretini kazandıramamıştır.

Artık Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret yollarını hâkimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projelere de edilmemiştir.

Tunus’un Fethi (1574):

Tunus, Kanunî zamanında Barbaros Hayrettin Paşa tarafından alınmış, ancak bir süre sonra İspanyolların eline geçmişti.

Bulunduğu coğrafî konumuyla stratejik yönden büyük öneme sahipti.

II. Selim döneminde Tunus’un fethine karar verildi.

Sinan Pasa ve Kaptanı derya Kılıç Alî Paşa komutasındaki kuvvetler 1574′te Tunus’u fethetti.

Tunus, bir beylerbeylik durumuna getirildi.

Vadi’üs Seyl Savaşı:

Fas Osmanlı himayesine girmiş, Kuzey Afrika’nın fethi tamamlanmış, Portekizliler denizlerdeki üstünlüklerini İngilizlere kaptırmışlardır.

Fas Sultanlığı’nın Osmanlı himayesine girmesi (1576)

Osmanlı Devleti ile Fas Sultanlığı arasında ilk ilişkiler Kanuni döneminde başladı.

Taraflar arasındaki ilişkiler Osmanlı Devleti’nin Cezayir’deki gücü ile orantılı olarak gelişme gösterdi.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Fas’taki iç mücadelelere karışan Osmanlı Devleti, Abdülmelik’e yardım ederek Fas Sultanı olmasını sağladı. (1576)

Sebepleri:

Fas’ın Akdeniz’in Atlas Okyanusu’na çıkış kapısı olan Cebelitarık Boğazı’nı kontrol etmesi.

Fas Sultanlığı’nın, Cezayir’in güvenliği yönünden büyük öneminin bulunması

Kuzey Afrika kıyalarının fethi tamamlandığı sırada Fas Sultanlığı’nda taht kavgası başlamıştı. Bir kısım Faslılar Portekiz kralından; bazıları da Osmanlı Devleti’nden yardım istediler.

Sokullu, Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşayı, Fas Sultanlığına yardıma gönderdi. Ramazan Paşa, Fas’a giderek orayı egemenliği altına almak isteyen Portekiz kralını Vadi-üs Sebil Savaşı’nda yendi (1578).

Önemi ve Sonuçları:

Bu zaferle Fas, Osmanlı himayesine alınmış oldu.

Bu savaşın sonunda Portekiz Krallığı, İspanya tarafından ele geçirildi.

Bu savaştan sonra Portekizliler Hint Deniz Yolu üzerindeki etkinliklerini İngiltere ve Hollanda’ya kaptırdılar.

Mısır’dan Fas’a kadar bütün Kuzey Afrika, Osmanlıların yönetimi ve denetimi altına girdi. Kuzey Afrika’da fetihler tamamlandı.

Not: Fas 50 yıl Osmanlı himayesinde kaldı ve 1830′da Cezayir’in Osmanlı Devleti’nden ayrılmasıyla ilişkiler kesildi. Osmanlı Devleti Fas’ı hiçbir dönemde topraklarına katmadı.

3. Doğuda Gelişmeler

Osmanlı-İran İlişkileri

Kanuni’nin Avrupa’daki meşguliyetinden faydalanmak isteyen İranlılar sınırda karışıklıklar çıkarınca Kanuni İran üzerine 3 sefer düzenlemiştir. Son seferinde kışı Amasya’da geçirerek ertesi yıl İran’ı ortadan kaldırmayı düşünmüşse de gönderilen elçilerle bir antlaşma yapılmıştır.

1555 Amasya Antlaşmasına göre;

Bağdat, Nahçivan, Erivan ve çevresi Osmanlı’ya katılmıştır.

Not: İran ile yapılan ilk resmi antlaşmadır.

1577 – 1590 Savaşları

Sınırlardaki karışıklıklar yüzünden yeniden başlayan savaşlar uzun süre devam etmiş, Osmanlı’nın galibiyeti ile sonuçlanmıştır.

1590 Ferhat Paşa (İstanbul) Antlaşması’na göre Nahcivan, Azerbaycan ve çevresi Osmanlı’ya bırakılmış, sınırlar Hazar Denizi’ne kadar ulaşmıştır.

Nedenleri

İran’da Şah Tahmasb’ın oğlu Şah İsmail, Osmanlı Devleti ve İran arasındaki barış antlaşmalarına riayet etmemiş ve Osmanlıya bağlı bazı emirleri kendi tarafına çekmeyi başarmıştı.

Osmanlı hükümeti, Van Beylerbeyine talimat vererek orada huzurun sağlanmasını istemişti.

İran’ın Luristan valisinin Osmanlı devletine sığınması gergin olan ilişkileri iyice bozdu.

Bu arada Şah İsmail ölmüş, İran’da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanılmasını isteyen Van Beylerbeyi, İran’a saldırılması gerektiğini bildirdi.

Osmanlı Devleti’nin Kafkasya taraflarına ulaşmak, Kırım ve doğu Türk dünyasıyla bağlantı kurmak ve İran’ı kuzeyden baskı altına alma düşüncesi.

Sokullu Mehmet Paşa, savaş taraftarı değildi ama yönetimde etkin olan Sinan Paşa ve Lala Mustafa Paşa İran seferine başkomutan olmak istiyorlardı. Sokulu, Kanunî döneminde çekilen güçlükleri ve İran’ı elde tutmanın zorluğunu belirttiyse de padişah üzerindeki etkisi azaldığından, savaş açılmasına engel olamadı

III. Murat, İran’a savaş açılmasına karar verdi (1578).

İran üzerine gönderilecek ordunun komutanlığına Lala Mustafa Paşa getirildi.

Sokullu’ya rağmen başlatılan İran savaşının ilk evresi 1577–1589 yılları arasında on iki yıl sürdü.

Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Türk birlikleri İran kuvvetlerini Çıldır’da yendi.

Osmanlı orduları, savaşın ilk yıllarında başarı kazandılar ve Hazar Denizi’ne kadar ilerlediler.

Meşale Savaşı’nda Osmanlılar kazandı. Ardından yapılan bir seferde Osmanlı ordusu Azerbaycan ve İran’a girdi.

Bu savaştan sonra tüm Gürcistan fethedildi.

Tiflis Osmanlı vilayeti durumuna getirildi(1578).

Aynı yıl Şirvan da Osmanlı topraklarına katıldı.

Şah II. İsmail’in yerine geçen Şah Abbas barış istedi.

Sonuç: İki ülke arasında Ferhat Paşa (I. İstanbul) Antlaşması yapıldı (1590).

Maddeleri:

Tebriz, Karabağ, Gence, Gürcistan ve Luristan Osmanlılara bırakıldı.

Önemi:

Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti, doğuda en geniş sınırlarına ulaşmış oldu.

Osmanlı Devleti sınırlarını doğuda Hazar Denizi’ne kadar genişletti.

KANAL PROJELERİ

Don Volga ve Süveyş Kanallarının Açılması Girişimleri (1569):

Selim döneminde, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşanın gerçekleştirmeye çalıştığı önemli işlerden biri de Don ve Volga ırmaklarını bir kanal ile birleştirmek istemesidir. Don ve İdil nehirlerinin birbirlerine en fazla yaklaştığı yerde 10 km.lik bir kanal açarak Karadeniz ve Hazar denizinin birbirine bağlanması amaçlanmıştır.

Don – Volga Kanalı Projesi’nin Amaçları:

Kafkasya bölgesine egemen olmak

Orta Asya Türkleri ile ilişki kurabilmek.

Rusya’nın güneye inmesini ve büyümesini engellemek

İran Savaşlarında donanmayı Hazar Denizi’ne geçirerek İran’ı doğudan da sıkıştırmak

İpek Yolu’nun canlanmasını sağlamak

Altınordu Devleti’nin devamı olan Kazan ve Ejder hanlıkları Osmanlı egemenliğine alınacak

Don – Volga Kanalı Projesi’nin Başarısız Olmasının Sebepleri:

Kırım Hanı’nın projeye taraftar olmaması

Gönderilen askerlerin yetersizliği

Rusların saldırıları

Şiddetli soğuklar

Süveyş Kanalı Projesi’nin Amaçları:

Akdeniz ticaretini canlandırmak.

Baharat Yolu’nu Akdeniz’e çevirerek bu yola yeniden işlerlik kazandırması

Güney Asya’daki Müslümanlar üzerindeki Avrupalı baskısını kaldırmak

Portekiz’in Hint Okyanusu’ndaki faaliyetlerini önlemek

Asya ile yapılan ticaret Osmanlı topraklarından geçecekti. Osmanlı Devleti’ni ekonomik bakımdan da güçlendirecekti.

İlk olarak Yavuz döneminde gündeme gelen Akdeniz ile Kızıldeniz’in birleştirilmesi projesi 1568′de kanalın açılacağı bölgede incelemeler yapılmış, fakat Sokullu Mehmet Paşayı çekemeyenlerin engellemeleri nedeniyle, bu düşünce de gerçekleştirilememiştir. Süveyş Kanalı 1869 yılında İngiltere tarafından açılmıştır.

Karadeniz – Marmara Projesi

Sokullu Mehmet Paşa İznik Gölü, Sapanca Gölü ve Marmara denizi arasında bağlantı kurarak Marmara ve Karadeniz’i birleştirmek istemiştir. Mimar Sinan bu işle görevlendirildi ise de proje sonuçsuz kalmıştır.

b. Hint Okyanusu’nda Üstünlük Sağlama Mücadelesi

Hint müslümanlarının yardım isteği, bölgedeki Portekiz üstünlüğüne son vermek, Kızıldeniz’de yeniden üstün konuma gelebilmek için 4 sefer düzenlenmiştir. 1638 – Hadım Süleyman Paşa, 1551 – Piri Reis, 1552 – Murat Reis, 1553 – Seydi Ali Reis seferleri gerçekleştiren kaptanlardır.

Sefere gereken önemin verilmemesi, Osmanlı kaptanların tecrübesizliği, donanmanın okyanuslara dayanıklı olmaması ve Hint müslümanlarından gerekli desteğin alınamaması üzerine seferlerde istenilen başarı sağlanamamıştır. Yemen, Aden, Arap yarımadası, Maskat çevresi hâkimiyet altına alınmış, Kızıldeniz’deki Portekiz üstünlüğüne son verilmiş, Kızıldeniz, Basra Körfezi Osmanlı denetimine girmiştir.

Etiketler:

Türkiye Tarihi

Türkiye Tarihi

Malazgirt Savaşı (1071) ile başlayan ve bugünkü sınırlarımız üzerinde, Türklerin kurduğu devletlerin tamamının birden oluşturduğu Türkiye Tarihi’nin ilk bölümünü ilk Türkmen Beylikleri oluşturur.

Anadolu’da İlk Türk Beylikleri

Danişmentliler

Danişmentliler 1080 yılında Sivas merkez olmak üzere kuruldu.

Kurucusu Melikşah’ın komutanlarından Danişmentoğlu Ahmet Gazi’dir. Bizanslılar’a ve Haçlılara karşı mücadele etmişlerdir.

Danişmenliler’in varlığına 1178 tarihinde Anadolu Selçuklu hükümdarı II. Kılıç Arslan son vermiştir.

Saltuklular

Saltuklular, 1072′de Erzurum merkez olmak üzere kurulmuştur. Kurucusu Alp Arslan’ın komutanlarından Ebulkasım Saltuk’tur. Haçlılar ve Gürcülerle mücadele etmişlerdir. Saltukluların varlığına 1202′de Anadolu Selçuklu hükümdarı Rükneddin Süleyman Şah son vermiştir.

Mengücekliler

Mengücekliler, 1080 tarihinde Erzincan merkez olmak üzere kurulmuştur. Kurucusu Alp Arslan’ın komutanlarından Mengücek Gazi’dir. Gürcülere ve Rumlara karşı mücadele etmişlerdir. Mengüceklerin varlığına 1228 tarihindeAnadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat son vermiştir.

Artuklular

Artuklular, 1102′de Harput, Diyarbakır, Halep ve Mardin civarında kurulmuştur. Bu beyliğin Hasankeyf kolu 1102′de Diyarbakır’da kurulmuştur ve 1231′de Eyyubiler tarafından yıkılmıştır.

Diğer kolu olan Harput kolu 1112′de Harput’ta kurulmuştur ve 1234′te Anadolu Selçuklu Devleti tarafından yıkılmıştır. Diğer bir kolu olan Mardin kolu ise, 1108′de Mardin’de kurulmuştur ve 1409′da Karakoyunlular tarafından yıkılmıştır.

Çaka Beyliği

Çaka Bey Devleti 1081 tarihinde İzmir’de kurulmuştur. Kurucusu Çaka Bey’dir. İlk denizci Türk devleti olan bu beylik bazı Ege Adaları’na sahip olmuştur. Beyliğin kurucusu Çaka Bey, İstanbul’u kuşatmak isteyince, Bizans’ın kışkırtmaları sonucu I. Kılıç Arslan tarafından öldürtülmüştür. Çaka Beyliği 1093 tarihinde Bizans tarafından yıkıldı. Böylece Batı Anadolu’dakiilk Türk egemenliği sona ermiş oldu.

Anadolu Selçuklu Devleti

Kuruluş Devri

Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah tarafından Anadolu hükümdarlığına tayin edilen Kutalmış’ınoğlu Süleyman Şah tarafından 1077 tarihinde kuruldu.

Büyük Selçuklular’a bağlı olan bu devletin başkenti İznik idi.

Süleyman Şah, halife tarafından onaylanarak “Sultan” ünvanı ile şereflendirildi.

Süleyman Şah Dönemi

1077 tarihinde Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurdu.

İlk önce Konya, Afyon, Kütahya’yı alarak İznik’e kadar ilerledi.

Tarihte ilk kez Boğaz’ın Anadolu yakası Türkler tarafından kontrol altına alındı.

1086 yılında yapılan Habur Savaşı’nda Suriye Selçuklu hükümdarı Tutuş’a yenildi ve öldü.

UYARI : Boğazın Anadolu yakası ilk defa kontrol altına alınmış ve Boğaz’dan geçen gemilerden gümrük alınmıştır.

I. Kılıç Arslan Dönemi

Malikşah’ın ölümü üzerine Berkyaruk, Süleyman Şah’ın oğlu Kılıç Arslan’ı 1092′de Anadolu hükümdarlığına tayin etti.

1096 yılında başlayan I. Haçlı Seferi’nde, İznik ve Batı Anadolu Bizanslılara verildi.

UYARI : Bu durum Bizans’ın işine gelmiş, Türklere karşı savunmayı bırakıp taarruza geçmiştir.

I. Kılıç Arslan, 1107 tarihinde Büyük Selçuklularla yaptığı savaşta Habur Irmağı’nda boğularak öldü.

UYARI : İznik ‘in kaybedilmesi üzerine devletin merkezi Konya’ya taşınmıştır. Bu durum Türkler’in Batı’ya ilerleyişini bir süre engellemiştir.

I. Mesud Dönemi

1116 tarinde Aadolu Selçuklu Devleti’nin başına geçti.

Bir süre Danişmentlilere bağlı olarak hareket etmek zorunda kaldı.

1147 tarihinde II. Haçlı seferi başladı. Haçlılar bozguna uğratıldı.

Sultan I. Mesut 1155 tarihinde vefat etti.

UYARI : Anadolu’daki ilk bayındırlık ve kurumlaşma hareketleri bu dönemde başlamıştır.

II. Kılıç Arslan Dönemi

I. Mesut’un 1155 tarihinde ölümü üzerine oğlu II. Kılıç Arslan başa geçti.

1176 tarihinde Miryakefalon’da Bizanslılar bozguna uğratıldı.

UYARI : Bir daha Anadolu için “Türkler’in işgali altındaki ülke” deyimi kullanılmadı.

Miryakefalon’dan sonra Türkler’in Anadolu’ya yerleşmesi kesinleşti.

1178 tarihinde Danişmenliler Beyliği’ne son verildi.

II. Kılıç Arslan, 1192 yılında öldü. Selçuklu tahtına Gıyaseddin Keyhüsrev geçti.

Süleyman Şah Dönemi

Rükneddin Süleyman, 1192 tarihinde tahta geçen Gıyaseddin Keyhüsrev’i tanımayarak, 1196 tarihinde başa geçti.

Bizans’ı vergiye bağladı, Çukurova Ermenilerini Torosların güneyine çekilmeye zorladı.

Saltuklu Beyliği’ne son verdi. Süleyman Şah, 1204 tarihinde öldü.

UYARI : Bu tarihten itibaren Anadolu Selçukluları Gürcülerle komşu oldu.

I. Gıyaseddin Keyhüsrev Dönemi

Süleyman Şah’ın 1204 yılında ölümü üzerine tahta Gıyaseddin Keyhüsrev yeniden geçti.

Karadeniz seferi sonunda Trabzon Rum Devleti’ni yendi.

Akdeniz seferi sonunda Antalya’yı aldı.

UYARI : Anadolu Selçukluları ilk kez Akdeniz’e indi. Antalya ithalat ve ihracat yapılan yer haline geldi. Ticareti geliştirmek amacıyla Venedik’le ilk defa ticaret anlaşması yaptı.

İlk defa bir ticaret anlaşması Venediklilerle bu dönemde yapıldı.

Gıyaseddin Keyhüsrev 1211 tarihinde öldü.

I. İzzeddin Keykavus Dönemi

Gıyaseddin Keyhüsrev’in 1211 yılında ölmesi üzerine tahta geçti.

Trabzon Rum İmparatorluğu’nu yenerek Sinop’u fethetti.

Böylece Anadolu Selçukluları ilk defa Karadeniz’e ulaştı.

Kıbrıs Krllığı ve Venedik Cumhuriyeti ile ticaret antlaşmaları imzaladı.

I. İzzettin Keykavus 1220 yılında öldü.

Alaaddin Keykubat Dönemi

İzzettin Keykavus’un 1220 yılında ölümü üzerine tahta geçti.

Kırım’a bir donanma göndererek Kırım’ın Suğdak Limanı’nı fethetti.

UYARI : Anadolu Selçuklu Devleti böylece ilk deniz aşırı sefer yapmış oldu. Karadeniz ticareti tam güvenliğe kavuştu.

1228′de Mengücek Beyliğine son verdi.

1230 tarihinde Yassı Çimen Savaşı’nda Harzemşahları yendi.

UYARI : Bu savaşın tek olumsuz yönü Anadolu’yu Moğol istilasına açık hale getirmesidir. Bunun nedeni Harezmşahların Anadolu Selçukluları ile Moğollar arasında tampon bölge olmasıdır. Bu tampon bölge ortadan kalkınca Anadolu Moğollarla komşu oldu.

I. Alaaddin Keykubat 1237 yılında bir ziyafet esnasında zehirlenerek öldü.

Yıkılış Dönemi

Alaaddin Keykubat’ın ölümü üzerineoğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti.

Asya’da başlayan Moğol istilası bir çok Türkmen boyunun Anadolu’ya göç etmesine neden oldu.

Baba İshak, 1240 tarihinde devlete karşı ayaklandı.

1242 yılında Moğollar, Anadolu’ya girdi.

1243 yılında Kösedağ Savaşı’nda Selçuklular yenildi.

II. Gıyaseddin’in ölümü üzerine Rükneddin Kılıç Aslan tahta geçti.

Memlük hükümdarı Baybars Anadolu’yu Moğol baskısından kurtarmak için Anadolu’ya gelerek Moğolları yenilgiye uğrattı.

Anadolu Türk Beylikleri

Malazgirt Savaşı (1071) ile başlayan ve bugünkü sınırlarımız üzerinde, Türklerin kurduğu devletlerin tamamının birden oluşturduğu Türkiye Tarihi’nin üçüncü bölümünü Anadolu Türkmen Beylikleri oluşturur.

Karamanoğulları

Karamanoğulları Beyliği, Oğuzların Afşar Boyu’ndan olup Karaman merkez olmak üzere 1256 tarihinde kurulmuştu.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması üzerine Anadolu’da en güçlü devlet olmuşlardı. Karamanoğlu Mehmet bey döneminde Türkçe’yi resmi dil olarak kabul ettiler. Anadolu Türk Birliği’nin kurulmasında Osmanlılara karşı en çok mücadele eden beylik Karamanoğlu Beyliği olmuştur. Yıldırım Bayezıt döneminde Osmanlılara katılan beylik, Ankara Savaşı’ndan sonra tekrar bağımsız olmuş, Fatih Sultan Mehmet döneminde etkisizleştirilerek, II. Bayezıt döneminde 1487 tarihinde yıkılmıştı.

Germiyanoğulları

1299 yılında kurulan Germiyanoğlu Beyliği’nin kurucusu Yakup Bey’dir. Kütahya civarında kurulmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da en güçlü devlet olmuşlardır. Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişlerdi. Germiyanoğlu Süleyman Şah Karamanoğullarına karşı topraklarını koruyabilmek amacıyla kızını I. Murat’ın oğlu Bayezıt’a vermiş, çeyizx olarak da Kütahya, Simav, Emet ve Tavşanlı’yı bırakmıştı. Germiyanoğlu Beyliğinin varlığına 1390 tarihinde Yıldırım Bayezıt son vermişti.

1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan beylik 1428′de Osmanlı Devleti’ne katıldı.

Aydınoğulları

Aydınoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliği’ne bağlı komutanlardan Aydınoğlu Mehet Bey tarafından Birgi merkez olmak üzere 1308 tarihinde kurulmuştur. Denzicilikte gelişen bu beylik güçlü bir donanma oluşturmuştu. En ünlü denizcileri Gazi Umur Bey’dir.

Aydınoğulları Beyliği 1390′da Osmanlı Devleti’ne katılmıştı.

1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Cüneyt Bey tarafından yeniden kurulmuşsa da 1425 tarihinde II. Murat zamanında Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

Saruhanoğulları

Saruhan beyliği, Germiyanoğulları Beyliği’ne bağlı komutanlardan Saruhan Bey tarafından Manisa’da kurulmuştu.

Denizciliğe önem veren Saruhan Beyliği, 1390 yılında Yıldırım Bayezıt tarafından ortadan kaldırılmış Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulmuşsa da, Çelebi Mehmet döneminde tamamen Osmanlılara katılmıştı.

Karesioğulları

Karesioğulları Beyliği, Germiyanoğulları beylerinden olan Karesi Bey tarafından Balıkesir ve Çanakkale çevresinde kurulmuştu. Denizcilikte oldukça ilerleyen Karesioğlu Beyliği 1345 yılında Orhan Bey tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Hamidoğulları

Hamidoğulları Beyliği, Felekeddin Dündar Bey tarafından 1300 yılında Uluborlu merkez olmak üzere kurulmuştur.

Denizcilikle uğraşan Hamidoğulları Beyliği Yıldırım Bayezıt zamanında Osmanlılara katılmasına rağmen Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulmuş, 1423 yılında da II. Murat tarafından yıkılmıştır.

Eşrefoğulları

Eşrefoğulları Beyliği, Seyfeddin Süleyman tarafından Beyşehir merkez olmak üzere 1284 tarihinde kurulmuştur.

1326 yılında İlhanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Menteşoğulları

Menteşoğulları Beyliği, Menteş Bey tarafından Milas merkez olarak kurulmuştur. Denizcilikle uğraşan bu beylik, Yıldırım Bayezıt zamanında 1391′de Osmanlılara katılmıştı. Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan beylik, II. Murat tarafından 1425′te tamamen ortadan kaldırıldı.

Candaroğulları (İsfendiyaroğulları)

Diğer adı İsfendiyaroğulları olan Candaroğulları Beyliği, Şemseddin Yaman tarafından 1292 yılında Sinop ve Kastamonu civarında kurulmuştur.

1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Eretna Beyliği

Eretna Devleti 1335 yılında Uygur Türkleri’nden Eretna Bey tarafından Orta Anadolu’da kurulmuştur. Devletin merkezi önce Sivas, sonra da Kayseri olmuştur. 1381 yılında Kadı Burhaneddin tarafından yıkılmıştır.

Kadı Burhaneddin

Kadı Burhaneddin 1381 yılında merkezi Sivas olmak üzere Kadı Burhaneddin Devleti’ni kurdu. Candaroğulları, Karamanoğulları ve Taceddinoğulları ile mücadele eden Kadı Burhaneddin Devleti, Timur tehlikesi karşısında Sivas halkının 1389 tarihinde şehri Yıldırım Bayezıt’e teslim etmesi ile Osmanlı’ya katılmıştı.

Dulkadiroğulları

1337 yılında Zeyneddin Karaca Bey tarafından Elbistan’da kurulan Dulkadiroğulları Devleti, Osmanlılar’la, Memlüklülerin arasını açan devlet olarak bilinir. Yavuz Sultan Selim tarafından 1515 Turnadağ Savaşı ile Osmanlı’ya katılmıştır. Bu beylik Osmanlı’ya katılanson beylik olup, bu beyliğin alınmasıyla Anadolu’da Türk birliği sağlanmış oldu.

Ramazanoğulları

Ramazanoğulları Beyliği, Ramazan Bey tarafından 1353 yılında Adana ve çevresinde kurulmuştur. İlk önce Memluk devletine bağlı iken Yavuz Sultan Selim ile birlikte Memlüklere karşı savaşmış, bundan sonra da Osmanlı Devleti’ne bağlı bir beylik olarak yaşamışlardır.

1608 tarihinde Osmanlı Devleti’ne bağlı bir vilayet haline getirilmiştir.

Abbasiler Dönemi

Abbasiler Dönemi

Abbasi Hükümdarları

Ebu’l Abbas Dönemi

Abbasi Devleti, Hz. Muhammed’in amcası Abbas’ın torunlarından Ebu’l Abbas tarafından 750 tarihinde kuruldu.

Abbasi hükümdarları, Emeviler gibi Arap üstünlüğüne dayalı bir devlet kurmadılar.

Ebu’l Musa, Haşimiye şehrini devlet merkezi yaptı, iç karışıklıklarla uğraştı, kanlı bir şekilde siyasi birliği sağladı.

UYARI : Ebu’l Abbas, siyasi birliği sağlarken yaptığı çalışmalar yüzünden “Seffah” (kan dökücü) lakabını almıştır.

Ebu Cafer El- Mansur Dönemi

Ebu Cafer El-Mansur, 754 yılında halife oldu.

754 yılında Abbasi Devleti’nin başkenti Bağdat’a taşındı.

751 yılında Çinlilerle Talas savaşı yapıldı.

Bu dönemde kültür hareketleri oldukça ilerledi.

Harun Reşit Dönemi

Harun Reşit, 786 yılında Abbasi Devleti’nin başına geçti.

Bu dönem Abbasilerin en parlak dönemi oldu.

UYARI : Binbir Gece Masalları’nda geçen Bağdat halifesi Harun Reşit’tir. Binbir Gece Masalları’nda özellikle bu dönemdeki İslam hazinesinin zenginliği vurgulanır.

Anadolu’ya akınlar yapıldı, İstanbul kuşatıldı fakat başarılı olunamadı.

Bu dönemde de iç isyanlar sürdü.

Me’mun Dönemi

Harun Reşit’in ölümü üzerine yerine oğlu Emin geçti.

Kısa süre sonra yerine Harun Reşit’in diğer oğlu Me’mun geçti.

Mu’tezile Mezhebi bu dönemde ortaya çıktı.

Bu dönemde Antik Çağ Yunan eserleri Arapça’ya çevrildi.

UYARI : Arap-İslam Devleti kültür ve sanat alanında dışarıdan (Helenizm’den) en çok bu dönemde etkilenmiştir.

Mu’tasım Dönemi

Me’mun’un ölümü üzerine 833 yılında kardeşi Mu’tasım halife oldu.

Bizans sınırlarında “Avasım” denilen Türk ordugahları kurdurdu.

UYARI : Avasım kentlerinin oluşturulma nedeni; İslam dünyasına karşı Bizans saldırılarını kırmaktır.

Mu’tasım’ın ölümü üzerine merkez otorite zayıfladı.

UYARI : Türkler’in sınır boylarında, yerleşim yerlerinden uzak bölgelerde Emir’ül Ümera görevi verilerek merkezden uzaklaştırılmasının ve ordugahlarda toplanmasının nedenleri savaşçı özelliklerini kaybetmelerini önlemek ve merkezde tehlike oluşturmalarını engellemekti.

Devlete bağlı Tavaif-i Mülk’ler bağımsızlıklarını ilan etti.

Abbasi Devleti’nin yıkılışı

Abbasi Devleti’nin Yıkılma Nedenleri

Abbasi Devleti, Mu’tasım’ın ölümü ile zayıfladı ve Moğollar’ın Bağdat’ı istilası ile yıkıldı.

Selçukluların yıkılması ile koruyucuları ortadan kalktı.

Şiilerin ve Emevilerin olumsuz çalışmalarından zarar gördü.

Zayıflama döneminde fetihlerin durgun geçmesi nedeniyle ekonomi zayıfladı.

Moğol Hükümdarı Hülagu’nun Bağdat’ı istilası ile Abbasi Devleti ortadan kalktı.

Endülüs Emevi Devleti

Abbasi Devleti yıkıldıktan sonra Abdurrahman bin Muaviye tarafından Kurtuba merkez olmak üzere 756 yılında kuruldu.

Endülüs Emevi Devleti askeri alanda değil, bilim ve kültür alanında ileri gitti.

En parlak dönemini III. Abdurrahman zamanında yaşadı.

Endülüs Emevileri zamanında yapılan Kurtuba Medresesi dünyanın en ünlü medresesidir.

UYARI : Bu medrese Avrupa Üniversiteleri’nin temelini oluşturmuştur. Buradan eski Yunan ve Roma dönemine ait eserler hakkında da Avrupa’ya ilk bilgiler yayılmıştır.

Franklar’ın saldırıları sonucunda zayıfladı ve 1031 yılında yıkıldı.

Endülüs Emevi Develeti’nden sonra bölgede Beni Ahmer Devleti kuruldu.

Beni Ahmer Devleti 1492′de yıkıldı.

Beni Ahmer Devleti

Endülüs Emevi Devleti’nin yıkılmasından sonra, Gırnata merkez olmak üzere kuruldu.

Kısa sürede güçlenerek deniz ticaret filosu kurdu.

Elhamra Sarayı gibi büyük eserlerle mimaride ilerledi.

İspanya’da XV. yüzyılda Hristiyan birliğinin kurulması ile Hristiyan saldırıları sonucunda yıkıldı.

Böylece İspanya’da Müslüman etkinliği sona erdi.

İslam Kültür ve Uygarlığı

Devlet Yönetimi

Devletin başında bulunan kişi, hem dini, hem de siyasi açıdan tüm yetkilere sahipti.

İslamiyetin kurulduğu ilk yıllarda, devlet başkanı Hz. Muhammed idi.

Hz. Muhammed’den sonra devlet başkanlığı görevi için halifeler seçildi.

Halifeler, Hz. Muhammed’in peygamberlik görevi dışındaki dünyevi bütün görevlerini yerine getirdiler.

Hz. Ömer döneminde sınırların genişlemesi ile devlet yapısında yenilikler yapılarak vali ve kadılar atanmaya başlandı.

Devlet hazinesi olarak bilinen Beytül Mal oluşturuldu.

Emeviler Dönemi’nde halifelik babadan oğula geçmeye başladı.

UYARI : Hz. Muhammed’in ölümünden sonra ilk dört halife (Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali) seçimle belirlenmiştir.

Emeviler Dönemi’nde sınırların genişlemesi ile yeni devlet görevlileri ortaya çıktı.

Ordu

Sınırların genişlemesi ile ordu önem kazanmaya başladı.

Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir döneminde düzenli bir İslam ordusu yoktu.

İslam Devleti’nde, eli silah tutan her erkek asker olarak kabul edilirdi.

İlk düzenli İslam ordusu Hz. Ömer devrinde kuruldu.

Abbasiler devrinde, Türkler ve diğer milletler İslam ordusunda görev almaya başladı.

Hz. Osman devrinde ilk defa donanma kuruldu.

Sosyal Hayat

Sosyal hayata dair düzenlemeler Kur’an-ı Kerim’den alınırdı.

İslamiyette insanlar arasında fark olmamasına rağmen, Emeviler Dönemi’nde Araplar kendilerini diğer uluslardan üstün görmüşlerdi.

Arap olmayan Müslümanlar ise Mevali olarak adlandırılmıştı.

Abbasiler döneminde Araplarla Mevali eşit duruma geldi.

İslam Devleti’nde, Hristiyan ve Yahudiler’den oluşan topluma Ehl-i Kitap denir.

Ehl-i Kitap haricinde Müslüman olmayan kesime de Ehl-i Küfür denir.

Müslüman olmayan bu toplumlar haraç ve cizye vergileri verirdi.

Ekonomik Hayat

Ekonomi daha çok tarım, hayvancılık, ticaret ve el zanaatlarına dayalıydı.

UYARI : Abbasiler Dönemi’nde el zanaatları ile uğraşanlar, Fütüvvet Birlikleri denilen meslek örgütleri oluşturmuşlardır.

Hayvancılığın gelişmesi ile halı ve kilim dokumacılığı da gelişti.

Seramik, cam işlemeciliği ve dokumacılık da ilerledi.

Ticaret, İslamiyet ile birlikte Arap Yarımadası’nda oldukça hızlandı.

En çok ticaretin yapıldığı devlet Bizans’dı.

İslam Devletleri’nde, devlete ait gelirlere Beyt-ül Mal denir.

Devlete ait gelir kaynakları :

1. Savaş ganimetlerinin beşte biri

2. Gayrimüslimlerden alınan Haraç

3. Müslümanlar’dan alınan Öşür

4. Gayrimüslümlerden alınan Cizye

5. Maden, tuz, gümrük gelirleri

Emevi halifesi I. Velid zamanında ilk İslam parası basıldı.

Dil ve Edebiyat

İslamiyet’te dil ve edebiyatın kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir.

Arapça, Emevi halifesi Abdülmelik zamanında resmi dil olarak kabul edildi.

İslamiyet’ten önce, sözlü edebiyat gelişmişken, Hz. Muhammed’in hayatını yeni nesillere aktarmak amacıyla yazılı edebiyata da önem verildi.

Düşünce hayatı Abbasiler ile birlikte gelişmiştir.

Bilim

İslam medeniyetlerinde bilim; İslami bilimler ve pozitif bilimler olmak üzere ikiye ayrılır.

İslam bilimlerinin temeli Kur’an-ı Kerim’dir.

Tefsir : Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin yorumlanması bilimidir.

Hadis : Hz. Muhammed’in söylediği sözler ve yaptığı işlerin bütününe hadis denir.

Hadis biliminin önde gelenlerinden biri Sahih-i Buhari’nin yazarı İmam Buhari’dir.

Fıkıh : İslam hukukudur. Temeli Kur’an-ı Kerim’dir.

Kelam : İslam felsefesidir.

Ünlü İslam bilginlerinden başlıcaları; Razi, İbn-i Cemşit, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşt, Biruni, Taberi, Mesud-i, İbnül Esir ve İbn-i Haldun’dur.

Sanat

Sanat İslamiyet ile birlikte büyük gelişme gösterdi.

İslamiyet’in yayılması ile İslam sanatında İran, Türk ve Bizans sanatlarının etkisi görüldü.

İslam sanatı denince akla ilk gelen, mimaridir.

En önemli mimari eserler arasında; Ömer Camii, El Ezher Camii, İbn-i Tulun Camii, El Hamra Sarayı ve Kurtuba Camii sayılabilir.

El sanatlarında; oymacılık, kakmacılık, nakkaşlık, hat ve tezhip sanatları oldukça gelişti

Müslüman-Türk Devletlerinde Kültür ve Uygarlık

Hükümdar ve Saray

Devlet hanedanın ortak malı olarak kabul edilirdi.

Bu durum hükümdarın ölümünden sonra taht kavgalarına sebep olur, devleti zayıflatırdı.

Bazı Türk-İslam Devletleri’nde hükümdar, Sultan sanını kullandı.

İlk Türk-İslam Devletleri’nde hükümdar tahta çıkınca Abbasi halifelerinin tasdiğini istedi.

Merkez Teşkilatı

Hükümet, Divan-ı Saltanat denilenBüyük Divan’dan meydana gelirdi.

Divanın başkanı hükümdardı.

Selçuklular bu kurumu Abbasilerden almışlardır.

Büyük Divan’a bağlı olan dört divan şunlardı:

İstifa Divanı; Mali işlerle ilgilenen divandır. Başkanlığını müstevfi yapardı.

Tuğra Divanı; Devletin yazışmalarının yapıldığı divandır.

İsraf Divanı; Mal işlerin yolunda gidip gitmediğini kontrol eden divandır. Başkanına müsrif denirdi.

Divan-ı Arz; Ordu ve asker maaşları ile ilgilenen divandır.

Taşra Teşkilatı

Başkent dışındaki idari birimlere vilayet denirdi.

Vilayetlerin başında şehzadeler veya vali statüsünde naipler bulunurdu.

Anadolu Selçuklularında üç tip vilayet bulunurdu.

Meliklerin yönettiği vilayetler; bunlar hanedan tarafından gönderilen meliklerin doğrudan hükümdara bağlı olduğu vilayetlerdi.

Divan Dairesi vilayetleri; yönetimi divana ait olan vilayetlerdi.

Bizans sınırında bulunan vilayetler;

Başında uç beyi denilen sınır koruyucu beylerin bulunduğu vilayetlerdi.

Hukuk

İslamiyet’in kabulü ile hukuk kuralları değişikliğe uğradı, Türk töresi ile İslami kurallar bir sentez haline getirildi.

Adli teşkilat; Şeri Yargı ve Örfi Yargı olmak üzere ikiye ayrılırdı.

Şer’i Yargı; kadıların başkanlığındaki mahkemeler tarafından yürütülürdü.

Örfi Yargı; vergilere, askeriye ile, ikta sahipleri ve ticarete ilişkin kanunlarla ilgilenirdi.

Hükümdarların halkın şikayetlerini dinlemek amacıyla düzenlediği Mezali Divanları da görülürdü.

Askeri davalara kadı askerler denilen kadılar bakardı.

Ordu

İlk Türk-İslam Devletleri’nde ordu Türkmenlerden oluşurdu.

Karahanlılarda ordu Hassa ordusu, Eyalet askerleri ve Türkmen kuvvetleri olmak üzere üç bölüme ayrılmıştı.

Selçuklularda, Karahanlılar’dan farklı olarak ikta askerleri, bağlı devletlerin askerleri ve gönüllü askerler vardı.

Hassa Ordusunda, askerlik için ayrılan çocuklar belirli merkezlerde yetiştirilir, sultanlar Hassa Birliklerini burada yetişen askerler arasından seçerlerdi.

Eyalet askerleri; Şehzadelerin ve valilerin yönetimindeki askerlerdi.

Türkmen birlikleri; Göçebe Türkmen boylarının savaş anında orduya katılmaları ile oluşan birliklerdi.

Toprak Yönetimi

Devlete ait ve miri arazi olarak adlandırılan topraklar dört bölüme ayrılmıştı.

Has arazi ; Geliri hükümdara ait olan arazilerdi.

İkta arazi; Gelirlerine göre önemli devlet görevlilerine dağıtılan arazilerdi.

Mülk arazi; Başarılı devlet adamlarına verilen arazi idi. Bu topraklara sahip olanlar toprak hakkında her türlü tasarrufa sahipti.

Vakıf arazi; İlmi ve sosyal kuruluşların masraflarını karşılamak amacıyla bu kuruluşlara tahsis edilen arazilerdi.

Haraci arazi; Müslüman olmayan halka ait arazilerdi.

Din

İslamiyet’in kabulünden sonra İslam dinini yaymak için önemli çalışmalar yapmışlardı.

İslamiyet’te gaza denilen Müslüman olmayan ülkelere yönelik savaşlar ile önemli fetihler gerçekleştirmişlerdi.

İslam dini ile İslamiyetten önceki kültürlerin birleşmesi ile Babalik, Bektaşlik, Ekberilik ve Mevlevilik gibi çeşitli tarikatlar oluşturulmuştu.

İslamiyeti yaymak amacıyla eserler yazılmış, Kur’anı’ın yayılması amacıyla çalışmalar yapılmıştı.

Ekonomik Hayat

Tulunoğulları ve Akşidler, doğu ve batı ticaret yolları arasında oldukları için ticarette oldukça gelişmişti.

Eyyubiler ve Memlüklüler’de ise Mısır’la ticaret çok gelişmişti.

Memlüklüler döneminde Trablus, Şam, İskenderiye, Dimyat, Yafa ve Akka önemli ticaret merkezleri haline geldi.

Ümit Burnu’nun buluması ile bu ticaret merkezleri önemini yitirdi.

Gazneliler, Hindistan topraklarını ele geçirerek ekonomilerini canlandırmıştı.

Büyük Selçuklular’da, Orta Asya ve Hindistan’dan gelen ticaret yollarının geçmesi ülkeyi zengin bir hale getirmişti.

Anadolu Selçuklu Devleti, ticaret yolları üzerinde yaptığı vakıf kuruluşları, han ve kervansaraylarla ticari alanda gelişmişti.

Sosyal Hayat

Türk-İslam Devletleri’nde göçebe bir hayat görülmüş, göçebecilikten dolayı hayvancılık gelişmişti.

Yerleşik hayata geçildikçe köylerde oturanlar tarımla, şehirlerde yaşayanlar ise ticaret ve el sanatlarıyla uğraşmışlardı.

Şehirlerde ticaretle uğraşanlar Ahi teşkilatını oluşturmuşladı.

Anadolu Selçukluları zamanında Türkler zengin ve mutlu bir hayat sürmüşlerdi.

Bilim

Türk İslam Devletleri’nde medreseler bilim merkezi idi.

Büyük Selçuklu Devleti zamanında, dünyanın ilk üniversitesi olarak kabul edilen Nizamiye Medresesi yapıldı.

Medreselerde Kur’an, hadis, kelam, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı, matematik, mantık geometri ve tarih okutulurdu.

Önemli bilim adamlarının başlıcaları; Farabi, Biruni, İbn-i Türk, İbn-i Sina, Gazali, Ömer Hayyam’dır.

Sanat

Türk-İslam devletlerindeki sanat eserlerinde mimari ağırlıkta idi.

Türk-İslam Devletleri tarafından yapılan ve günümüzde hala ayakta duran sanat eserlerinden bazıları şunlardır:

Tulunoğlu Camii

Baybars Camii

Mescid-i Cuma

Sultan Sencer Türbesi

Alaaddin Camii

Burmalı Minare

Orta Asya ve Yakın Doğu’da Kurulan Diğer Müslüman Türk Devletleri

Fatimiler

Şii Müslümanlar tarafından 969 yılında Tunus’ta kuruldu.

969 yılında Mısır’ı alarak Akşid devletine son verdiler.

Abbas halifesine saldırılarda bulunması üzerine Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey tarafından Suriye’den çıkarıldılar.

Haçlı saldırılarına karşı koyamayan Fatimiler, 1171 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından yıkıldı.

UYARI : Batıni mezhebinden olan Fatimilerin 972′de kurdukları El-Ezher medresesi dönemin en önemli eğitim kuruluşudur.

Eyyubiler

Mısır’da, 1174 tarihinde Selahaddin Eyyubi tarafından kuruldu.

Selahaddin Eyyubi, Filistin, Suriye, Irak ve Yemen’i fethetti.

Selahaddin Eyyubi, Haçlılarla büyük savaşlar yaptı.

Haçlıların elinden Kudüs’ü geri aldı.

Eyyubi Devleti, 1250 yılında Kölemen komutanlarından Aybeg tarafından yıkıldı.

Memlük Devleti

1250 tarihinde Aybeg Türkmeni tarafından Mısır’da kuruldu.

Haçlılar ve Moğollarla büyük mücadeleler yaptılar.

Abbasi halifeliğinin koruyuculuğunu üstlendiler.

Ayn-ı Calud Savaşı ile Memlük hükümdarı Baybars, Mısır ve Avrupa’yı Moğol istilasından kurtardı.

Hicaz, Filistin ve Suriye’de egemen olna Memlüklüler bahrat yolu ticaretini ele geçirerek ekonomik yönden güç kazandı.

Anadolu üzerindeki emelleri nedeniyle Osmanlılarla uzun süre mücadele ettiler.

Memlüklüler, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında yapılan Merc-i Dabık ve Ridaniye Savaşları sonunda yıkıldı.

UYARI : Hükümdarlığın veraset yoluyla geçmediği tek Türk devletidir. Memlük Sultanları komutanlar arasından seçimle gelirdi.

Harzemşahlar

Merkez Gürgenç olmak üzere 1097 tarihinde Atsız tarafından kuruldu.

Moğol saldırıları sonucunda zayıfladılar.

Anadolu Selçukluları ile 1230′da yaptıkları Yassı Çimen Savaşı’nda yenildiler.

Moğol istilası sonrasında topraklarını terkedip Selçuklulara sığındılar.

UYARI : Selçuklulara bağlı atabeylerden imparatorluğa dönüşen tek devlettir.

Moğol İmparatorluğu

1196 yılında Temuçin, yani Cengiz Han tarafından başkent Karakurum olmak üzere kuruldu.

Cengiz Han 1227 yılında öldü.

Cengiz Han ölmeden önce eski bir Türk geleneğine uyarak topraklarını oğulları ve torunları arasında paylaştırdı.

UYARI : Moğollar (Cengiz Han)

Altınorda Hanlığı İlhanlılar Çağatay Hanlığı Kubilay Hanlığı

(1256 – 1502) (1256-1335) (1227 – 1370) (1206-1368)

(Hazar Denizi’nin (İran ve Doğu (Türkistan) (Çin)

Kuzeyinden Kırım’a Anadolu)

kadar uzanan topraklar)

Timur İmparatorluğu

Timur tarafından 1335 yılında Semerkant merkez olmak üzere kuruldu.

1401 yılında Karakoyunlu Devleti’nin topraklarının büyük bir kısmını ele geçirdi.

Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf’un Osmanlı Devleti’ne sığınması üzerine Anadolu’ya girdi.

1402 yılında Çubuk Ovası’nda Osmanlı Devleti ile Ankara Savaşı’nı yaptı ve Yıldırım Bayezıt’ı yendi.

Timur’un ölümünden sonra devlet parçalandı.

UYARI : Bu dönem, ticaret ve bilimde özenli gelişmelerin olduğu bir dönemdir. Astronomi alalında Uluğ Bey, Edebiyat alanında Ali Şir Nevai ve Matematik alanında Ali Kuşçu gibi ünlü isimler yetişti.

Anadolu Türk Beylikleri

Malazgirt Savaşı (1071) ile başlayan ve bugünkü sınırlarımız üzerinde, Türklerin kurduğu devletlerin tamamının birden oluşturduğu Türkiye Tarihi’nin üçüncü bölümünü Anadolu Türkmen Beylikleri oluşturur.

Karamanoğulları

Karamanoğulları Beyliği, Oğuzların Afşar Boyu’ndan olup Karaman merkez olmak üzere 1256 tarihinde kurulmuştu.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılması üzerine Anadolu’da en güçlü devlet olmuşlardı. Karamanoğlu Mehmet bey döneminde Türkçe’yi resmi dil olarak kabul ettiler. Anadolu Türk Birliği’nin kurulmasında Osmanlılara karşı en çok mücadele eden beylik Karamanoğlu Beyliği olmuştur. Yıldırım Bayezıt döneminde Osmanlılara katılan beylik, Ankara Savaşı’ndan sonra tekrar bağımsız olmuş, Fatih Sultan Mehmet döneminde etkisizleştirilerek, II. Bayezıt döneminde 1487 tarihinde yıkılmıştı.

Germiyanoğulları

1299 yılında kurulan Germiyanoğlu Beyliği’nin kurucusu Yakup Bey’dir. Kütahya civarında kurulmuştur. Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Anadolu’da en güçlü devlet olmuşlardır. Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişlerdi. Germiyanoğlu Süleyman Şah Karamanoğullarına karşı topraklarını koruyabilmek amacıyla kızını I. Murat’ın oğlu Bayezıt’a vermiş, çeyizx olarak da Kütahya, Simav, Emet ve Tavşanlı’yı bırakmıştı. Germiyanoğlu Beyliğinin varlığına 1390 tarihinde Yıldırım Bayezıt son vermişti.

1402 Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan beylik 1428′de Osmanlı Devleti’ne katıldı.

Aydınoğulları

Aydınoğulları Beyliği, Germiyanoğulları Beyliği’ne bağlı komutanlardan Aydınoğlu Mehet Bey tarafından Birgi merkez olmak üzere 1308 tarihinde kurulmuştur. Denzicilikte gelişen bu beylik güçlü bir donanma oluşturmuştu. En ünlü denizcileri Gazi Umur Bey’dir.

Aydınoğulları Beyliği 1390′da Osmanlı Devleti’ne katılmıştı.

1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Cüneyt Bey tarafından yeniden kurulmuşsa da 1425 tarihinde II. Murat zamanında Osmanlı Devleti’ne katılmıştır.

Saruhanoğulları

Saruhan beyliği, Germiyanoğulları Beyliği’ne bağlı komutanlardan Saruhan Bey tarafından Manisa’da kurulmuştu.

Denizciliğe önem veren Saruhan Beyliği, 1390 yılında Yıldırım Bayezıt tarafından ortadan kaldırılmış Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulmuşsa da, Çelebi Mehmet döneminde tamamen Osmanlılara katılmıştı.

Karesioğulları

Karesioğulları Beyliği, Germiyanoğulları beylerinden olan Karesi Bey tarafından Balıkesir ve Çanakkale çevresinde kurulmuştu. Denizcilikte oldukça ilerleyen Karesioğlu Beyliği 1345 yılında Orhan Bey tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Hamidoğulları

Hamidoğulları Beyliği, Felekeddin Dündar Bey tarafından 1300 yılında Uluborlu merkez olmak üzere kurulmuştur.

Denizcilikle uğraşan Hamidoğulları Beyliği Yıldırım Bayezıt zamanında Osmanlılara katılmasına rağmen Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulmuş, 1423 yılında da II. Murat tarafından yıkılmıştır.

Eşrefoğulları

Eşrefoğulları Beyliği, Seyfeddin Süleyman tarafından Beyşehir merkez olmak üzere 1284 tarihinde kurulmuştur.

1326 yılında İlhanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Menteşoğulları

Menteşoğulları Beyliği, Menteş Bey tarafından Milas merkez olarak kurulmuştur. Denizcilikle uğraşan bu beylik, Yıldırım Bayezıt zamanında 1391′de Osmanlılara katılmıştı. Ankara Savaşı’ndan sonra yeniden kurulan beylik, II. Murat tarafından 1425′te tamamen ortadan kaldırıldı.

Candaroğulları (İsfendiyaroğulları)

Diğer adı İsfendiyaroğulları olan Candaroğulları Beyliği, Şemseddin Yaman tarafından 1292 yılında Sinop ve Kastamonu civarında kurulmuştur.

1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Eretna Beyliği

Eretna Devleti 1335 yılında Uygur Türkleri’nden Eretna Bey tarafından Orta Anadolu’da kurulmuştur. Devletin merkezi önce Sivas, sonra da Kayseri olmuştur. 1381 yılında Kadı Burhaneddin tarafından yıkılmıştır.

Kadı Burhaneddin

Kadı Burhaneddin 1381 yılında merkezi Sivas olmak üzere Kadı Burhaneddin Devleti’ni kurdu. Candaroğulları, Karamanoğulları ve Taceddinoğulları ile mücadele eden Kadı Burhaneddin Devleti, Timur tehlikesi karşısında Sivas halkının 1389 tarihinde şehri Yıldırım Bayezıt’e teslim etmesi ile Osmanlı’ya katılmıştı.

Dulkadiroğulları

1337 yılında Zeyneddin Karaca Bey tarafından Elbistan’da kurulan Dulkadiroğulları Devleti, Osmanlılar’la, Memlüklülerin arasını açan devlet olarak bilinir. Yavuz Sultan Selim tarafından 1515 Turnadağ Savaşı ile Osmanlı’ya katılmıştır. Bu beylik Osmanlı’ya katılanson beylik olup, bu beyliğin alınmasıyla Anadolu’da Türk birliği sağlanmış oldu.

Ramazanoğulları

Ramazanoğulları Beyliği, Ramazan Bey tarafından 1353 yılında Adana ve çevresinde kurulmuştur. İlk önce Memluk devletine bağlı iken Yavuz Sultan Selim ile birlikte Memlüklere karşı savaşmış, bundan sonra da Osmanlı Devleti’ne bağlı bir beylik olarak yaşamışlardır.

1608 tarihinde Osmanlı Devleti’ne bağlı bir vilayet haline getirilmiştir.

İlk Müslüman Türk Devletleri

Türklerin İslamiyeti Kabulü

Türklerin İslamiyeti Kabul Etme Aşamaları

Türkler ilk defa Müslümanlarla Hz. Ömer zaamanında karşılaştı.

Hz. Osman zamanında İran’ın fethinin tamamlanması ile Türklerle Müslümanlar komşu durumuna geldi.

Emeviler Dönemi’nde İslam ordularının Maveraünnehir’i fethi bölgede bulunan Türk devletleri yüzünden başarılı olamadı.

Türklerin Müslüman Olma Nedenleri

1. Türkler’in doğuştan savaşçı olmaları ve her Türk erkeğinin asker sayılması İslamiyet’teki cihat anlayışı ile uyuşması

2. İslamiyet’in kendi dinleri ile olan benzerliği

3. Türklerin sosyal hayatındaki bir takım unsurların İslamiyet’te de olması

Ekonomik Nedenler :

1. Türkler’in haraç ve cizye vergisinden kurtulmak istemeleri

2. Abbasi ordusunda ücretli askerlik yapmaları

Siyasi Nedenler :

1. Türkler’in Çinlilere karşı güçlü müttefik elde etmek istemeleri

2. Abbasilerin ılımlı politikaları

Talas Savaşı

Nedeni : Çinliler ve Arapların Orta Asya’yı denetim altına almak istemeleri.

Çinliler, Orta Asya’yı denetimleri altına almak amacıyla 747 yılında Türkistan’a sefer düzenledi.

Abbasiler, Karluk, Yağma ve Çiğil Türkleri’nin yardımı ile 571 yılında Talas’da Müslümanlar Çinlileri yendi.

Sonuçları :

1. Orta Asya Çinlileşmekten kurtuldu

2. Türkler, İslamiyet’i kabul etmeye başladı.

3. Kağıt, matbaa, barut, pusula gibi Çinlilerin geliştirdiği aletler, Müslümanlar tarafından öğrenilmeye başlandı.

UYARI : Kağıt, matbaa, barut ve pusulanın tarih içinde el değişmesi şu şekildedir.

Talas Savaşı Haçlı Seferleri

Çinliler —————————> İslam Dünyası ——————–> Avrupalılar

Matbaa – Kağıt ———->Rönesans – Reform

Barut ———————–>Feodalite’nin Yıkılışı

Pusula ———————>Coğrafya Keşifleri

İslamiyet’ten Önce Orta Asya’da Kurulan Türk Devletleri

Türkler’in İlk Ana Yurdu

Türkler’in ilk ana yurdu Orat Asya’da; Batı’da Hazar Denizi’nden Doğu’da Kingan Dağları’na, Kuzey’de Altay Dağları’ndan Güney’de Hindukuş ve Karanlık Dağları’na kadar uzanan bölgedir.

Bu bölge, coğrafi yapısı ve iklim şartlarının da elverişli olması nedeniyle Türkler tarafından Ana Yurt olarak tercih edilmiştir.

Göçebe kültürünün sonucunda şu durum ortaya çıkmıştır.

Merkezi yapı güçlenememiş,

Teşkilatçı özellik gelişememiş,

Mimari ve şehircilik ortaya çıkmamış,

Ekonomi, hayvancılığa dayalı kalmış,

Askeri yapıysa gelişmiştir.

Türkler’in Orta Asya’dan Göç Etmenlerinin Nedenleri :

Topraklarının tarıma elverişsiz olması,

Hayvanlar için otlakların yetersiz olması,

İklim koşullarının değişmesi nedeniyle kuraklık ve şiddetli kış yaşanması,

Türk boyları ve yabancı kavimlerle yapılan mücadelelerdir.

Asya Hun (Büyük Hun) Devleti

Merkez Ötügen olmak üzere Orhun ve Selenga nehirleri çevresinde kuruldu.

Tarihte bilinen ilk Türk devletidir. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı Teoman’dır.

Çinlilere karşı seferler yaptılar, Çinliler de bu seferleri durdurmak için Çin Seddi’ni yapmak zorunda kalmışlardır.

Teoman’ın oğlu Meta Han döneminde; diğer Türk devletlerine de örnek olacak “onluk sistem”e dayalı ilk düzenli Türk ordusu kuruldu.

Asya Hun Devleti’nin Yıkılışı

Mete Han’ın ölümünden sonra oğulları ülkeyi iyi yönetemediler.

Çin entrikaları ve bu devletle yapılan savaşlar ülkeyi zayıflattı.

İpek Yolu’nun Çin kontolüne geçmesi nedeniyle Hun ekonomisi bozuldu.

Artan Çin baskısı nedeniyle ülke iyice zayıflayarak Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı.

Kavimler Göçü :

Çin baskısından kaçan Kuzey Hunları, M.S. 375′de Batı’ya göç etmeye başladılar. Hun göçleri sonunda Karadeniz’in Kuzeyi’ndeki Germen kavimleri Batı’ya göç etti. Doğu Germen kavimlerinin göçü sonucunda , Roma İmaparatorluğu, M.S. 395 tarihinde, Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı.

UYARI : Avrupa’ya ve Anadolu’ya ilk Türk akını bu dönemde düzenlenmiştir. Bu akınlar Anadolu’ya yerleşme ve yurt edinme amacı taşımamaktadır.

Avrupa Hun Devleti

M.S. 400′lerde başkent Etzelburg olmak üzere Avrupa Hun Devleti kuruldu. Bu sırada Hun hükümdarı Balamir’di.

Avrupa Hunları’nın en ünlü hükümdarı Attila’dır.

Attila, 447 yılında büyük bir ordu ile Doğu Roma (Bizans) üzerine yürüdü ve onları vergiye bağladı.

451 yılında Batı Roma İmparatorluğu üzerine ve 452 yılında da İtalya üzerien iki büyük sefer yaptı.

Göktürk Devleti

552′de Avarlar’a karşı isyan ederek, Bumin Kağan önderliğinde Ötügen merkez olmak üzere kuruldu.

Tarihte Türk ismini devlet isimlerinde kullanan ilk topluluktur.

Bumin Kağan’ın yerine geçen Mukan Kağan zamanında devlet en parlak dönemini yaşadı.

İstemi Yabgu döneminde Bizans ile Sasani Devleti’ne karşı büyük mücadeleler yapıldı.

Göktürk Devleti, Çin entrikaları sonucu, 582 yılında Doğu ve Batı Göktürkler olarak ikiye ayrıldı.

UYARI : Bu dönemde İpek Yolu, Göktürk, Sasani ve Bizans Devletleri’ni karşı karşıya getirmiştir. İlk Türk-Bizans ittifakı Sasaniler’e karşı bu dönemde olmuştur (571). Hedef doğu-batı ticaretini ele geçirmektir.

II. Göktürk (Kutluk) Devleti

682 yılında Kutluk Kağan önderliğinde kuruldu.

Ünlü hükümdarları Bilge Kağan döneminde, vezirleri Kültigin ve Tonyukuk ile birlikte, en parlak dönemlerini yaşadılar.

Bilge Kağan’ın ölümünden sonra zayıflayarak Basmil, Karluk ve Uygurlar’ın isyanı sonucu yıkıldılar.

UYARI : Türk tarihinin ve Türk edebiyatının ilk yazılı kaynağı olarak kabul edilen Orhun yazıtları bu dönemde yazılmıştır. Bu yazıtlarda Göktürk Tarihi ve Türk Uygarlığı hakkında önemli bilgiler verilmektedir.

Uygur Devleti

Yerleşik yaşamı benimseyen ilk Türk topluluğudur.

Budizm ve Maniheizm’i benimsediler.

Çin’den sonra matbaayı geliştirerek ikinci kez kullanılan ve hareketli harfleri icat ettiler.

840 yılında Kırgız Türkleri tarafından yıkıldılar.

UYARI : Budizm ve Maniheizm Uygurların hem mimari alanında hem de savaşçı özelliklerini kaybetmelerinde etkili olmuştur.

Kırgızlar, Uygurları yıkarak Türk yurdunun Moğollar’ın eline geçmesine neden olmuşlardır. Bu yüzden Türk tarihinde olumsuz anılmışlardır.

Avarlar

En ünlü hükümdarları Bayan Kağan döneminde Doğu Roam İmparatorluğu üzerien bir çok sefer yaptılar.

Sasanilerle birleşerek ilk defa İstanbul’u kuşattılar fakat ele geçiremediler.

Hristiyanlığı kabul eden Türk topluluklarındandırlar.

istanbul’u ikinci defa kuşattılar fakat bundaki başarısızlıkları zayıflamalarına sebep oldu ve 805 yılında Franklar’ın saldırısı sonucunda yıkıldılar.

UYARI : İslamiyet’i kabul eden boylar bugünkü Kazan Türklerinin temelini oluşturur.

Bulgarlar

Orta Asya’dan ve Oğuzlar’dan koparak Batı’ya göç eden kabilelerin birleşmesiyle oluştular.

Bir kısım Bulgar Türkleri Volga Nehri çevresine gelerek İdil (Volga) Bulgar Devleti’ni kurdular. Bu devlet 1236 yılında Altın Ordu Devleti tarafından yıkıldı.

Türk boylarına gelen diğer Bulgar Türkleri burada Tuna Bulgar Devleti’ni kurdular. Tuna Bulgarları zamanla Slavlaşarak ve IX. yüzyılda da Hristiyanlığı kabul ederek tarih sahnesinden silindiler.
Hazarlar

Hazar Türkleri tarafından Karadeniz’in kuzeyi ile Kafkaysa arasında kuruldu.

Hz. Ömer ve Hz. Osman zamanında İslam ordusu ile mücadele ettiler.

Hazar Türkleri, Museviliği kabul eden ilk Türk topluluğu olduklarından İslamiyet’in Avrupa’da yayılmamasında etkili oldular.

UYARI : Museviliği daha çok merkez yönetiminde bulunanlar kabul etmişlerdir. Halk arasında ise daha çok Hristiyanlık, Müslümanlık ve Şamanizm görülür.

Macarlar

Macar boyları Peçenek baskısı sonunda bugünkü Macaristan’a yerleştiler.

Avrupa’nın batısına ve güneyine akınlar yaptılar.

995 yılında Germen Kralı’nın karşı akını sonucunda büyük yenilgi aldılar.

Bu tarihten itibaren yavaş yavaş Hristiyanlaşarak kültürel özelliklerini kaybettiler.

UYARI : Macarlar, Hristiyanlığın Katolik mezhebini benimseyen tek Türk boyudur. Dinlerindeki değişim devlet yapılarına yansımış, boylar birliğine dayalı siyasi yapıdan, krallık sistemine dayalı bir yapıya geçmişlerdir.

macarlar aynı zamanda, Germenlerin Balkanlara inmesi ve Balkanlardaki Slavlarla kuzeydeki Slavların birleşmesini engellemişlerdir.
Peçenekler

Göktürk ve Uygur hakimiyetinde yaşadıktan sonra, X. yüzyılda Batı’ya göç ettiler. Macar ve Rus tarihinde etkili oldular.

XI. yüzyılda Hristiyanlığı kabul ettiler.

Malazgirt Savaşı’nda Oğuzlarla birlikte Bizans ordusuda yer aldılar.

1091 ‘de Kıpçaklarla yaptıkları bir savaşta yenildiler ve giderek dağıldılar.

UYARI: Peçenekler, Bizans ordusunda ücretli asker olarak görev almıştır. Bizans, Peçenekler’in bazılarını da Anadolu’ya yerleştirmiştir.

Kıpçaklar (Kumanlar)

Kıpçaklar, XI. yüzyılın başlarında Moğollar’ın baskısıyla Orta Asya’dan göç ederek Doğu Avrupa’ya geldiler.

Ruslarla büyük mücadeleler sonucunda Ruslar’ın Karadeniz’e inmelerini engellediler.

Zamanla ortadan kalktılar.

UYARI : Kıpçakların Seyhun Irmağı boylarında Oğuzlarla yaptıkları savaşlar, Dede Korkut Hikayeleri’ne konu olmuştur.

Oğuzlar

Oğuzlar başta Selçuklu ve Osmanlı olmak üzere daha bir çok Türk devletinin kurucuları olarak bilinirler.

Göktürk Devleti yıkıldıktan sonra Uygurların hakimiyeti altına girdiler.

Uygurların yıkılmasından sonra başkent Yenikent olmak üzere devlet kurdular.

Malazgirt Savaşı’nda, Bizans ordusunda yer aldılar.

UYARI : Oğuzların tarihte büyük devletlerin kuruluşunda etkili olmaları Türk toplulukları içinde en önemli boy kabul edilmelerine neden olmuştur. Türk toplulukları içinde İslamiyet’i kabul eden Oğuzlara “Türkmen” denilmiştir.

Uzların bir kısmı Hristiyanlığı kabul ederek Hristiyanlaşmışlar, Kafkasya’nın güneyine inen diğer bir kısmı ise İslamiyet’i kabul ederek Müslümanlaşmışlardır.

Türgeş Devleti

I. ve II. Göktürk Devletleri hakimiyetinde yaşadıktan sonra VII. yüzyılda Balasagun merkez olmak üzere devletlerini kurdular.

Sulu Kağan önderliğinde Emevilerle uzun yıllar mücadele ettiler.

Yerleşik yaşamı benimsediler ve tarihte parayı kullanan ilk Türk topluluğu oldular.

766 yılında Karluklar tarafından hakimiyetlerine son verildi.

UYARI: İslamiyet’in Orta Asya’da yayılmasını bir süre engellemişler böylece Orta Asya Türkleri’nin Araplaşmasını önlemişlerdir.

Karluklar

VI. yüzyılda Doğu Göktürk Devleti’ne bağlı olarak, Altay Dağları’nın batısında Kara İrtiş Nehri boylarında yaşadılar.

Talas Savaşı’nde Müslümanlar’ın tarafını tutarak Orat Asya’nın Çinlileşmemesinde önemli rol oynadılar.

Talas Savaşı’ndan sonra İslamiyet’i kabul ederek Müslüman olan ilk Türk boylarından biri oldular.

Sabirler

Ural Dağları’nın Güneyineve Kuzey Kafkasya’ya yerleştiler.

VI. yüzyıldan itibaren Doğu Avrupa’ya kadar inerek bu bölgedeki Bizans ve Sasani Devleti ile mücadele ettiler.

557 yılında Avarlarla yaptıkları savaşta yenilip, bu tarihten itibaren gittikçe zayıflayarak tarih sahnesinden silindiler.

Sibirya bölgesi, Sibirlerin bu bölgede yaşamalarından dolayı bu adı almıştır.

İlk Türk Devletlerinde Kültür ve Uygarlık

Devlet Yönetimi

Uygurlar dışında bütün Türk Devletleri göçebe devlet şeklinde yaşamışlardır.

Aileler obaları, obalar boyları, boylar ise budunları meydana getirirdi.

Devlet, hanedanın ortak malı kabul edilirdi.

Hakanın yetkileri “Kurultay” denilen danışma meclisi ile sınırlandırılmıştı.

UYARI : Bu durum Türk devletlerinde taht mücadelelerine sebep olmuştur. Bu yüzden Türk devletleri çok kısa sürelerde yıkılmıştır. Devlet kuzey-güney, doğu-batı, sağ-sol olmak üzere ikiye ayrılırdı. Sağı hükümdarlar yönetirdi. Senede iki kez toplanan Kurultay adı verilen bir meclis vardır. Boy beylerinden oluşurdu. Önemli kararlar alınırdı.

Kurultay, Türklerde askeri yapıda demokrasinin olduğunu gösterir.

Hukuk

İslamiyet öncesinde kurulan Türk devletlerinde yazılı hukuk kurallarına rastlanmaz.

Genelde, sosyal hayatı düzenleyen sözlü hukuk kuralları yani töreler baskındır.

Devlet yapısında töreyi uygulayan adalet teşkilatının başı hükümdardır.

Töre hükümleri ile çok ağır cezalar verildiği görülmüştür.

Ordu

İlk Türk devletlerinde kadın-erkek her Türk asker sayılırdı.

İlk düzenli Türk ordusu Asya Hun İmparatoru Mete Han tarafından kuruldu.

Ordunun başında başbuğ denilen başkomutan bulunurdu.

Türkler savaşlarda en çok sahte ricat denilen geri çekilme taktiğini uygulayarak başarılı oldular.

UYARI : Mete Han tarafından kurulan ordu, Türk Kara Kuvvetleri’nin temeli olarak kabul edilmiş ve Çin, Moğol, İran, Bizans ve Roma’yı da etkilemiştir.

Din

Tek bir tanrının varlığına inanılmış, Tanrı’ya “tengri” adı verilmişti.

Bu tanrı Gök tanrı olarak da bilinmekteydi.

Doğa da bir takım gizli güçlere inanılırdı.

Şamanizm yani iyi ruh ile kötü ruhun varlığına inanılan bir inançta yaygındı.

Öldükten sonra yaşama inanç vardı.

UYARI : İslamiyet öncesi Türklerde görülen tek Tanrı inancı, İslamiyet’in kabul edilmesinde etkili olmuştur. Bu Türklerde öldükten sonra yaşama inanılır, mezarlara Balbal’lar dikilirdi. (Balbal, öldürülen düşman sayısı kadar dikilirdi.)

Ekonomik Hayat

Bozkır kültürünün bir sonucu olarak göçebe ve yarı göçebe bir hayat sürmüşlerdir.

Göçebe hayatın bir sonucu olarak hayvancılık zorunlu geçim kaynağı olmuştur.

Bununla birlikte balıkçılık, tarım ve yağmacılık da ekonomik hayatta önemli yer almıştır.

Dil ve Edebiyat

Türklerde görülen en eski dil Göktürkçe ve alfabe olarak da Göktürk alfabesidir.

VII. yüzyılda Göktürkler tarafından Göktürk alfabesi ile yazılan Orhun kitabeleri bilinen en eski Türk yazıtları olarak kabul edilir.

Uygurlar da Uygur alfabesini kullanmışlar ayrıca hareketli harfleri bulmuş ve matbaayı kullanmışlardır.

Bilim ve Sanat

Oniki hayvanlı Türk takvimini meydana getirmişlerdir.

Bilim adamlarından meydana gelen ve Keneş Meclisi adı verilen bir meclisi meydana getirmişlerdir.

Göçebe hayat sürdükleri için taşınabilir sanat eserleri olarak kemer, kılıç, at koşumu gibi el sanatları ile uğraşmışlardır.

Uygurlar döneminde Maniheist mabetler yapılmış, mezar anıtları ve saray yapılarına da rastlanmıştır.

Tarih Bilimine Giriş

Tarih Nedir ?

Tarih, geçmiş insan topluluklarının, savaşlarını ve barışlarını, kültür ve uygarlıklarını, sosyo-ekonomik yapılarını, neden-sonuç ilişkisi içinde zaman ve yer göstererek, belgelere dayalı, inceleyen bilim dalıdır.

Tarih Çeşitleri :

Genel Tarih : İnsanoğlunun yeryüzündeki bütün geçmişini siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel tarihini başlangıçtan günümüze inceler.
Örneğin : Dünya Tarihi
Özel Tarih : Sadece bir devlet ya da milletin siyasi ekonomik ve kültürel tarihini inceler.
Örneğin : Türkiye Cumhuriyeti Tarihi
Siyasi Tarih : Uluslararası siyasi olayları savaşları barışları ve ittifakları inceler.
Örneğin : Osmanlı Siyasi Tarihi
Uygarlık Tarihi : Bütün ulusların meydana getirdikleri uygarlık eserlerini kültür ve medeniyet ürünlerini inceler.
Örneğin : Çin Uygarlığı

Tarih Anlayışları :

Hikayeci Tarih : Tarihi olayları neden-sonuç ilişkisi belirtmeden, belgelere dayandırmadan, efsanelere göre inceler. İlk temsilcisi Heredot’tur.
Öğretici Tarih : Tarihi olaylardan ders almak ve liderleri örnek alarak yönlendirici rol oynamak amaçlanır.
Sosyal Tarih : Toplumların her türlü faaliyetlerini inceler.
Bilimsel Tarih : Olayları neden-sonuç ilişkisi içinde bilimsel olarak inceler. Tarih bilinci bu sayede ortaya çıkmıştır.

Tarihe Yardımcı Bilim Dalları :

Filoloji : Dil Bilimidir. Toplumların dillerini inceler.
Coğrafya : Coğrafi bölgelerin özelliği ve iklimi tarihi olayların değerlendirilmesinde etkilidir.
Örneğin Fenikelilerin deniz ticareti ile uğraşmalarının nedeni coğrafyalarının tarıma elverişli olmamasıdır.
Kronoloji : Takvim bilimidir. Tarihi olayların oluş sırasını verir.
Paleografya : Toplumların eskiden kullandıkları yazıları inceler. (Mısır hiyeroglifi, Sümerlerin çivi yazısı, Türklerin Orhun ve Uygur abideleri gibi) Bu bilim dalı tarih öncesi dönemlerin aydınlatılmasında etkili değildir.
Antropoloji : İnsan ırklarını inceleyerek sınıflandıran bilim dalıdır.
Diplomatik : Fermanlar, beratlar ve dönemin yazışmalarını inceler. Siyaset bilimi olarak da adlandırılır. Başlangıç noktası Kadeş Barışının imzalanmasıdır.
Etnografya : Toplumların öz kültürlerini inceleyen bilim dalıdır.
Arkeoloji : Kazı bilimidir. Tarih öncesi dönemlerin aydınlatılmasında yararlanılmaktadır.
Sosyoloji : Toplum bilimidir. Tarihi olayları sosyoloji konularını hesaba katarak inceler.
Kimya : C14 metodunu kullanarak eski kullanılmış araç ve gereçlerin yaşları hakkında bilgi verir.
Nümizmatik : Eski paraları inceleyerek, toplumların ekonomik yapısı hakkında bilgi verir.
Epigrafi : Kitabeleri inceler. Örneğin : Göktürk ve Kültepe yazıtları.
Toponomi : Yer adlarını inceleyerek tarihe yardımcı olur.
Heraldik : Mühür bilimidir. Eski mühürleri inceler.

TARİH ÖNCESİ DEVİRLER ve TARİH DEVİRLERİ

İnsan topluluklarının o dönemde kullandığı ve günümüze kadar gelebilen kalıntılardan yola çıkılarak iki bölüme ayrılır.

TAŞ DEVRİ

KABA TAŞ DEVRİ

İnsanlığın en ilkel ve en uzun dönemidir. Bu dönemde henüz araç ve gereç yapımı başlamamıştır. İnsanlar kendilerini korumak için doğadaki sivri taşları olduğu gibi kullanmıştır.

YONTMA TAŞ DEVRİ

Bu dönemde insanlar taşları yontarak ilk defa araç ve gereç yapmışlardır. Bu aletler savunma ve avlanma amacıyla yapılmıştır. İnsan doğanın asalağı durumundadır. Tüketici, avcı ve toplayıcıdır. Ekonomik etkinliklerden ötürü göçebe bir yaşam sürmüşlerdir Mağara duvarlarına hayvan resimleri yapmışlardır. Dönemin sonlarına doğru ateş denetim altına alınmıştır. (Ateş önce insanları soğuktan ve yırtıcı hayvanlardan korumuş, daha sonraki dönemlerde ise insanlığın gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Toprak kapların yapımında madenlerin işlenmesinde olduğu gibi) Yontma Taş Devrinin sonlarına doğru buzullar çözülmüş, iklim yumuşamıştır.

CİLALI TAŞ DEVRİ

Bu dönemde alet yapımı gelişmiş sert ve düzgün aletler yapılmıştır. Taşın yanısıra ilk defa topraktan da araç gereçler yapılmıştır. (Toprakkaplar yapılmış, seramiksanatı ilerlemiştir.) İnsanlık için güzel bir dönemin başlangıcıdır. İnsan doğanın asalağı olmaktan kurtulmuş ilk defa üretim faaliyetlerini başlatmıştır. İlk defa tarım başlamış, hayat tarzı değişerek yerleşik yaşama geçilmiştir. Bunun sonucunda ilk köyler kurulmuş, hayvanlar evcilleştirilmiştir. Menhir ve Dolmen adı verilen anıtlar dikilmiştir. Bitki liflerinden elbiseler dikilmiştir.

MADEN DEVRİ

BAKIR DEVRİ

İşlemesi kolay olduğu için ilk kullanılan madenler bakır, altın ve gümüştür. Ancak doğada fazla bulunduğu için bakırdan daha fazla araç ve gereç yapılmış ve döneme damgasını vurmuştur.

TUNÇ DEVRİ

Bakır ve kalayın karışımından tunç elde edilmiş ve böylece daha sert dayanıklı araç gereçler yapılmıştır. Bu dönemde karasaban bulunmuş ve tarımda gelişim sağlanmıştır. Tüketim fazlası üretim elde edilmiş bu da ticaretin gelişmesini sağlamıştır. İlk şehir ve devlet yapıları kurulmuştur.

DEMİR DEVRİ

Demirin yüksek ısıda işlenebilmeye başlanması ile sanayide önemli gelişmeler sağlanmıştır. Ticaret hızlanmış ve dönemin sonlarına doğru yazı icat edilmiştir.

TARİH DEVİRLERİ

Tarih, yazının icadı ile başlayan zaman dilimi içerisinde devirlere ayrılırken, insanlık tarihini etkileyen büyük ve önemli olay ve buluşlara göre dört bölüme ayrılır.
İLK ÇAĞ

Yazının bulunmasıyla başlayıp (M.Ö. 4000-3500) Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışına kadar sürer. En uzun süren çağ olarak bilinir.
ORTA ÇAĞ
Batı Roma İmparatorluğunun yıkılışından (476), İstanbul’un Türkler tarafından fethine kadar (1453) sürer.
YENİ ÇAĞ
İstanbul’un fethinden, 1453 tarihinde başlayıp, 1789 tarihli Fransız İhtilaline kadar sürer.
YAKIN ÇAĞ
1789 Fransız İhtilali ile başlayıp, günümüze kadar sürer.

Çin-Hint-İskit Medeniyetleri

ÇİN MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ
Çin’in tarihi Yontma Taş Devri’nde başlamıştır.
Şensi ve Kansu’da Türk kültürü etkili olmuştur.
Tunguz, Moğol, Türk ve Tibet kültürleri Çin’de etkili olmuştur.

ÇİN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
Çin’de egemen olan dinlerin başında, Taoizm, Konfüçyüsçülük ve Budizm gelir. İpek üretimi sayesinde İpek yolu gelişti.
Çinliler Çin yazısını kullandılar.
M.Ö. XI’ yy’da mürekkep kullandılar.
M.Ö. 105′li yıllarda kağıdı icat ettiler.
M.S. 650′de matbaayı kullandılar.

HİNT MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ
En eski medeniyetler İndus Medeniyetleri’dir. Hindistan’daki ilk medeniyet Sint Medeniyeti’dir.
İndus ve Ganj nehirleri verimliliği artıran etkendir.
Güçlü devletler oluşamamış, küçük prenslikler ortaya çıkmıştır.
Kast örgütünü Ariler kurmuştur.

HİNT MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
Eski Hint Medeniyeti’nde en önemli toplumsal kurum KAST Teşkilatı’ydı. Kast Teşkilatı beş bölümden oluşurdu.
1. Brahmanlar : Din adamları
2. Ksatriyalar : Askerler ve soylular
3. Vaysiyalar : Sanatkar, tüccar ve köylüler
4. Südralar : İşçiler
5. Paryalar

İSKİT MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ
İskitler, M.Ö. XI. yy. ile M.S. II. yy. arasında yaşamışlardır.
Göçebe-atlı kavimlerin en büyüğüdürler.
Diğer adları Sakalar olup, tarihte Önemli rol oynayan ilk Türk topluluğudur.
M.Ö. VII. Yüzyıllarda Tuna Nehri’ne ulaştılar.
İskitler, Yakut Türkleri’nin atalarıdır.

İSKİT MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
İskitler ölümden sonraki hayata inandıkları için ölülerini Kurgan olarak bilinen çadır mezarlara gömerlerdi.
İskitler, en eski Türk dini olan Şamanizme inanırlardı.
İskitlerin Asya’daki mücadeleleri Alper Tunga Destanı’nda anlatılmıştır

Mezopotamya Medeniyetleri

AKADLAR SİYASİ TARİHİ
Akadlar, Sami Soyundan gelir.
Başkent Akad olmak üzere, M.Ö. 2350 yılında Kral Sargon önderliğinde krallıklarını kurdular.
Kısa sürede tüm Mezopotamya’ya hakim olduktan sonra Sümer Medeniyeti’nin yayılmasını sağladılar.
Kral Sargon önderliğinde tarihteki ilk büyük imparatorluğu kurdular.
Akad Krallığı, M.Ö. 2150 tarihinde Uruk Krallığı tarafından yıkıldı.

AKADLAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Akadlar, Sümer Uygarlığı’nı devam ettirerek büyükbir imparatorluk kurdular.
Tarihte ilk kez daimi ordu kuranlar Akadlar olmuştur.

ASURLULAR SİYASİ TARİH
Asurlular, Sami ırkına mensuptur.
M.Ö. 2000′lerde Mezopotamya’ya geldiler.
Başkentleri en önemli ticari merkezleri Asur kentiydi.
Tüccar bir kavim olan Asurlular, en çok Anadolu’da ticaret yapmışlardır.
Asurluların varlığına M.Ö. 612′de Medler, Babilliler ve İskitler tarafından son verildi.

ASURLULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Asurlular daha çok Anadolu’da yaptıkları ticaret ile tanınırlar.
Anadolu’da ticari koloniler kurdular.
Anadolu’da, Asur Pazar yerlerine KARUM denir.
Büyük bir askeri imparatorluk kurdular.
Güçlü orduları ve şiddetli kanunları vardı.
En ünlü tanrıları Asur’du.
Mezopotamya’da ölümden sonra hayat inancı olmadığından, anıt mezarlara hiç rastlanmaz.

BABİLLİLER SİYASİ TARİH
Sami soyundan gelen Amurrular’a Babilliler denir.
Başkent Babil olmak üzere M.Ö. XIX. yy’da Mezopotamya’nın en güçlü devletini kurdular.
Birinci Babil Devleti’ni M.Ö. 1594′te Hititler yıktı.
İkinci Babil Devleti’ni M.Ö. 539′da Persler yıktı.

BABİLLİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK
Babilliler, Kral Hammurabi zamanında mutlak krallığa dayalı büyük bir imparatorluk kurdular.
Sümer Kralı Urukagina tarafından yazdırılan ilk kanunlardan sonra Mezopotamya’da bilinen diğer bir kanun ise Hammurabi Kanunları’dır.
Babilliler, astronomi çalışmaları yapmışlar, burçları bulmuşlar ve yılı 354 güne bölmüşlerdir.
Babillilere ait en önemli sanat eserleri şunlardı : Hammurabi Steli, Babil Kulesi ve Babil’in Asma Bahçeleri.

SÜMERLER SİYASİ TARİHİ
Mezopotamya’da kurulan ilk devlet Sümerler’dir.
Sümerlere ait en önemli şehirler, Lagaş, Uruk, Endu, Kalde ve Kaş’tı.
Sümerler, M.Ö. 1950′de Elamlar tarafından yıkıldı.
Çivi yazısını icat eden Sümerler böylelikle tarihi devirleri başlatmış oldular.

SÜMERLER KÜLTÜR VE UYGARLIK
Sümerler krallarına Patesi adını verirlerdi.
Yazı, tarihte ilk defa Sümerler tarafından kullanıldı.
Tarihte bilinen en eski kanunlarda Sümerler’e aittir.
Doğa güçlerine inanan Sümerler’de en ünlü tanrılar, Anu (Gök tanrısı), Enlil (Yeryüzü tanrısı), Enki (Okyanus tanrısı)’dır.
Sümerlerde en önemli sanat eserleri zigguratlardır.

Sümerler meydana getirdikleri yüksek uygarlık seviyesinde bilimde de ileri gitmişler bilim alanında şu çalışmaları yapmışlardır.
1. Ayı 30, yılı 360 gün olarak hesapladılar.
2. Gece ve gündüzü 12′şer saate böldüler.
3. Bir yılı 12 ay olarak hesapladılar.
4. Ay ve Güneş tutulmasını hesapladılar.
5. Aritmetik ve geometrinin temellerini attılar.
6. Çarpma ve bölme cetvellerini buldular.
7. Daireyi 360 dereceye böldüler.

İbrani-İran-Fenike Medeniyetleri

İBRANİ MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ
İbraniler Sami asıllı bir kavimdir.
M.Ö. XVII. yy’da Filistin’de ilk devletlerini kurdular.
İbrani Devleti, Hz. Süleyman zamanında İsrail Devleti ve Yahudi Devleti olmak üzere ikiye ayrıldılar.
Eski İsrail Devleti’ni Asurlular yıktı.
Eski Yahudi Devleti’ni, Babilliler yıktı.
1948′de İsrail Devleti yeniden kuruldu.

İBRANİ MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
Yahudiler, tek tanrılı din olan Museviliğe inandılar. Musevilik, sadece Yahudilere ait bir dindir.
İbranilere ait en önemli sanat eseri, Kudüs’teki Hz. Süleyman Tapınağı (Mescid-i Aksa)’dır.

İRAN MEDENİYETİ SİYASİ TARİHİ
İran Medeniyeti’ni, Medler ve Persler meydana getirdi.
Medleri M.Ö. 550′de Persler yıktı.
Persleri M.Ö. 330′da Büyük İskender yıktı.

İRAN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
Devlet yönetiminde mutlak krallık vardı.
Kral, tanrı Ahuramazda’nın yeryüzündeki temsilcisi.
İranlılar Zerdüştlük dinine inandılar.

FENİKELİLER SİYASİ TARİH
Fenikeliler Sami asıllı bir kavimdir.
M.Ö. 2000 yılında devletlerini kurdular.
Toprakları tarıma elverişli olmadığı için deniz ticareti yaptılar.
Asurlular, Babilliler ve Persler tarafından yıkıldılar.

FENİKELİLER KÜLTÜR VE UYGARLIK
Fenikeliler daha çok deniz ticaretiyle uğraştılar. Deniz ticareti sonucunda bir çok koloni elde ettiler.
Kendilerine özgü 22 harflik bir Fenike Alfabesi kullandılar.
Ön Asya Uygarlığı’nı Ege Havzası’na taşıdılar.

Mısır Medeniyetleri

MISIR MEDENİYETİ SİYASİ TARİH
Eski Mısır’ın tarihi M.Ö. 3000 yıllarında başlar.
M.Ö. 333 yılında Büyük İskender’in Mısır’ı almasıyla son bulur.

MISIR MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
Mısır’da monarşik-bürokratik devlet yapısı vardı.
Devlet yönetiminde en tepede firavunlar bulunur, firavunlar tanrının oğlu sayılırdı.
Firavunlar tanrının oğlu olduğundan ilah-kral anlayışı görülürdü.
Vezirlik ilk kez Mısır’da görülmüştür.
Mısırlıların en önemli tanrıları Amon-Ra ve Ösiris’ti.
Mumyacılık ve tıp alanında ilerlemişlerdi.

24 harflik hiyeroglif denen bir resim yazısı kullanılmıştır.
Mısır bilimini Nil Nehri’nin hareketliliği etkilemiştir.
Yılı 365 gün ve 12 ay olarak hesapladılar.
Matematikte ve tıpta ileri gittiler.
Önemli sanat eserleri :
Piramitler
Amon Tapınağı
Beni Hasan Mezarları
Labirentler

Anadolu Medeniyetleri

HİTİTLER SİYASİ TARİH
Anadolu’da ilk devlet kuranlar Hattiler’dir.
Hattilerin başkenti Alacahöyük’tü.
Hititler M.Ö. 2000′lerde devletlerini kurdular. Hititlerin başkenti Hattuşaştır.
M.Ö. 1280′de Mısırlılarla savaştılar.
Mısır savaşı sonunda tarihte bilinen ilk antlaşma olan KADEŞ Antlaşması imzalandı.
Hititler, M.Ö. 1200′de Asurlular’ın ve Frigler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

HİTİTLER KÜLTÜR VE UYGARLIK
Hititlerdekralın yetkileri pankuş meclisi ile sınırlandırıldı.
Hititler, anayasa ile taht kavgalarını engellediler.
Hititler’demerkezi krala Tabarna denirdi.
Kraldan sonra ana kraliçe Tavananna söz sahibiydi.
Hititlere ait en önemli sanat eserleri, Alacahöyükteki Sfenks, Yazlıkaya Kabartması ve İvriz Kabartması’dır.

Anadolu’da feodal bir tımar sistemi vardı. Hititler’in,güçlü orduları vardı.
Hititler, Asurlular’dan öğrendikleri çivi yazısını kullandılar.
Hititler hiyeroglif yazısı da kullandılar. Hititler’in tanrılar için yazdıkları yıllıklara Anal denir. Evliliği sözleşmeye dayandırıp aile hukuku meydana getirdiler.
Anadolu ekonomisi tarıma dayalıydı.
Hititler dokumacılıkta ilerlediler.
Hitit ülkesine Bin Tanrı İli denir.
Hititler’de öbür dünya inancı yaygın değildi.
Teşup ve karısı Hepat Hitit tanrılarıdır.

FRİGYALILAR SİYASİ TARİH
M.Ö. 750 Yıllarında kuruldu.
Başkenti Gordion, yani Yassıhöyüktü.
M.Ö. 676 yılında Kimmerler ve Lidyalıların saldırısı sonunda yıkıldı.

FRİGYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Frigyalılar Kaya mimarisi, dokumacılık ve kilimcilikte ileri gittiler.
En önemli sanat eseri Midas Mezarı’dır.
Frigyalılar Fenike harf yazısını kullandılar
Tarımı koruyucu yasalar yaptılar.

LİDYALILAR SİYASİ TARİH
Lidya Devleti M.Ö. 687′de kuruldu.
Başkentleri Sart’tı.
M.Ö. 546 yılında Persler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

LİDYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Lidyalılar mimaride ileri gittiler.
Kuyumculuk ve heykelcilikte ilerlediler.
Paralı askerlerden oluşan bir ordu kurdular.
Fenike harf yazısını kullandılar.
Tarihte parayı ilk defa Lidyalılar kullandı.
Dünyanın en eski serbest pazar şehri Sart’ı kurdular.
Sart’tan başlayan ve Ninova’da biten Kral Yolu’nu yaptılar.
Kibele, Artemis, Zeus ve Apollo gibi Yunan tanrılarına taptılar.

İYONYALILAR SİYASİ TARİH
İyonya Devleti, Batı Anadolu’da Akalar tarafından kuruldu.
Batı Anadolu’da polis (Şehir devletleri) kurdular.
Bu polislerin en önemlileri Milet, Foça, Efes ve İzmir’dir.
M.Ö. VII. Yüzyılda Lidyalılar’ın ve Persler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

İYONYALILAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
İyonyalılar, önce monarşi ve oligarşi ile daha sonra demokrasi ile yönetildiler.
Zaman zaman tiran yönetimi de görüldü.
İyonyalılar daha çok dini mimaride ileri gittiler.
En önemli sanat eserleri, Artemis Tapınağı ve Apollo Tapınağı’dır.
Fenike harf yazısını kullandılar.
Özgür düşünce, demokrasi ve bilimde ileri gittiler.
Denizcilikle uğraştılar, koloniler kurdular.
İyonyalılarda, öbür dünya inancı yoktu.

URARTULAR SİYASİ TARİH
Urartu Devleti M.Ö. IX. Yüzyılda Hurriler tarafından kuruldu.
Başkentleri Tuşpa, yani bugünkü Van’dı.
M.Ö. 600 yılında,İskitler ve Medler’in saldırısı sonunda yıkıldı.

URARTULAR KÜLTÜR VE UYGARLIK
Mimaride oldukça ilerleyen Urartular, bir çok kale, bend ve kanal yaptılar.
Urartular’dan günümüze kadar gelen en önemli sanat eserleri, Van Kalesi, Çavuştepe Kalesi ve Altıntepe Kalesi’dir.
Urartular, çivi yazısını kullandılar.
Mezopotamya’nın aksine Anadolu’da ölümden sonra hayata inanış görüşmüştür.

Roma-Yunan-Helen Medeniyetleri

ROMA MEDENİYETİ SİYASİ TARİH
Roma şehir Devleti, M.Ö. 753′de Etrüskler tarafından kuruldu.
M.S. 395 yılında Batı Roma ve Doğu Roma olmak üzere ikiye ayrıldı.
Batı Roma İmparatorluğu, M.S. 476′da yıkıldı.
Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans), 1453′te Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkıldı.
Krallık Devri (M.Ö. 753-M.Ö. 510)
Cumhuriyet Devri (M.Ö. 510-M.Ö. 27)
İmparatorluk Devri (M.Ö. 27-M.S. 395)
Bizans İmparatorluğunun yıkılması ile Orta Çağ bitti, Yeni Çağ başladı.

ROMA MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK
Roma halkı üç gruba ayrılırdı. Bunlar :
Patriciler : Her türlü hakka sahip olanlar. (Yönetime katılabiliyor)
Plepler : Hiç bir siaysi hakkı olmayan çiftçi, köylü ve sanatkarlar.
Köleler : Ne siyasi ne de toplumsal hakka sahip.
Roma medeniyeti denince akla ilk gelen On İki levha Kanunları’dır.
Roma Medeniyeti’nden günümüze kalan en önemli sanat eserleri şunlardır :
Aspendos Tiaytrosu (Antalya)
Ogust Mabedi (Ankara)
Elmadağ Su Yolu (Ankara)
Roma Hamamı (Ankara)
Bozdoğan Kemeri (İstanbul)
Çemberlitaş (İstanbul)

YUNAN MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Ege medeniyetini meydana getiren medeniyetler şunlardır. Yunan medeniyeti, Makedonya Medeniyeti, Trakya Medeniyeti, Anadolu Medeniyeti, Girit Medeniyeti ve Rodos Medeniyeti. Yunan Medeniyeti, M.Ö. 1200 yılında Dorlar tarafından kuruldu.
Yunan Medeniyeti denince akla Polis (şehir devletleri) gelir.
Yunan Medeniyeti’ne ait en önemli polisler şunlardır. Atina, Isparta, Korint, Tebai, Larissa, Magara.

YUNAN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Tarihte bilinen ilk demokrasi denemeleri Yunanistan’da görülür.
Yunanistan!da sınıf farkını ortadan kaldırmak için Drakon, Solon ve Kleistenes Kanunları ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da felsefenin öncülerinden Sokrates, Platon, Aristotales ve Thukidides yetişmiştir.
Eski Yunan’da sanat alanında heykelciliğe önem verilmiştir.

HELEN MEDENİYETİ SİYASİ TARİH

Makedonya kralı Büyük İskender, M.Ö. IV. yy.’da Doğu’ya bir sefer yaptı.
Bu sefer sonunda Hellenizm Uygarlığı doğdu.
Helen Medeniyeti’ne ait en önemli kültür merkezleri İskenderiye ve Antakya’dır.

HELEN MEDENİYETİ KÜLTÜR VE UYGARLIK

Helen Medeniyeti’nde daha çok pozitif bilimlerde ilerleme görülmüştür.
Helen Medeniyeti’nden günümüze kalan en önemli sanat eserleri, Zeus sunağı ve İskender Lahiti’dir.

Etiketler: